Gerard Depardieu One’a KonuÅŸtu!
Gerard Depardieu ile Paris’te staj yaptığım bir tv kanalında konuk olarak katıldığı programdan sonra kuliste konuşma fırsatım oldu. Kendimi ifade edebilmem için en fazla 1-2 dakikam olduğumun farkındaydım. Türk olduğumu, sinema eğitimi aldığımı ve gazetecilik mastırı yaptığımı ve büyük bir hayranı olduğumu söyledikten sonra lafı röportaja getirdim. Birkaç cümleyle One’ı anlattım. Önce dergilere artık röportaj vermediğini söyledi ama yüz ifademdeki yıkımdan etkilenmiş olacak ki asistanının telefonunu verdi ve onunla görüşmemi istedi ve karısı olduğunu zannettiğim yanındaki bayanla birlikte stüdyodan ayrıldı. Ertesi gün asistanıyla yaptığımız telefon trafiğinden sonra söyleşiyi iki gün sonra 24 Mayıs’ta telefonla yapmak üzere anlaştık. 17 dk sürdü tele-söyleşi. Sorularıma harika Fransızca aksanıyla ve özellikle bayan hayranlarının ‘érotique’ bulduğu ses tonuyla çok seri bir şekilde yanıtlar verdi. Espriler yaptı. Hatta off the record olması koşuluyla Sarkozy’yi bile eleştirdi:) Güzel bir söyleşiydi sonuç olarak. Sırada Cécile de France söyleşisi var. Ama biraz zaman alacak gibi.
Röportaj: Selin Keskingöz / PARİS
Birkaç yıl önce Türkiye’ye geldiniz ve ‘Sinema Onur Ödülü’ nü aldınız. Meslek yaşamınız boyunca yüzlerce filmde yer almış bir aktör olarak başka bir ülkeden aldığınız bu ödülün sizin için bir anlamı var mı?
Elbette var. Kendi ülkemde aldığım ödülleri çok fazla önemsemem. Amerika için de aynı şeyi söyleyebilirim. Orda sinema tamamen bir endüstriye dönüştü. Duygusal bağlamlarından koptu. Ama özellikle Doğu Avrupa ve Asya sineması insani ritmini kaybetmedi henüz. Bu da onları benim için çok özel yapıyor.
Geçtiğimiz yılın son aylarında bizi heycanlandıran bir söylenti çıktı. Oliver Stone Mevlana ile ilgili bir film çekecekmiş ve size de Mevlana’yı oynamanızı teklif etmiş. Hatta anlaşmışsınız. Doğruluk payı nedir bu söylentilerin?
Böyle bir durum oldu ama kesinleşen birşey olmadığı için fazla detaya girmek istemiyorum. Mevlana beni de çok etkileyen bir tarihsel kişilik. Elbette onur duyarım onu canlandırmaktan.
Benim en çok sevdiğim filminiz Şantör. İnanılmaz bir performans sergiliyorsunuz bu filmde. Giannoli ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Nasıl bir yönetmen sizce?
Şantör çok beğenilen bir film oldu. Benim de kendi filmografim içinde ilk 5 e girer. (gülüyoruz) Filmin en çok sade bir öykü içeren senaryosu hoşuma gitti. Gerçek yaşama çok yakın bir çizgisi vardı. Karakterler çok yalın ve etkileyiciydi. Giannoli bu öyküyü çok güzel anlattı. Genç bir yönetmen. Ama sinema kültürü çok üst düzeyde ve bu birikimini filmin her karesinde hissediyorsunuz.
Genç oyuncu Cécile de France ile çok uyumlu bir ikili oldunuz.
Bakın size söyleyeyim. Cecile yakın gelecekte dünya sinemasının en önemli aktristlerinden olacak.
Bilge ruhlu bir şarkıcı oynamak sizin için ilginç olmalı.
Evet ilginç ve güzel bir tecrübe oldu benim için. Çok fazla bu tür karakterleri canlandırmadım.
Canlandırdığınız karakterin gerçek yaşamda şarkıcı Alain Chanone’dan esinlendiği söyleniyor, doğru mu?
Giannoli karakteri oluştururken dans şarkıları söyleyen bir şarkıcının yaşamını gözlemlemek için uzun araştırmalar yaptı. Chanone ile tanıştı ve onunla birlikte bir sure yaşadı. Bu süre içinde Chanone’dan birçok şey öğrendiği doğrudur. Zaten Chanone da filmde oynadı.
Bu filmde Gerard Depardieu fenomeninin bütün yönleriyle ortaya çıktığını düşünenlerdenim. Sizce de öyle mi?
Teşekkür ederim güzel sözleriniz için. Evet gerçekten kendimi çok yakın hissettiğim, birçok yönleriyle kişiliğimi yansıtan bir film oldu.
300 ün üzerinde filmde yer aldınız. Fransız sineması deyince akla ilk gelen isimsiniz. Ama son yıllarda sinemayla aranıza biraz mesafe koymak ister gibisiniz. Yoruldunuz mu? Yoksa artık bütün mesleki başarıları elde ettiğiniz için sinema cazibesini yitirmeye mi başladı?
Benim asıl vurgulamak istediğim şey şu: dünya sinemadan ibaret değil. Yaşamın içinde birbirinden bağımsız ama en az diğerleri kadar güçlü dinamikler var. Benim felsefem bu. Yaşamdan her şekilde zevk almak lazım. Örneğin son yıllarda yemek sektörüne girdim. Restoranlarım var. Bu beni çok mutlu eden bir şey. Müziği de çok seviyorum. Başka uğraşılarım da var. Ama hayatım boyunca sinema herzaman ön planda oldu. Şimdi biraz geriye çekilmek istiyorum. Tabiki sinemayla ilgim devam edecek ama eskiden olduğu kadar çok filmde yer almayacağım sanırım.
Geçtiğimiz yıllarda bağımsız bir Türk filmi olan ve yabancı film kategorisinde oscar adaylığı için yarışan ‘Dondurmam Gaymak’ filmiyle ilgili dünya televizyonlarına yaptığınız olumlu ve övgü dolu açıklamalar filmin popülaritesini çok artırdı. Türk sinemasını takip etme fırsatınız oluyor mu?
Evet o film gerçekten çok etkileyiciydi. Çok doğal ve gerçekçiydi. Oscar adaylığını kazanamamasına üzüldüm tabi. Türkiye’ye film festivali için geldiğim günden beri hayranlık besliyorum. Dostlar edindim. Hala zaman zaman görüşüyorum. Türk sinemasından Nuri Bilge Ceylan’ı çok başarılı buluyorum. Hollywood ve Avrupa sinemasının geleceği çok parlak değil. Ama özellikle Asya sineması yakında çok daha öne çıkacak. Türk sineması da ciddi atılımlar yapacaktır. Çünkü daha önce de söylediğim gibi batı sineması duygusal ritmini ve heyecanını kaybediyor. Ama Ortadoğu ve Asya sinemalarında özellikle genç jenerasyon çok güzel işler çıkarıyorlar.
Tür olarak birbirinden çok farklı filmlerde yer aldınız. Asterix&Obelix serisinde de oynadınız; La Vie En Rose gibi dramlarda da. Bu bir handikap değil mi oyuncular için?
Bence değil. Gerçek bir oyuncu tür seçimi yapmadan her karakteri oynamalıdır. Bunun sanatsal bir zenginlik olduğunu düşünüyorum.
Geçmişiniz ve çocukluğunuzla ilgili ajitasyon içeren çok ilginç detaylar var. Hatta bir kısmı mitleştirilmiş durumda. Bütün bunları yaşadınız mı gerçekten?
Ajitasyon sözcüğü çok doğru değil aslında bu durum için. Tamam yaşadıklarım çok olağan şeyler değildi ama yaşamın içinde olabilen şeyler. Yer yer abartı olsa da anlatılanlar doğru. Bütün bu yaşadıklarımın beni çok geliştirdiğini, erken yaşta olgunlaştırdığını düşünüyorum. Sıradan bir çocukluk geçirseydim belki de sinema kariyerim söz konusu olmayacaktı.
Gastronomi ve baÄŸcılık yeni gözdeleriniz…
Aslında çok yeni sayılmaz. Son 20 yıldır yeterince iri gövdeli olduÄŸum düşünülürse… (gülüyoruz) Az önce söylemeye çalıştığım ÅŸey biraz da buydu aslında. İnsanın mutlaka mesleÄŸinin dışında da ciddi zaman ayırdığı, zevk alarak yaptığı uÄŸraÅŸları olmalı. Aksi halde yaÅŸam çekilmez olur.
Cesar ve Altın Küre gibi sinema sektörünün en önemli ödüllerini aldınız. Akademi ödüllerine aday oldunuz. Mesleğinizin zirvesindesiniz. Bu serüven sizi yeterince tatmin etti mi yoksa pişmanlıklarınız da var mı? Mesela bütün sinema yaşamınız Hollywood’da geçseydi herşey daha mı farklı olurdu?
Avrupa sineması ile Hollywood zaman zaman karşılaştırılır. Hollywood’un endüstriyel anlamda bu işi daha iyi kıvırdığı söylenebilir belki ama Avrupa sinemasının entellektüel açıdan daha kaliteli olduğu da bir gerçek. Zaten Hollywood’daki iyi filmlerin çoğunda da Avrupa orijinli yönetmen ve oyuncuların imzası var. Ben de son dönemde birçok Hollywood filminde oynadım. Zaten küreselleşen dünyada sektör de küreselleşiyor. Bu yüzden çok keskin bir ayrım yapmak çok da anlamlı değil. Sinema yaşamım boyunca Amerika’da yaşasaydım ve Hollywood endüstrisinde kariyerimi sürdürseydim herşey kesinlikle daha farklı olurdu ama iyi mi olurdu kötü mü, kestiremiyorum.
Sayın Depardieu çok teşekkür ederim bu harika söyleşi için, bu büyük onuru bize yaşattığınız için.
Rica ederim.


























Enteresan ÅŸekilde kiÅŸiliÄŸini sinemada yükselirken de bozmamış ve hazımlı aynı zamanda da kültürünü de artırarak sevimlilerÅŸen bir oyuncu. Asteriks’ta olduÄŸu kadar Cyrano de bergerac’ta da iyi ise bir adam sinemada dev olmayı haketmiÅŸ demektir.Ben,m için. Güzel bir röportaj.
müthiş tek kelimeyle kutluyorummm