17Mar2010
Category
Manşet

DB Architecture’in Sahibi Mimar Bünyamin Derman

DB Architecture’in sahibi ünlü mimar Bünyamin Derman One Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Üner’in sorularını yanıtladı.

DB Architecture ne zaman ve nasıl kuruldu? Bugünlere nasıl geldi? Ve daha çok ne tür projeleri yürütmektedir?

bünyamin derman DB Mimarlık 1995 yılında Dilek ve Bünyamin Derman tarafından kuruldu.Hazır bir işi olmayan bu büro yarışmalar yoluyla kendi işini yarattı. Mimari proje yarışmaları her ölçek ve konuda proje üretme imkanı veren çok özel bir kurumdur. Bizler gerek mesleki gelişimimiz gerekse iş yapma yolu olarak yarışmaların büromuza büyük katkı koyduğunu düşünüyoruz. Tabi bir de geniş camiamızdaki çok değerli büyüklerimiz ve kardeşlerimizle bizi bir araya getirdiğini …

Türkiye’deki mimarlık sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz? Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında dünyanın neresindeyiz?

Bugün artık sektörel değerlendirmeleri yerel ölçekte yapma lüksümüz pek de yok gibi. Zira küresel ekonominin şekillendirdiği bir dünya düzeni içindeyiz. Yerli ve yabancı yatırımcılar ve hatta mimarlar için de iyi bir pazarız. Zira gerek kentsel gerek yapı ölçeğinde yapılacak çok iş var. Ama bu işlerin kaçını yerli bürolar kaçını yatırımcıların tercih ettiği yabancı bürolar yapacak ? Düğüm tam da burada. Başka bir ifadeyle sektördeki hareketlilik bizim gibi bu sektörde iş yapan tüm firmalar için iş yapabilme olanaklarını arttırırken rekabeti de beraberinde getiriyor. Hem içerde hem dışarıda rekabeti. Kısacası iyi olmak ve tüm bu gelişmelere hazır olmak zorundasınız.

Özellikle Galataport, Dubai Towers ve Gökkafes gibi tartışmalı projeler nedeniyle her zaman gündemde olan bir meslek mimarlık. Tabi bu popülarite Hıncal Uluç’tan sokaktaki adama kadar herkesin bu konuda ahkam kesmesine de neden olabiliyor? Bu durum siz mimarları rahatsız ediyor mu?

Mimarlık yaşamı kuşatan bir meslek. Yaşadığımız kent, iş yerimiz, alış-veriş merkezlerimiz, eğitim kurumlarımız, evimiz. Hepimizin bir düşüncesi olması çok tabi aslında. Politika gibi. herkesin memleket meseleleri için çok net çözümleri vardır hani…. Benim burada altını çizmek istediğim mimarlık ve kentle ilgili bilinçli ve kalıcı bir kentsel duyarlılığın tesisi. Zira kentsel hafızadan yoksun, bu eğitimi almamış nesillerin elinde şekillenen gelecek bana hep kaygı verici görünüyor.

Ünlü bir hikâyedir; Hitler, Ruslar Berlin’i bombalarken yaptırdığı müthiş büyük Berlin maketine bakar ve yeni Berlin’in hayallerini kurar. Yardımcısına dönüp der ki: “Belki de Berlin’i bombalamaları çok iyi oluyor bizim için. Şimdi rahatlıkla yeni bir Berlin kurabileceğiz.” İstanbul’un mimari anlamda kentsel dönüşümü mümkün mü? Yoksa Rusların bombalamasını mı beklememiz gerekiyor?

Ben İstanbul’un her haliyle çekici olduğunu düşünüyorum. Bu çekiciliği daha da arttırmak mümkün. Ama bunun çözümünün önce bonbardıman ardından yeni bir kent inşası olduğu inancını taşımıyorum. Kentler insanlar gibidir. Geçmişleriyle zenginleşirler. Hafızaları besler onları; geleceklerine ışık tutar. İstanbul’un çok ciddi bir kentsel dönüşüme ihtiyaç duyduğu gerçektir. Ama bunun kentsel hafızaya kazınmış yapı, doku, peyzaj gibi unsurlar göz ardı edilmeden ve kamu yararı yadsınmadan yapılması gerekmektedir.

Türk ekonomisi değişken ve istikrarsız olduğu için olası kriz durumlarına karşı firmalar kendi alanlarının dışındaki farklı sektörlere de yöneliyorlar. Sizin böyle bir düşünceniz var mı? Mimarlığa paralel ya da tamamen farklı bir sektöre de yatırım yapmayı düşünür müsünüz?

Bu konuda herkesin kendince bir kriz planı vardır kuşkusuz. Ama ben en iyi yaptığıma inandığım işle ayakta durmayı daha doğru buluyorum.

Mimarlık giderek teknik enstrümanlarla icra edilen bir iş haline geldi. Bu mimarlığı sanat olmaktan çıkarır mı? Bu bağlamda Mimar Sinan’la günümüz mimarlarının ayrıştığı, benzeştiği noktalar neler?

bunyamin dermanTasarım enstrümanları çağa, üretilen nesneye göre değişebilir ama, tasarlama eylemlerinin özü aynıdır. Tasarımcının ürünü ortaya koyduğu ana denk geçen, fikrin nesnelliğe evrildiği özel bir süreçtir. Bu bağlamda teknolojinin sanata ya da yaratıcı düşünceye engel olmadığını düşünüyorum. Bilgisayar teknolojisindeki gelişim, programlar kimi formları deneme adına sizi daha cüretkar kılabiliyor. Yapının konstrüktif zaafları, deprem rüzgar etkilerine karşı durumu simule edilerek test edebiliyor. İnternet bilgiye ulaşma hızını misliyle katlıyor. Malzeme teknolojisindeki gelişim inanılmaz özgürleştiriyor tasarımcıyı.

Mimarlara toplumsal misyonlar yüklenmeli mi? Yani bir mimarın toplumu yüceltme gibi bir yükümlülüğü var mıdır?

Tarih boyunca mimarlık yönetim erkini elinde bulunduran siyasal, ekonomik ya da sosyal sınıfın hizmetinde olmuştur. İşverenin ufku ne kadar genişse mimar o kadar özgürleşmiştir. Mimarlar tüm sanatçılar ya da düşünce adamları gibi geleceği bugünden görürler, politiktirler; çünkü yaptıkları üretim düzenle ilgilidir, insanla ilgilidir. Geleceği bugünden kurarlarken geçmişi de iyi bilmek zorundadırlar. Bireysel olarak yapı yapma, yaptıkları ile birşeyleri işaret etme güçleri sınırlıdır. Ancak düşüncelerini mesleki platformda seslendirerek, bir arada etkin bir sivil güç olabileceklerini düşünüyorum.

Ulusal-uluslar arası birçok ödül aldınız. Aldığınız ödüller mesleki performansınızı olumlu ya da olumsuz etkiliyor mu?

Ödüller her zaman olumlu motivasyon sağlıyor kuşkuşuz. Üstelik daha da çok sorumluluk yüklüyor bizlere. Aslında biliyor musunuz, en büyük ödül kağıt üzerinde kurduğumuz dünyanın düşündüğünüz gibi hayata geçirilebilmesi ve kullanıcısını mutlu kılabilmesi.

Üslup olarak beslendiğiniz, rol modeli olarak benimsediğiniz bir mimar var mı?

Jean Nouvel ve Rem Koolhaas.


Türkiye’de mimarlık eğitimi yeterli mi sizce?

Mimarlık eğitimi sorunsalı aslında başlı başına bir konu ve yine herkesin doğru-yanlış bir şeyler söyleyebileceği alanlardan biri. Ancak ben kendimi biraz farklı tutuyorum bu noktada. Zira yakın zamana dek önce asistan sonra öğretim üyesi olarak hem devlet hem de özel üniversitelerde dersler verdim. Yani içeriyi biliyorum. Aynı zamanda üniversitelerde verilen eğitimi alan genç arkadaşlar nihayetinde bir büroda çalışmaya başlıyorlar ki burada da sonuçlarını yaşayarak dışardan bir değerlendirme yapabiliyorum. İşin özü, eğitim çok önceden, temel eğitimden doğru kurulması gereken, uzun bir süreç. Kişilerin okudukları bölümü bilinçli seçmeleriyle de ilgili. Ne denli istekli, yetenekli, çalışkan olduklarıyla da. Okulun sistemi, olanakları, öğretim elemanlarının kalitesi ile de ilgili. Rekabet, burada da kurumların kendilerine çeki düzen vermelerini sağlayacak , onları fark yaratmak gibi bir uğraşa sürükleyecek itici güç olacaktır kanımca. Ama temelde en azından ortak bir sistem içinde standart bir eğitim tanımı da olmalı. Yani onun altına düşmeyecek bir eğitim verilmiş olmalı her öğrenciye. Fazlası? Ne mutlu. Zaten biraz da kişide bitmiyor mu iş.

Bu aralar yürüttüğünüz projeler…

Şu aralar uygulama sürecinde olan projeler var. 212 Avm( Edip Aş.), Minimal, Gizli Bahçe ( Dumankaya İnşaat ), Bursa Güzelbiryer ( Koray İnşaat ) , Bodrum Otel ( Fokus ), Teknik Lise (TÇMB).

bünyamin derman Bugüne kadar yaptığınız projeler içerisinde sizi en çok heyecanlandıran….

Dalaman Havalimanı projesinin birçok anlamda iyi bir deneyim olduğunu düşünüyorum. Ayrıca halen devam etmekte olan ve her geçen gün biraz daha ayağa kalkan 212 AVM’nin de beni oldukça heyecanlandırdığını söylemeliyim.

ONE Dergisi olarak her yıl insanlığın genelini ilgilendiren bir sorunu sosyal sorumluluk teması olarak belirleme kararı aldık. Bu yıl ki temamız çevre. Bu bağlamda gençlere önerileriniz…

Sürdürülebilirlik kavramının ( lütfen moda olarak algılanmasın ) içine aldığı her alan için çok önemli olduğu inancındayım. Doğru anlaşılıp, kullanıldığında çevre gibi bir konumun, sürdürülebilirlik kavramı içinde çok iyi işlenebileceğini düşünüyorum. Zira çevre, bir mimar için, bazen tasarladığı yapıya referans oluşturan yakın ve uzak bölge, bazen tasarımın kendi nesnesidir.

Mimarlık okuyan ve bu alanda ilerlemek isteyen genç ONE okurlarına ne söylemek istersiniz?

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki potansiyeli yüksek bir ülkeyiz. Ama enerjimiz az . Çok yetenekli arkadaşlarımız var. Benim tek olumsuz tespitim ya çok aceleciler ya da çok erken hız kesiyorlar. Oysa bu meslek uzun soluklu bir koşu gibidir. Yol aldıkça ( deneyim kazandıkça) daha az efor harcarsınız. Daha çok keyif alırsınız. Hedef koymalısınız; sabretmek, her şeye rağmen sevmek, mücadele etmek zorundasınız. Her şey emek ister ve emek verilen şey değerlidir.

İSTANBUL SORULARI

İstanbul’u eski İstanbul’un naifliğinden uzaklaştıran birçok neden sayılabilir elbette ama sizin aklınıza ilk gelen…

Kontrol edilemeyen göçle gelen kültür erozyonu ve bunun yansıması imarlı imarsız gecekondular …

İstanbul’u en iyi anlatan şiir/öykü/roman…

Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum Gözlerim Kapalı“ şiiri Donuk ve güzel bir resmin dışına çıkmış bu şiirde kent sesiyle, ter kokusuyla, martı çığlıklarıyla capcanlı karşımızda beliriverir.

İstanbul’u en iyi anlatan mimari eser…

Ayasofya ( Geçmişi, bugünü ve ilerisini )

Modern İstanbul’a yapılmış en büyük ihanet…

Yağma ( Her türlüsü )

İstanbul’un en sevdiğiniz hali…

Kar yağdığı zaman…

İstanbul tek bir semt olsaydı, hangisi olsun isterdiniz?

Kandilli.

Röportaj: Ömer Üner

Yorum Sahası

  • nihal bengisu diyor ki:

    röportajı çok beğendim özellikle sondaki istanbul sorularını kutluyorum emeği geçenleri

  • AHMET YILMAZTÜRK diyor ki:

    Bünyamin Bey başarılarınız daim olsun sizinle küçük bir işte çalışmıştık bir kez söyleşiyi yapanlara teşekkürler

Görüş Bildir

Login with Facebook: