Küresel Resesyon ve Türkiye
Amerika’da başlayıp dünyanın her tarafında etkili olan konut kredileri krizi asıl yıkıcı etkilerini Euro bölgesinde göstermeye başladı. Amerika’da enflasyon ve işsizliğin hızla yükselmesi uzmanları bir resesyon beklentisine sokmuştu yalnız ABD’de bu beklentinin aksine gerçekleşen ikinci çeyrek büyümesi yıllık büyüme oranını yüzde 3.3’e taşıdı. Böylelikle resesyon beklentisi içerisindeki Amerikan ekonomisi yüzde 2 ile 3 aralığında belirlenen potansiyel büyüme oranının üzerinde bir büyümeyi gerçekleştirerek büyük bir sürpriz yarattı.
ABD’de yaşanan bu gelişmeler sistematik bir krizin önüne geçmiş olmasına karşın şimdi de korkulu gözleri AB coğrafyasına çevirdi. Özellikle İngiltere büyük bir krize sürükleniyor. Küresel likidite krizi, hızla artan gıda ve enerji fiyatlarının etkisiyle büyümenin neredeyse durma noktasına geldiği ülkede gayrimenkul piyasası çöküyor, artan enflasyonla birlikte işsizliğin artma eğilimi sürüyor. Yavaşlayan İngiliz ekonomisi son 11 yılın en yüksek enflasyon oranına yaklaşmışken, artan işsizlik de düşündürücü ve baş ağrıtıcı bir hal almış durumda. İngiltere’de durum böyleyken AB’nin üç büyük ekonomisi Almanya, Fransa ve İtalya’da da işler iyi gitmiyor. Bu ülkelerde ekonomik büyümenin düşmesi ve enflasyonun artması sonucu Euro bölgesinin ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 0.2 daraldı. Euro bölgesinin ekonomisi 1995 yılından bu yana ilk kez nisan-haziran döneminde daralma gösterdi. Bu daralmanın ve AB ülkelerinin yaşadıkları ekonomik sorunların asıl sebebi olarak ihracatın ve tüketim harcamalarının azalması gösterilebilir. Tüm bunlar Avrupa’yı resesyon korkusunun sarmasına yol açarken, ihracatın önündeki en büyük engel Euro’nun aşırı değerli olması Avrupa Merkez Bankası’nı harekete geçirdi. AMB bir yıldan fazla süredir arttırmadığı yüzde 4 olan faiz oranlarını yüzde 4,25′e yükselterek AB ekonomisinde yükselen enflasyon ve azalan büyüme oranı karşısında bir tedbir alma yoluna gitti.
Amerika’nın hapşırması sonucu Avrupa’nın hastalanması düşünülürse önümüzdeki sene küresel anlamda bir ekonomik krizin yakın olduğu söylenebilir. Bir ülkede meydana gelen bir sorunun etkisi gelişen iletişim ağıyla beraber diğer ülkelerde de artçı şoklar meydana getiriyorsa ABD’de başlayan finansal krizin Avrupa’nın ardından ülkemizi de etkilemesi mümkün. Ayrıca Türkiye’nin en büyük dış ticaret ortağı olan AB ülkelerinde hissedilmeye başlanan resesyon ve Avrupa Merkez Bankası’nca yukarı çekilen faiz artırımı ve Euro’nun değer kaybetmesi, ülkemizi de yakından ilgilendiriyor. İhracatının yüzde 50’den fazlasını Avrupa’ya gerçekleştiren Türk ihracatçısı için ise, Euro’nun değer kaybı zaten aşırı değerli YTL sonucu kaybettikleri Pazar payını daha da aşağılara çekebilir. Ülkemizin yine önemli bir dış ticaret hacminin olduğu Rusya ile de Kafkasya’daki krizle gerilen siyasi ve ticari ilişkilerimiz düşünüldüğünde Türkiye’nin işi önümüzdeki dönemde epey zor görünüyor.
Tüm bu gelişmeleri takip eden Türk ihracatçıları ise şimdiden yeni pazar arayışına girmiş durumdalar. Yeni dönemde Türk ihracatçısı için öncelikli hedef mevcut pazarları kaybetmeme ve yeni Pazar bulma ve pazarlama stratejileri geliştirme olacağa benziyor. Bu küresel durgunluk ve coğrafyamızdaki ekonomik ve siyasi kriz ortamına karşın şu an Türkiye’nin önünde Pazar değeri çok yüksek ülkeler bulunuyor. AKP hükümeti ile sıcak bir ilişkiye sahip olan iki trilyon dolarlık sermayesiyle Petrol zengini Körfez ülkeleri ihracatımızı yoğunlaştırmamız gereken bir Pazar olarak ilk sırada yer alıyor. Ayrıca Ağustos ayında işbirliği zirvesi gerçekleştirdiğimiz, Osmanlı’dan yana bir gönül bağımızın bulunduğu Afrika ülkeleri ise Türk ihracatçısı için fırsat olmalı. Özellikle Afrika’nın gelişmekte olan ekonomileri düşünüldüğünde bu ülkelerde oluşturulacak sanayileşmenin ve alt yapı ağlarının deneyimli Türk yatırımcıları tarafından değerlendirilmesi Türk ihracatçısının yüzünü güldürecektir.
Her ne kadar Küresel anlamda bir durgunluk ve finansal kriz beklentisi yüksek olmasına karşın Türkiye’nin koalisyon dönemlerinde sık sık yaşadığı ekonomik krizlerden edindiği tecrübe, ekonomimizin kendine özgü iç dinamikleriyle iki çeyrekte düze çıktığı varsayımı bizlere umut vermeli. Türk yatırımcıların da bu kriz ortamını dahi fırsata çevirme potansiyeli ve deneyimi olması açısından Euro Bölgesindeki resesyon beklentisinin ülkemiz açısından pek korkulacak bir durum olmadığı kanaatindeyim.
İsmail KARAKUŞ


























Yorum Sahası
Henüz yorum yok; ilk olmak ister misin ?
Görüş Bildir