CERN’de Genç Bilimadamları
Dünyanın en büyük nükleer fizik araştırma merkezi CERN’de evrenin oluşumunu yeniden canlandıracak deney Mayıs 2008′de yapıldı. Büyük deneyde Türkiye’deki üniversitelerin değişimli öğrencileri dahil 65 Türk çalışıyor. Ancak deneyde çalışan üç genç bambaşka özellikleriyle tüm bilim adamlarından ayrılıyor. Özgür Çobanoğlu, 29 yaşında. Üniversite ve Yüksek Lisansı İstanbul Üniversitesi’nde, Doktora’yı Torino Üniversitesi’nde bitirdi. Ardından CERN‘e kabul edildi. Sabah 08.00′de başladığı çalışmaları bitmek bilmeyince dinlenebilmek için farklı arayışlar içine girdi. Ve kendi kendine ney üflemeye başladı. Bilge Demirköz, 27 yaşında. Türkiye onu 31 Aralık’ta Kartalkaya’da geçirdiği kayak kazasıyla tanıdı. Demirköz, beş yaşında okula başladı. Dünyaca ünlü üniversite MIT’de Matematik, Fizik ve Müzik okudu. İki yıl NASA’da çalıştı. Oxford’da Fizik doktorası yaptı. O da doktoranın ardından CERN’e kabul edildi. Profesyonel yatçılık ve dağcılık sporu yapan Demirköz, aradan geçen dört ayın ardından kayak kazasına ilişkin ise “Sadece bir kazaydı ama keşke çarptıktan sonra yardım etseydi” diyor. Sezen Segmen de 27 yaşında. Türk bilim insanlarının en genci. İki gözündeki katarakt yüzünden sadece çok yakını görebiliyor. Uzağa bakacağı zaman dürbününü kullanıyor. Gözleri çok yoruluyor ama CERN’de fizik çalışması şansı bulduğu için bunu sorun etmiyor.
Onların yaşamı, “İşte başarı hikayesi bu” dedirtiyor. İkisi üniversite sınavda tek tercih yapmış. İstediklerini bölümlere girip, bilimle içiçe yaşamaya başlamışlar. Gencecik yaşlarında dünyanın en ünlü bilim kurumlarıyla tanışmışlar. Ne üniversitedeki katsayı sorunu, ne sağlık sorunları onları yıldırmış. Azimleri son hızla sürüyor. Üçü de CERN’de kafalarındaki soruları çözmeye çalışıyorlar. Bilim öylesine damarlarına girmiş ki bu soruların yanıtlarını almaları hiç bir şeyi değiştirmeyecek. Yeni sorular soracak beyinleri ve belki de önümüzdeki yıllarda Nobel’e bu kez bilim dalında imzamızı atacağız onlar ve onlar gibiler sayesinde.
CERN KORİDORUNDA NEY SESİ GELİYOR
CERN’ün küre şeklindeki merkezinin tam karşısındaki A blok’ta ney sesini takip ediyorum. Kim bu diye sorunca, “Özgür”dür diyorlar. Merakla ofisine yöneliyorum. Beş bilgisayarlı odanın ortasında ney çalan kişi 29 yaşındaki Özgür Çobanoğlu. Kendi kendine öğrenmiş ney üflemeyi. “CERN’deki bilim adamlarını ney çalarken uyutmuşluğum bile var” diyor. Özgür, Türkiye’de üniversite sınavında haksızlığa uğradıklarını her platformda dile getiren meslek lisesi mezunlarından. Onun azmi katsayıyı yenmiş ve Ziya Kalkavan Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi Gemi Elektroniği ve Haberleşme Bölümü’nde başlayan hikayesi dünyanın ilk üç hızlandırıcısından birinin İstanbul Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi Fizik Bölümü’nde olduğunu duyunca tek tercin kullandığı bu bölümde devam etmiş. Aynı üniversitenin Nükleer Fizik Bölümü’nde yüksek lisans yaparken “En Küçük”ün peşine düşmüş. Yani atomun çekirdeğinin parçalarının daha ne kadar parçanalabileceğini en küçük’ün ne olduğunu bulmaya çalışmış. Bu sırada Yale Üniversitesi’ndeki (ABD) GAMMASPHERE ve Güney Afrika’daki APHRODITE gama spektometreleri için deney verisi ayrıştırma (experimental data off-line analysis) yazılımını, daha sonra da CERN’deki ALICE deneyi için MOOD (monitor of on-line data and detector debugger) yazılımını geliştirmiş. Yani deney verisinin on-line olarak bilgisayar ortamında yeniden inşaa edilmesi ve dedektörün iç denetimini sağlamış. Bu da onu 2003′te CERN’le tanıştırmış. Bu tanışıklık sayesinde İtalya’daki Torino Üniversitesi’nde doktoraya kabul edilmişti. Doktora bittiğinde de kendisini CERN’ün LHC (küçük big bang) deneyinin yazılımları arasında buluvermiş.
Canının çok sıkkın olduğu zaman ilköğretimde çaldığı flüt aklına gelmiş. Bir ney bir de metot kitabı alıp, başlamış ney üflemeye. Ona göre müzik yaparken kullanılan bazı yöntemler, matematiksel fonksiyonlarla aynı biçime sahip.
MIT’TE TRIPLE YAPTI, BİR GÜNDE OXFORD’A KABUL EDİLDİ
Türkiye onu 31 Aralık’ta Kartalkaya’da geçirdiği kayak kazasıyla tanıdı. Demirköz CERN’de yapılacak büyük patlama deneyindeki en önemli dedektör olan ATLAS projesinde çalışıyor. Isparta’daki uçak kazasında ölen Prof. Engin Arık’ın öğrencisi. ASELSAN’daki üç mühendisin şüpheli ölümünün ardından Demirköz’ün kaza geçirmesi “Komplo teorisi mi?” sorusunu gündeme getirmişti. Bilge Demirköz, beş yaşında okula başladı. Robert Kolej’i bitirdi. Dünyaca ünlü MIT’de (Massachusetts Institute of Technoolgy) Matematik, Fizik ve Müzik okudu. MIT’te doktoraya başladı. Bu süreçte iki yıl NASA’da çalıştı. Ancak Columbia faciasında proje aksayınca, Oxford’a başvurdu. Başvurudan bir gün sonra yanıt geldi. İngiltere Enerji Bakanlığı’nın her yıl beş kişiye verdiği Dorothy Hodgkin bursunu alarak Oxford’da Fizik doktorası yaptı. 2004′te Atina Olimpiyatları meşalesini taşıdı. Oxford’da doktora yaparken CERN’deki ATLAS projesinde çalışmaya başladı. Doktorası bitmeden CERN’ün maaşlı elemanı oldu.
HERŞEY NEYİ PROBLEM ETTİĞİNE BAĞLI
Sezen Segmen de 27 yaşında. CERN’deki Türk bilim insanlarının en genci. İki gözündeki katarakt yüzünden sadece çok yakını görebiliyor. CERN’de çalışanların gözdesi, “En azimlimiz” diyorlar onun için. Uzağa bakacağı zaman dürbününü kullanıyor. Gözündeki kataraktla CERN’de çalışmanın zor olup olmadığını soruyoruz, yanıtı: Neyi problem ettiğinize bağlı. Normal insanlara oranla gözlerim daha fazla yoruluyor. Burada fizik yapabilme şansı olduktan sonra geri kalanlar hiç sorun değil.
Koç Lisesi’nde bilimle iç içe eğitim gören Sezen, çocukluğundan beri “Ne olacaksın?” sorusuna “Bilim yapacağım” yanıtını veriyor. Hayatının en büyük riskine üniversite sınavında girmiş. Tek tercih yapmış: ODTÜ Temel Bilimler Fizik Bölümü. Lisans yıllarında, Higgs Parçacığı’nı konu alan araştırma ödevini yaparken CERN’le tanışmış. Parçacık fiziği dersleri almaya başlamış. Şimdi doktorasının son yılında ve CERN’de. Ağustos’ta Türkiye’ye döneceğim. LHC deneyinin CMS dedektörü için çalışıyor.
ÖZGÜR ÇOBANOĞLU (29)
SANAYİ DEVRİMİNİ KAÇIRDIK, SANAYİ EVRİMİNİ GEÇİRELİM
Madem sanayi devrimini kaçırdık. O zaman sanayi evrimini geçirmeliyiz, görünen o ki şu anda birlikte katkıda bulunduğumuz süreç de bu. Müzikle bilim ayrı şeyler değil. Bir müzik aleti çalarken beynimizde olup biten şeyler, bir haberleşme chipinde olan olaylara bazen çok yakın ya da tamamen aynı. Örneğin geliştirdiğim “serializer” alt-sisteminde PLL denen ve bir periyodik işareti bir başka periyodik işarete kilitleyen bir denetim sistemi var. İki periyodik işareti birbirine kilitliyor ve en küçük bir frekans ya da hatta bir açı farkında dahi bunu algılayıp hatayı düzeltmek için gerekli adımları atıyor. Beynimizde bu devre ile ayni işi yapan ve örneğin “do”dan “re”ye geçtiğimizde yaptığımız geçişin doğru olup olmadığını anlamamızı sağlayan bir bölüm var. O bölüm iyi çalışmadığında “Müzik kulağımız” olmuyor. Çok iyi çalıştığında ise “Müzik kulağımızın iyi” olduğunu söylüyoruz. İlginç benzerliklerden biri bu.
BİLGE DEMİRKÖZ (27)
ANNE BEN O LABORATUVARDA ÇALIŞACAĞIM
Lise yıllarında Fizik’i hiç sevmezdim. Fizik notlarım da çok yüksek değildi. Ama Matematik hayranıydım. Gece yatağın içinde bile problem çözerdim. Robert Koleji’nde, birinci sınıftayken Matematik Olimpiyatları’nda Türkiye Şampiyonu olduk. Dünya Şampiyonası ise o yıl Cenevre’de düzenlendi. Cenevre’deki olimpiyatlarda takım birincisi olunca hocamız ödül olarak bizi fizik laboratuvarına götüreceğini söyledi. Tabii Fizik lafını duyunca durum benim pek de hoşuma gitmedi. Ama kapısından içeri girdiğimizde etrafı incelemeye başladım. O an karar verdim. Eve döndüğümde anneme olimpiyat başarısını bile anlatmadan tek söylediğim şey “Öyle bir laboratuvara gittik ki ben orada çalışacağım” oldu. Bir gün CERN’de çalışacağımı biliyordum.
Sezen SEGMEN (27)
YAPTIĞIM İŞ ÇOK KEYİFLİ GERİ KALANI SORUN DEĞİL
Gözlerimde doğuştan katarakt var. Nasıl tarif edilir bilmiyorum normal insanın ne kadar gördüğünü bilmediğim için bence yeteri kadar görüyorum (Gülüyor). Deney için teori geliştiriyorum. Bilgisayar programları yazıyorum. Aynı zamanda ben bizim deneyin süper simetri araştırmaları yapan grup için bir nevi teori kontağıyım. Kuramcılarla beraber çalışıyorum. CERN’de çok geniş bir yelpaze var. Parçacık fiziğiyle kozmoloji artık iç içe geçmiş durumda. Ben de tam o sınırda çalışıyorum ve bu çok keyifli. Herkes soruyor, “Gözündeki katarakt problem yaratıyor mu?” diye. Bu neyi problem ettiğinize bağlı. Elbette normal insanlardan daha zordur. Yabancı bir ülkede bir yerden başka bir yere gitmek bile zorken, parçacık fiziğinden bahsediyoruz. Ama burada yalnız başına kalmak büyük bir deneyim oldu. Cesaret getirdi. Tek başıma bir sürü şeyi hallettim. CERN’deki çalışmalarımı da başarılı sürdürdüğüme inanıyorum. Çünkü ekrana yakından bakabildiğim sürece sorun yok. Normal insanlara oranla gözlerim daha fazla yoruluyor. Burada fizik yapabilme şansı olduktan sonra geri kalanlar hiç sorun değil.
ABD AVRUPA YARIŞINDAN DOĞAN BİLİM
İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarıydı. Savaştan kârlı çıkan ABD, bilimsel çalışmaları ilerletmiş, Avrupa ülkeleri ise ona yetişebilmek için arayışlar içine girmişti. 12 Avrupa ülkesi (Belçika, Almanya, Fransa, Danimarka, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre, İtalya, Norveç, Yugoslavya, ve Yunanistan) gücünü birleştirmeye karar verdi. 1954′te bugün Fransa ve İsviçre arasına yayılan dünyanın en büyük araştırma laboratuvarının kurulduğu alan boş bir tarlaydı. 12 Avrupa ülkesinin Cenevre’de imzaladığı anlaşmayla Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi anlamına gelen CERN “Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire” kuruldu. Hatta CERN’ün internet sitesinde o dönemde bilim adamlarının, “Bu kadar büyük alana biz ne sığdıracağız” diye espri yaptıkları bile belirtiliyor. Avrupa ülkelerinin güçlerini birleştirmesi karşısında şaşkına dönen ABD, yüksek enerjili parçacık hızlandırıcısı Tevatron’u kurduğunda, CERN evrenin oluşumundaki kaybolan maddeyi aramaya başladı. CERN, LHC deneyiyle dünyanın oluşumundaki en küçük maddeyi “Higgs-Tanrı Maddesi”ni bulmayı hedefliyor. ABD’nin bu deney karşısında ne yapacağı şimdilik bilinmiyor.
CERN’ün İsviçre Meyrin’de kurulu başlangıç noktasının girişinde dünyayı simgeleyen bir yarıküre duruyor. CERN’ün simgesi haline gelen küre, İsviçre Konfederasyonu’nun CERN’e 50′nci yıl hediyesi.
Yazı ve Fotoğraflar: Yeliz Öz (Cenevre)


















Yorum Sahası
Henüz yorum yok; ilk olmak ister misin ?
Görüş Bildir