Celal Bayar’ın Torunu Prof. Emine Gürsoy Naskali
Türkiye’nin en önemli dil bilimcilerinden Celal Bayar’ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali ile 27 mayıs darbesinden eşi Esko Naskali’ya kadar birçok konunun yer aldığı keyifli bir söyleşi yaptık. Gösterişten uzak sade yaşamı , sevecen tavırları,yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesi ve sahip olduğu bilgileri mütevazılığıyla aynı potada eritmesi çevresi tarafından neden bu kadar cok sevildiğinin de cevabı aynı zamanda.
Röportaj: Kemal Aydın, Süleyman Kızılkaya, Emre Görgülü
Bize biraz Emine Gürsoy Naskali’den bahseder misiniz?Biz sizi eğitimci,yazar,araştırmacı yönlerinizle tanıyoruz.Acaba günlük yaşamdaki Emine Gürsoy Naskali nasıl birisi?
Erken kalkarım. Çay içmesini severim. Bilgisayarım hep açık olur. Üzerinde çalıştığım birkaç konu olur. Evde çalışmasını severim. Şu sırada “Kültür Tarihimizde Lanet” konulu bir çalışmayı yayına hazırlıyorum. Ayrıca, Yassıada Zabıtları’nın neşrine devam ediyorum.
BUNLARIN CİLT PARASINI KİM ÖDEDİ?
27 Mayıs olayları yaşanırken siz henüz on yaşındaydınız.Dedeniz kendisini almaya gelenlere:’Ben millet iradesiyle geldim millet iradesiyle ayrılırım.’ diyerek silahla karşı koydu.Sizin köşkü terketmeniz nasıl gerçekleşti?
Biz, yani anneannem, annem, kız kardeşlerim köşkten bir bavulla ayrıldık. Bir uçağa bindirildik, İzmir’e götürüldük ve Çeşme’de ev hapsine alındık. Uçak biletini kendimiz ödedik. Bize refakat etmekle görevli subayların biletini de bize ödetmek istediler, kabul etmedik. Her şeyimiz bloke edildi, evimiz mühürlendi, hesaplara el kondu. Kış geldiğinde kışlık giyeceklerimizi istedik, izinle alabildik. Büyük babamın kütüphanesi Çankaya Köşkü’nde kalmıştı. Üç yıl sonra, 1963′te annemi Çankaya’ya çağırdılar kitapların durumunu görüşmek için. Çankaya’daki manejin tavan arasında bir tarafa dağ gibi elma yığılmış, diğer tarafa da büyükbabamın kütüphanesini yığın halinde yere atmışlar. Bir subay ayakkabısının ucuyla kitapları itekleyip iki kümeye ayırıyor, bir kümeye ciltsiz kitapları, diğer kümeye ciltli kitapları. Ciltli kitapları daha kıymetli addediyor ve bunların cilt parasını kim ödedi, onu soruşturuyor. Büyük babam para konularında çok hassastı.
KUYRUK ÇOCUKLARI AYAĞA KALKSIN!
Tahsil hayatınızın önemli bir kısmını yurtdışında tamamlamanızda dedenize yapılan baskıların etkisi oldu mu?
Orta okuldan sonra eğitim hayatım yurt dışında geçti. Liseyi İngiltere’de okudum, ondan sonra da Oxford Üniversitesine gittim. Yurt dışına gitme kararım bir ölçüde ’60 darbesinin etkisiyle oldu. O yıl ilkokulu bitirecektim, sınavlara girmem sorun oldu, diploma almam sorun oldu, orta okula girmem sorun oldu. İki yıl sonra İstanbul’da İngiliz Kız Orta Okuluna kaydım yapıldı. Orta okulu bitirince de İngiltere’ye gittim. ’60 darbesinde benim yaşadıklarım sadece bana yönelik bir tutum değildi. Demokrat Parti mensubu çocuklarının çoğu okulda taciz gördü. “Kuyruk çocukları ayağa kalksın” demeler, not vermemeler, ilkokul birinci sınıf birinci gün öğrencisini aşağılamalar… İç parçalayan hikayeler…
Rehber ansiklopedisinde Celal Bayar için:’ABD ile imzalanacak birçok ikili anlaşma onun eseri olup,çoğu meclisten geçmemiştir.Türkiye’yi küçük bir Amerika haline getirmeye çalışmıştır.’deniliyor.Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Amerika olmak demek güçlü, zengin, hür, demokrat, halkını mutlu edebilmiş anlamına gelirdi. Güçlü, zengin, hür, demokrat ve mutlu olmak birçok ülkenin hayaliydi. Daha yakın yıllarda bile, İsveç Finlandiya ve daha bir çok ülke aynı söylemi aynı benzetmeyle bir ideal olarak ifade etmişlerdir. Amerika; Avrupa’nın kaderini tayin etmiş bir ülkedir. Amerika’nın müdahalesi olmasaydı Müttefik Kuvvetler İkinci Dünya Savaşını kazanabilir miydi? Türkiye’nin önünde iki seçenek vardı: Ya Sovyetlerin güdümüne girmek veya Amerika’yla müttefik olmak. Ya Varşova Paktı ya Nato. Üçüncü bir seçenek yoktu. Mesele bu kadar basit.
İkili anlaşmalar meselesine gelince, o ansiklopediye o yazıyı yazan her kim ise, Türkiye hukuki yönden sakat bir anlaşma mı yapmış demek istiyor? Yani Amerika ve Türkiye – iki saygın devlet – devletler arası hukuk yönünden sakat bir anlaşmaya imza mı atmışlar? Olabilecek bir şey mi bu? Akıl var izan var. Celahetin bu kadarı da insanı şaşkınlığa uğratıyor.
ABD ile aramızdaki en önemli anlaşma Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlığı döneminden önce, İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde, 1947 yılının 12 Temmuzunda imzalanmıştır. Bu anlaşmanın 4. maddesini ABD, 1964 Haziranında Türkiye’nin Kıbrıs’a yapmayı düşündüğü bir silahlı mücadeleyi önlemek için kullanmıştır: Johnson’un İnönü’ye gönderdiği meşhur Johnson mektubu İnönü’nün imzaladığı 12.07.1947 anlaşmasının 4. maddesini içermektedir. Bunu da unutmamak gerekir.
ANITKABİR ZİYARETE KAPATILDI
Anıtkabiri yaptırarak Atatürk’ün naaşını Etnografya Müzesi’ndeki tahta masadan kurtaran,daha sonra 1951 yılında Atatürk’ü koruma kanununu çıkartan Celal Bayar’ın sağlık sorunları sebebiyle Kayseri Cezaevi’nden tahliye edildiği gün Anıtkabire girememesi için Anıtkabir o güne mahsus olarak kapatıldı.Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
Kayseri cezaevinden Ankara’ya geldiğinde büyük babam Anıtkabiri, anneannemin mezarını ve Berrin Menderes’i ziyaret etmek istedi. Anneannem, büyük babamı Kayseri cezaevinde ziyarete giderken trende vefat etmişti. Adnan Menderes, bildiğiniz gibi, İmralı’da katledildi. Anıtkabir halka açık bir yer, büyük babamın Anıtkabir’e gitmesini önlemek için o Pazar günü Anıtkabir’i ziyarete kapattılar. O dönem başbakan İnönü’ydü; darbe sonrası kurdukları hükümete İnönü başbakan yapılmıştı. Bayar’ı Anıtkabir’e almamak gibi bir olay sözkonusu olduğunda İnönü’nün bilgi ve muvafakati dışında bir karar közkonusu değildir.
Kamuoyunda Türkçe’nin yok olmaya başladığına dair söylentiler var.Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?
Türkçe’nin yok olması sözkonusu değil. İnsanımızın güvenini kırmaya yönelik, “sen kusurlusun, yetersizsin, dilini bile konuşamıyorsun” diyen bu zihniyeti kınıyorum. Bu propaganda niye sürdürülüyor anlayamıyorum. Yasaklardan yana değilim ama “bir yasak koyacaksın, bu yasak ne olsun?” deseler, “dil elden gidiyor” şeklindeki felaket tellalığını yasaklardım. Bu kadar şuursuz ve olumsuz bir söylemin sebebini anlayamıyorum. Ve ayrıca, bu görüşe de katiyen katılmıyorum. Bence Türkçe son derece canlı ve yaratıcı bir biçimde hayatiyetini sürdürüyor. Bir dil, o dili konuşan insanlar nüfus olarak eriyip yok olduğunda ortadan kalkar. 3000′li yıllarda nüfusu yok olacak toplumlar var. 3000′li yıllarda bu toplumların konuştukları dil artık konuşulmayacak. Türkçeyi konuşan nüfus sebebiyle Türkçe 3000′li yılları görecek.
ESKO NASKALİ
Akademik başarılarınızın yanında çok sade bir özel yaşamınız var.Bize eşinizden bahseder misiniz,tanışmanız nasıl oldu?
Eşim Esko Naskali, Finlandiyalı. İran’da tanıştık. Sekiz yıl Helsinki’de oturduk. 1984′ten beri İstanbul’da yaşıyoruz. Eşimin kuzeni Martti Ahtisaari Finlandiya Cumhurbaşkanıydı, bu yıl Nobel Barış Ödülünü aldı. Memnun olduk.
One dergisi gençlerin sesi olmaya devam ediyor.Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Girişimciliğinizi, duyarlılığınızı, olayları sorgulamanızı ve yorumlamanızı kutluyorum. Benim için sizlerle birlikte olmak bir ayrıcalık. Tavsiyeleriniz nelerdir sorusunu, bence, asıl size sormak gerekir.


























iyi günler sayın emine gürsoy ben görme engeli biri olarak ve cok koyu dp olark 1957 balıkesir doğumluyum sizi söz sende porgamda izledim yassı ada anlatıklarınazdan cok etkilendim rahmetli babam anlatırdı sizden de duyunca cok etkilendim T.C başbaknına yapılan mameleye cok üzüldüm benim sizden bir ricm bana yassı ada kitabı nızı gönderir misiniz cok memnun olurm saygılarımla nevzat demirkaynatan
emine hocamı zaten seviyordum …şimdi ona olan hayranlığım daha da arttı..