Author’dan Cem Åžancı’ya

Cem Åžancı bir yazar. Sanal dünyayı en etkili kullanan yazarlardan biri olması bir yana Cem Åžancı geleneksel anlamıyla da bir yazar. 9 kitabı olan ‘deneyimli’ bir yazar üstelik. Yalnızca yazarak yaÅŸayabilenlerden.  Enstrümanları farklı da olsa yaptığı her iÅŸi yazıya iliÅŸkin olanlardan. Öncelikle bu yönüyle ayrışıyor yaptığı onca iÅŸ arasında yazarlık da yapıveren yarı-profesyonel yazarlardan. DiÄŸer yandan tabularla fena halde derdi olan bir yazar Cem Åžancı. Kitaplarında edebiyatın naifliÄŸin ödün vermeden kırıyor putlaÅŸmış ön yargıları, kabulleri, retleri. Özgün üslubuyla -ki bence üslupçu bir yazardır Cem Åžancı- ve sarsıcı yaklaşımlarıyla pek de yapılmayanı yapıyor yazar. Sanal alemde ise Cem Åžancı bir ‘author’. Daha hırçın, daha öfkeli, daha sansürsüz. Bilen bilir sözlükler aleminde ‘author’un nasıl bir fenomen olduÄŸunu. İç cebinde bir ‘author’ taşıyan Cem Åžancı ile söyleÅŸtik. Buyurun.

Röportaj: Ömer Üner

Katkıda bulunan: Yusuf Salman

Sözcüklerle müthiş bir ustalıkla oynuyorsunuz. Soyağacınızdan devşirdiğiniz yazarlık genleriniz var mı? Yoksa bütün bunları tek başınıza mı yaptınız?

cem ÅŸancı author one dergisiBabam müzik ve resimle uÄŸraşırdı ama edebiyat konusunda ailedeki tek örneÄŸim. Tek başıma yaptığımı söylemekse, “yazmayı öğrenirken” bana destek veren okurlarıma büyük haksızlık olur, zira edebiyat yolculuÄŸumu, yazın hayatımı finanse edenler, destek verenler hep okurlarım oldu. Onların hakkını yiyemem ÅŸimdi. Türkiye’de, 19 yaşında genç bir yazarın romanını kolay kolay hiçbir yayınevi basmaz. Altın Kitaplar ilk romanımı görüp, beÄŸenip basmaya karar verdikten sonraysa artık okurlarımın desteÄŸi sayesinde yeni romanlarımı yazmak ve yayınlamak için fırsat buldum, çünkü biliyorsunuz, bir yayınevi size ancak bir kitaplık destek verir, kitabınız satmazsa, ilgi görmezse, beÄŸenilmezse, bir daha kitaplarınızı basmak istemez. O yüzden 20-30 yaÅŸlarım arasındaki o on senelik olgunlaÅŸma dönemimde yedi romanım yayınlandı ve her romanla üslubumu, dilimi, yazım disiplinimimi, okurla etkileÅŸimimi, yeni yeni hayatımıza giren bir fenomen olan internete “author” gibi kurgularımı aktarıp edebiyatı kağıt baskı kitapların dışında, dijital ortama taşıma denemelerimi destekleyen hep okurlarım oldu. Satın aldıkları her kitabımla “Biz seni seviyoruz, güveniyouz, medyanın maymunu olmayacağına, düzenin adamı olmayacağına, bizim için yazmaya devam edeceÄŸine inanıyoruz, desteÄŸimiz seninle” mesajı verdiler ve tek kuruÅŸ reklamı yapılmayan; medyayı, dergileri, gazeteleri, televizyonları saran şımarık, ucuz selenlerin hakkında tek satır yazmadığı, “duyurup ünlü yapmamak için” özellikle görmezden geldiÄŸi romanlarım on yıl boyunca sadece okurlarımın kulaktan kulaÄŸa saÄŸladığı destekle defalarca basıldı, satıldı ve sadık okurların medyadan daha büyük bir güç olduÄŸunu kanıtladı.


· Her iyi yazar ve sanatçı aslında biraz sorunludurlar. Doğurgan bir ruhun doğum sancılarından olsa gerek bir parça anormaldirler. Siz de çok bizden biri gibi durmuyorsunuz. Nedir sizi kalabalıklardan ayrıştıran?

Kalablıkların bana onu yapamazsın, bunu yapamazsın diyerek bir sınır çizmeye çalışmasından, ama bunu isterken mantıklı bir sebep ileri sürememesinden kaynaklanıyor bu problem.

Yani adam çıkıp, “argo” konuÅŸamazsın diyor. Peki, tamam, sebebini söyle? cevap yok. Çünkü ayıp, çünkü günah. Çünkü öyle. diye cevaplar geliyor.

Ben kadere, dünyaya, aÅŸka, hayal kırıklıklarına sayıp sövünce, küfürler savurunca, kimse ölüyor mu, yaralanıyor mu, aç veya sakat kalıyor mu, canı acıyor mu? Duygularımı argonun yoÄŸunlaÅŸtırılmış ifadeleriyle, içimdeki baskıyla ÅŸiddetli bir biçimde ifade etmemi, “ama ayıp” diye yasaklamaya çalışıyorsa bir toplum, anormal olan onlardır.

Adam olsunlar, kafalarını çalıştırsınlar, zekanın, aklın, mantığın yolundan ayrılmasınlar kapım onlara sonuna kadar açık.Yoksa böyle hiçbir mantıklı açıklaması olmayan kurallarla, onu yapamazsın, bunu yapamazsın diye bana durmadan sınır koyan, yaratıcı insanları ezmeye, sindirmeye çalışan psikopat kalabalıkların keyiflerini bozmaya keyifle devam ederim.
Kendinize şunu sorun: Hayatı bir kere yaşıyorum, bunu gerizekalı kalabalıkları mutlu etmek için kendimi yırtarak mı yaşarım, yoksa keyfimce istediğim gibi mi yaşarım? Haliyle, varlığımdan rahatsız olan, beni anormal bulup, normalize etmek için kendine görev çıkaran olursa, bu sapıklar en büyük eğlencem haline gelir. Sonuç: Author.

· İnsan yazarak değişir mi? Yoksa yazdıkça bulunduğu yeri mi pekiştirir? Kitaplarınız ve internette yazdıklarınız sizi ne kadar değiştirdi?

Cem Åžancı One DergisiYazmak eylemi, elbette beraberinde araÅŸtırmayı, öğrenmeyi de getiriyor. Hiç bitmeyen, sürekli bir öğrencilik yaşıyorsunuz. Tüm insanlık için geçerli bir kural bu ama yazarlar için çok daha yoÄŸun bir süreç. Belki bir bankacı mesleÄŸi ile ilgili bir kaç eÄŸitimi geçip, deneyimi yaÅŸadıktan sonra, artık bir “uzman” olarak kendini çok yormadan gelen giden parayı sayıp, kağıtları imzalayıp, kredi notlarını verip yaÅŸamaya devam edebilir. Ama bir yazar, üstüne konuÅŸacağı, hakkında yazacağı her konu için bitmek bilmez araÅŸtırmalar, incelemeler yapmak zorundadır. İki paragraf metin yazmak için iki hafta çalışır, öğrenir, sorar soruÅŸturur, tartışır. İşte tüm bu sürecin, bir insanı deÄŸiÅŸtirmemesi mümkün mü? En basit örnek, çoÄŸu insanın farklı bir inanç, farklı bir düşünce duyunca sinir krizi geçirmesidir. Farklılıklara dayanamaz, kabullenemez, onun doÄŸrularından baÅŸka söylemlerin dile gelmesine katlanamaz. Lakin, yazarak yaÅŸayan bir insan, o kadar çok farklılıkla karşılaşır ve tanışır ki, “diÄŸer”lerinin varlığı onun için artık çok doÄŸaldır.

Öte yandan, yazma eylemi sadece bir meslek olmak zorunda değildir. Yazarak düşünen, duygularını yazıya dökmeyi başarabilen insanlar kendilerini tanıma yolunda da önemil adımlar atar. Dolayısıyla, bu insanların arkadaşlarıkları, aşkları, tartışmaları, fikirleri de çok değerli olur. O yüzdendir ki, yazı yazmayı beceremeyen, cümle kuramayan, kendini yazarak ifade edemeyen kimse yoktur etrafımda. Ben zorlayıp, o insanı yanımda tutmaya çalışsam bile, doğamız birbirini iter, daha kendini ifade etmekten, anlamaktan, kelimelere dökmekten aciz bir insan, beni anlamayı hiç başaramaz ve aramızdaki diyaloğu, ilişkiyi çözümleyemeyiz, ona öğretilmiş ezberlere uymadığı için beraberliğimizden koşarak uzaklaşır. Dolayısıyla, yazım kabiliyeti, önemli bir seleksiyon aracıdır benim için.

· Sayısız roman karakterine hayat veren Cem Åžancı aynı zamanda bir internet fenomeni. Kendi yarattığınız ve kendinize yakıştırdığınız bunca karakter arasında Cem Åžancı’yı ıskaladığınız, çoklu kiÅŸilik dehlizlerinde kaybolduÄŸunuz oluyor mu? Aslında sormak istediÄŸim yazarların dünyası bir maskeli balo mu?

Elbette deÄŸil. Demin de söylediÄŸim gibi, insanlar farklı görüşlere, farklı insanlara katlanamadığı için, bir yazarın, kurgusu içinde fakrlı farklı karakterler kaleme alabilmesini anlayamıyor ve kolay bir cevap buluyor kendine: “sen çok kiÅŸilikli bir ruh hastasısın!” Oysa, çok kiÅŸili hastalığı ağır bir fiziksel beyin problemidir. O personların her biri diÄŸerinden farklı yaÅŸar ve kiÅŸinin sosyal yaÅŸamda var olmasını engeller, kim durmadan baÅŸka bir karaktere bürünen, tutarsız bir insanla yan yana yaÅŸamak ister?

Benim farklı karakterler yaratmamın bu kadar göze batmasının nedeni, insanlarımızın henüz zihinlerinde oturtamadığı bir dijital çağın baÅŸlangıcını yaşıyor olmamız. İnternetin varlığı henüz sindirilemedi. Zaten toplumumuzda edebiyat diye bir ÅŸey yoktu. Edebiyat bizim toplumumuzda, siyasi baskılarla susturulmuÅŸ siyaset adamlarının, fikirlerini yaymak için kullandıkları bir sembolizm platformu olmuÅŸ. Bilimkurgusu, polisiyesi, aÅŸkı, korkusu, best seller’ları olmayan bir edebiyat yapısı kimseye garip gelmiyor mu? Sovyetlerin ve ABD’nin birbiriyle savaÅŸtığı geçen yüzyılda soÄŸuk savaÅŸ meydanı olmuÅŸ bir ülkede, kendilerini süper güçlere satmış ÅŸerefsiz politikicaların siyasi rakiplerini yok etmek için ellerindeki yasama gücüyle onu yasaklamasının, bunu yasaklamasının, şöyle konuÅŸanı hapse atmasının, böyle konuÅŸanı asmasının sonucunda, siyaset adamları düşüncelerini ifade edebilecek tek platform olarak kendilerine edebiyatı bulmuÅŸlar ve sadece siyasi düşüncelerin sembolizmle, göndermelerle ifade edilmeye çalışıldı romanlar, öyküler, ÅŸiirler ortaya çıkmış ki, bunlara edebiyat deÄŸil, siyaset diyorum, çünkü ortada okuruna okuma keyfi yaÅŸatmayı amaçlayan bir sanat eseri deÄŸil, siyasi rakiplerine oy kaybettirip, kendi görüşünü iktidara taşımaya çalışan bir siyasetçi çabası var ortada. Dolayısıyla, insanlarımız edebiyatçıların yazdıkları her kelimenin, her metnin, onların düşünceleri, inançları olduÄŸuna inanmışlar ve kurgular yaratıp, farklı karakterler, farklı kahramanlar yazdığınızda, akılları almıyor. Siyasetçilerin eme eme, sömüre sömüre bitirdiÄŸi cücük beyinleri bu anlayışı kabullenemiyor, ezberlerinde, beynine yazılmış kodlarda “edebiyat sanatı” diye bir ÅŸey olmadığından, adam kurgu okuduÄŸunda abandone oluyor, mavi ekran veriyor, aklı başından gidiyor, saçını başını yolarak, klavyenin üstüne çıkıp tuÅŸların üzerinde zıplayarak sinir krizi geçiriyor.

Sonuç olarak, sözü çok uzatmadan sorunun cevabına geleyim, yazmak, farklı karakterler yaratmak hayal gücüyle iliÅŸkili bir konudur. Ama çok özel, ağır travmalar yaÅŸayan, zihinleri sülükler tarafından emilerek zombileÅŸtirilmiÅŸ ezber insanlar arasında hayat sürdüğümüz için, yazmak ve kurgular yaratmak, farklı karakterler kaleme almak aynı zamanda size “ÅŸahsi”, kiÅŸisel kin duyan sapık, manyak, ÅŸizofren kalabalıkların oluÅŸmasına da sebep verdiÄŸinden, bu ülkede yazı yazmak ister istemez meselenin kiÅŸiselleÅŸmesine de neden oluyor ve bir süre sonra o sapık, aç, aÄŸzı salyalı vahÅŸi kalabalıklara karşı Cem Åžancı’yı bırakıp, Author olarak yaÅŸamak istiyorsunuz. Dolayısıyla Author gibi, evrensel mantığı, aklı, zekayı, aÅŸkı, insancıllığı savunan bir karakter yaratmışsanız, ne kadar marjinal olursa olsun, bu pis kalabalıkların içinde, onun varlığı size herÅŸeyden güzel geliyor ve kolayca author olabiliyorsunuz. Sözlükçüler de bu olay için bir tanım yapmışlardı zamanında: “Author’a hak verme eÅŸiÄŸi” veya “Authorlaşıyorum muntazaman.”

· Kadınlara ilişkin özgün yaklaşımlarınız var. Nedir bu cins-i latif ile derdiniz sahi?

Cem ÅžancıAÅŸk diye bize yutturdukları, bir kadının kendini kraliçe gibi hissetme egosuna hizmet etme düzenini saçma buluyorum sadece. Hayatımı, vajinasında mücevher olduÄŸuna inandırılmış ÅŸizofren bir insanın kendine duygu hizmetçisi bulma hevesini tatmin etmek için harcayacak deÄŸilim. İnsan gibi, karşısındakini dinleyen, anlayan, mantığını kullanan, duygularını ifade edebilen gerçek kadınlara aşığım ben. Bu da bizim gerizekalı şımarık kızlarımızı ÅŸaşırtıyor. Onlara hayran olmayan, onlara aşık olmayan, onların peÅŸinden koÅŸup, kendini paralamayan bir erkek gördükleri için, “ay bu adam kadıııın düşmanıııııı yaaaa” diye yaygara yapmaya baÅŸlıyorlar.

· Her yeni yazarın kendi lansmanını kendi çapında yapabildiÄŸi bir sosyal medya fenomeni var artık. 9 kitap yayınlamış ‘deneyimli’ bir yazar olarak sizin aranız nasıl sosyal medya ile?

İnterneti, sosyal ağları, okurlarımın beni kolayca takip edip, gelişmelerden haberdar olması için kullanıyorum. Ayrıca, iki roman arasında aylarca vakit olur. Sizi seven, okumak isteyen okurlarınız aylarca beklemek istemeyebilir. Onlar için de her sabah işlerinin başına oturup, bilgisayarlarını açınca, okuyup keyif alacakları birkaç satır karalamak için kullanıyorum interneti.

· İnternet sayesinde hızla ve tuhaf bir şekilde sosyalleşiyoruz. Yoksa bizi kandırıyorlar mı? Farkında bile olmadan reel dünyanın dışına mı itiliyoruz?

Sadece iletiÅŸim olanaklarımız daha da zenginleÅŸiyor. Bunun tadını çıkarıp, arkadaÅŸlarımıza, dostlarımıza, sevdiklerimize daha yakın olmak için fırsatlar yaratamıyorsak, bu internetin deÄŸil, insanlardan uzak durmayı tercih eden bizim suçumuzdur. ÖrneÄŸin Facebook aslında bir sosyal ajandadır. Orada kolayca organize olup, arkadaÅŸlarınızın, sevdiklerinizin hayatları, yaÅŸadıkları hakkında güncellemeler alıp, kalkıp buluÅŸmaya gittiÄŸinizde, daha keyifli bir sohbet yaÅŸarsınız. Ama Facebook’u, sosyal hayatımızı zenginleÅŸtirmek için deÄŸil, birbirimize anlamsız küçük gif çiçekler göndermek için kullanıyoruz. Sorun o sitede veya internette deÄŸil, bizde. Yine zekasını, aklını, mantığını kullanmayan çiÄŸ kalabalıklar olduÄŸumuz ortaya çıkıyor.

· İnternet herşeyi içine çeken bir gayya kuyusu gibi. Bu yapay kimlik mahşeri içinde modern insan ruh sağlığını nasıl korumalı? Yoksa artık hepimize geçmiş mi olsun?

Onu doğru kullanmayı öğrenmeliyiz.

· Seveniniz de sevmeyiniz de çok. Hem reel hem de sanal dünyada kayıtsız kalınmayan bir yazarsınız. Cazibenizi neye borçlusunuz, marjinalliğinize mi?

Medyaya, kalabalıklara, baskılara boyun eÄŸmeyip, sadece bana destek veren, beni okumaktan vazgeçmeyen güzel insanlarla etkileÅŸip, kendim ve onlar için yazmaya…

· Son kitabınızdan söz eder misiniz biraz?

cem ÅŸancı one dergisi röportajı authorBir Kadın Masal ister, onuncu romanım ve aslında yeni bir deneme. Bir aÅŸk romanı olduÄŸu için, aÅŸktan ayrılmaz bir öğe olduÄŸunu düşündüğüm müziÄŸi de barındıran bir roman. Roman için bestelenmiÅŸ bir ÅŸarkı ve öyküdeki karakterlerin dinlediÄŸi ÅŸarkılara kitap içinde linkler bulunuyor. Okuma keyfini, internetle birleÅŸtirip, müzikle zenginleÅŸtirmek üzere bir deneme… Çok fazla bilgi verip, okumak isteyeceklerin tadını kaçırmak istemiyorum ama merak edenler www.birkadinmasalister.com adresinden bilgi alabilirler.

· Yıllarca sanal platformlarda yazmanız üslubunuzu etkiledi mi?

Okurun tepkisi çok hızlı ve ani olduğu için, kurgu yeteneğimi, yazma disiplinimi geliştirdiğini söyleyebilirim.

· Kitaplarınızın isimleri kişisel gelişim kitaplarını andırıyor. Bunu özellikle mi tercih ettiniz?

Genç yaÅŸlarımda, yirmilerimde, ilk romanlarımı yazdığım sırada, Türkiye’de best seller kitaplar, kiÅŸisel geliÅŸim kitaplarıydı. O dönem, romanlarıma isim verirken, hem isimlerin içinde mizah barınmasını istiyordum, hem de bu kiÅŸisel geliÅŸim kitaplarına gönderme yapan, alaycı isimler seçmeye çalışıyordum. Dolayısıyla ilk üç romanımda bu tepki çok yoÄŸundur. Özellikle ilk üç romanımı okumayıp sadece ismini duyanlar, onları kiÅŸisel geliÅŸim kitabı sanır.

· Cem Åžancı olarak söyleyemediklerinizi rahatça söyleyebilmeniz için mi var ‘author’?

Author, EkÅŸi Sözlük’ün kötü tasarımının bir sonucu olarak, baÅŸka hesaplar açıp, baÅŸka sanal karakterler yaratamamanın sonucunda ortaya çıkan bir “isim”. Cem Åžancı olarak, yazdığım romanlarda Author’inkinden çok daha ağır bir dil kullandığım, kendi imzamla yayınladığım makalelerde, röportajlarımda daha ağır açıklamalarım oldu. Author, insanların çok kolayca ulaşıp, tepki verebildiÄŸi bir karakter olduÄŸu için, yaÅŸadığı “tartışma”lar yüzünden bu kadar ilgi çekip, sivrildi. Karşınızda size küfürler savurup, kendini yırtan çiÄŸ, linçci kalabalıklar varken, “arkadaÅŸlar lütfen küfretmeyelim, saygılı olalım,” diye tartışamazsanız. O pis kalabalıklara daha baskın bir güçle ezerek durdurmak, sizi dinlemelerini saÄŸlamak zorundasınızdır. İşte Author da, tüm o interneti sarmış pis, ciÄŸersiz, cahil, çiÄŸ kalabalıkların toplamından daha ağır, daha pis, daha iÄŸrenç bir adam olma potansiyeline sahip bir karakterdir. Benim söylemek istediÄŸim bir ÅŸey olduÄŸunda, bunu ifade edebilmek için Author’a muhtaç deÄŸilim, ne yazsam, yayınlamak için sırada bekleyen onca yayıncı, dergi, mecra var.

· EkÅŸi Sözlük kitlesel etki gücü olan her sanal yapı gibi internetin kontrol edilemez kaotik yapısından payına düşeni alıyor. Ama yine bu kaos sayesinde saÄŸlam bir diyalektiÄŸe ulaÅŸabiliyor. Belki de bu sayede meÅŸruiyyet kazanıyor. Sizce sözlüğün varlığı ‘meÅŸru’ olmasının ötesinde bir ‘anlam’ kazanabildi mi? Yani iyi ki var mı sözlük?

cem ÅŸancı one röportajıNe yazık ki var… Sözlükler, benim gözümde, linçci kalabalıkların toplandığı iÄŸrenç mecralar. İnsanları linç etmek, yok etmek isteyen pis, omurgasız, kiÅŸisel olarak, tek başına, gerçek isimleriyle var olmaya cesareti olmayan korkak insanları kamufle eden mecralar. Geçen gün Haber Türk’te bir haber yayınlandı biliyorsunuz. Åžekerbank’ın evli ve çocuklu, yaşını başını almış genel müdürü için, bankanın halkla iliÅŸkiler müdüresi ile niÅŸanlı yazmışlar. Genl müdür de EkÅŸi Sözlük’e iki kere uyarı göndermiÅŸ, bu yalan bir bilgidir, silin diye.. silinmemiÅŸ. Mahkeme açılmış. Mahkeme adamı haklı bulmuÅŸ, EkÅŸi Sözlük’e bu yorumu silin demiÅŸ. Sözlüğün avukatları, kararı temyize götürmüş. Temyiz mahkemesi de sözlüğü haksız bulup, bu yorumu silin demiÅŸ. Hala silinmemiÅŸ. Ve bankanın genel müdür ÅŸu anda siteye tazminat davası açıyor. Sözlüğün varlığını bana tanımlayan örnek budur. İnsanların hayatlarına iftiralarla zarar vermek. Linçci kalabıkları harekete geçirmek. Dolayısıyla sözlükeri sevmiyorum. Ama neden orada on sene boyucna yazdın diye sorular geliyor. Elbette yazarım, çünkü benim olmadığım bir mecrada hakkımda atıp tutularak, bana kadın düşmanı denilerek, on yıl boynca tüm iÅŸ iliÅŸkilerim, sosyal yaÅŸantım, özel iliÅŸkilerim sabote edildi. Sözlükçü linç kalabalıklarıyla, ciÄŸersiz üçkağıtçı tiplerle o kadar çok savaÅŸtım ki, sonunda bu iftiracı, linçci, pis kalabalıklarla baÅŸa çıkmanın, aralarına girip, keyiflerini kaçırıp, iktidarlarını sarsmak olduÄŸunu fark ettim ve iÅŸte o pis kalabalıkların üzerinde bir Author yükseldi. Onlardan daha pis, onlardan daha baskın, onlardan daha adi, onlardan daha üçkağıtçı, acımasız, gerektiÄŸinde saldrgan, gerektiÄŸinde rakibini susturup yok eden bir karakter. Sözlükte adamın altında yazan yasalara uydurulduÄŸu için hakkımı arama imkanım kısıtlanmış pis yalanlar, iftiralar, gerizekalı çocukca yorumlar yüzünden kaç milyon dolarlık imzalanmış dizi anlaÅŸmalarımın, yayıncılarımla, beraber çalıştığım insanlarla aramdaki iliÅŸkilerin bozulduÄŸunu, sözlükteki yorumlardan korkup benden kaçan, uzaklaÅŸan insanları ÅŸimdi saymaya kalksam, cilt cilt yeni kitaplar çıkar ortaya.

· Bir kişi ya da kuruma sövme hakkınız olsaydı, kim olurdu bu talihli?

Gelenekler, görenekler, töreler, ezberler, cehalet kurumu olurdu elbette.

· Sizi ilgiyle takip eden genç dimağlara ne öğütlemek istersiniz?

Hayatlarını yaşasınlar, hiçbir kurala, ezbere, baskıya kapılıp, yaşamlarından, keyiflerinden, meraklarından, ilgilerinden vazgeçmesinler.

· Tezgahınızda yeni bir roman, yeni bir çalışma var mı?

2010 için planladığım üç roman var. Biri duygusal bir gerilim, biri mizahi bir macera. Sonucusu ise internetten bedava yayınlayarak dijital kitap alışkanlığına katkıda bulunmak istediğim bir siyasi komplo, macera romanı.

Yorum Sahası

  • Yusuf Salman diyor ki:

    Aylar sonra tekrar bu röportajı okuyunca gülümsedim doÄŸrusu… İki taraf da gayet kendi tarzına ve felsefesine baÄŸlı insanlar olduÄŸu için biraz mekanik gözükse de, eminim sevmiyorum diyenlerın bile kısmen keyif aldığı bir röportaj oldu.

    Ama Sevgili Ömer Üner, her ne kadar bu röportaj benim de elimden geçmiÅŸ olsa da, ÅŸu cümleleri nerede görsem “Aha! Ömer Üner detected, bip bip bip” derim… Elimize saÄŸlık diyelim, elimize saÄŸlık olsun…

    Yusuf S.

  • egemen bozgeyik diyor ki:

    bütün tespitleri doÄŸru çıkan bir yazar…
    daha ne denebilir ki

  • Ahmet diyor ki:

    İlk öpücükle başladım ve geçenlerde bitirdiğim Eyvah kızlar etrafta başımız belada kitabıyla 7. kitabınında sonuna geldim

    güzel röportaj olmuş
    süper bi üsluba sahip…

  • Akile Saygın diyor ki:

    SÜper:)

  • nilay kahraman diyor ki:

    authorun daha genç olduğunu sanıyordum:)

  • turgut aydınlı diyor ki:

    Cem Şancı büyüksün iyi ki varsın

  • AYÅžEGÜL ESEN diyor ki:

    güzel röportaj

  • berkant özlem diyor ki:

    bu ne biçim kompleksli bir ruhtur.hem kendini don kiÅŸot gibi konumlandır.linçci kalabalıklar la kavga etmek için girdim de-sanki ülkede kavga verilebilecek tek konu bu,tek mecra internet ekÅŸisözlükmüş gibi-hem yazdığın vasat ama irrite edici sözlük yorumlarının tepki-ilgi çektiÄŸi için sevin hem de en sonunda “ya anlaÅŸmamı bozdular,mamamı aldılar,saçımı çektiler”diye aÄŸla.kardeÅŸim bu kadar “ulvi” bi mücadele için aralarına girdiÄŸin”linçci pislik sürüsü”nün sana zarar verebileceÄŸi hiç aklına gelmedi mi.bence hiç aÄŸlama ve bir kez dürüst ol çünkü hala ekmeÄŸini yiyosun.

  • lale diyor ki:

    ama seni bi kadın çok fena ühüehüeühüeü

  • HALE diyor ki:

    OHA ÇOK SAĞLAM YANITLAR. SORULAR DA FENA DEĞİLLL
    BİR KEZBAN OLARAK BAYILDIM DİYEBİLİRİM:D

  • ÅŸeyda salingen diyor ki:

    süper röp olmuş. son kitabını okumadım henüz lk fırsatta okuyacağm

  • kemal ercan diyor ki:

    cem ÅŸancı yapmış yine cem ÅŸancı’lığını. sevdim. güzel sorular. güzel yanıtlar.

Görüş Bildir

Login with Facebook: