Ahu Sıla Bayer

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi,çevirmen, dansçı ve oyuncu…

Ahu Sıla Bayer’in yanına giderken amacım one dergisi için röportaj yapmaktı. Ancak onun pozitif enerjisi ve neşesi etrafımı öyle bir sardı ki, kayıt cihazımı evde unuttum. Şahane muhabbet ettik! Okuyun, hak vereceksiniz…

Röportaj: Rüya Süslü

ahu sıla bayer oneİnsanların bir meslek sahibi bile olamadığı günümüzde, 4 meslek sahibi (öğretim görevlisi, çevirmen, dansçı, oyuncu) biri olarak bunu neye bağlıyorsunuz? Yetenek mi, başarı mı, yoksa şans mı?

Hepsi eşit derecede etkili olmuştur. Ancak asıl neden, çalıştığım alanların iç içe geçmiş olmasıdır belki de. Genel olarak kendini ifade etme konusunda sonsuz bir enerjiyle doluyum. En büyük derdim insanlarla bir araya gelip kendimi ifade etmek oldu her zaman. Koskoca dünyada, nasıl bir yerde konumlandığımı merak ederim sürekli. Kendi hayatımla ilgili yanıtlayabildiğim bütün soruları yakınımdaki insanlarla paylaşmak isterim.

Biz yaşadıkça; hayat bize binlerce ruh hali sunuyor. İşte ben de içimde olup bitenleri oynarım, oynayamazsam dansla anlatırım, dans edemezsem de oturur yazarım. Ya da başka birinin yazdıklarını kendi akıl süzgecimden geçirip paylaşırım. Ama her zaman için bana güç veren duygu, insanlara ulaşma isteği. Hayattaki en büyük hevesim, etrafımdaki insanlarla tarihin aynı diliminde yaşadığımız gerçeğini paylaşmaktır.

• Asla vazgeçemem dediğiniz hangisi peki?

En çok öğretmenliği seviyorum. Öğrencilerimi çok seviyorum. Birilerinin hayatında azıcık iz bırakabildiysem ne mutlu bana. Yani ne iş yaparsam yapayım mutlaka birilerine bir şeyler öğretmek gibi bir derdim olur herhalde. Tabii bir de sınıf ortamı interaktif sahne gibi bir yer. Genelde derslerde öğrencilerle çok eğleniyoruz. Şunu fark ettim ki insanların merakını ve öğrenme hevesini bir kere cezbettikten sonra çok güzel bir ortaklık başlıyor aranızda. Sanki ben bir şey öğretiyorum onlar da öğreniyor değil de; hep birlikte o sürecin içinde yuvarlanıyoruz. En sevdiğim şey, birilerinin dersin sonunda saatine bakıp “Aaa, ders bitmiş bile, anlamadım nasıl geçti.” demesi. İşte o zaman dünyalar benim oluyor. Bir oyun alanı yarattığımızı hissediyor ve çok mutlu oluyorum.

Çok sevilen bir hoca olduğunuzu biliyorum, genelde üniversite hocaları sevgi değil korku duyulan kişilerdir, sevilmek için özel bir çaba harcamıyorsanız, bunu nasıl başarıyorsunuz?

Aslında sevilmek için özel çaba harcadığımı dürüstçe söyleyebilirim. Öğrencilerim beni ne kadar çok severlerse yeni şeyler öğrenmeye ve bakış açılarını değiştirmeye daha hevesli oluyorlar. E tabii, az önce de söylediğim gibi, göz önünde olmayı sevdiğimi inkâr edemem. Ama bu kötü bir şey değil, iyi yönde de kullanılabilir. Ben dersi bazen tek kişilik gösteriye dönüştürürüm, ama yeri geldiğinde onlar bir şeyi tam olarak anlasınlar diye kendimi paralayabilirim de.

ahusila3Okulu ve çevirmenliği bir kenara bırakırsak, oyunculuk ve dansçılık yeteneğinizi nasıl keşfettiniz?

Eyvah, bu soruya cevap verirsem bütün foyam ortaya çıkacak. (Gülüyor) İşin doğrusu, bütün oyuncuların ve dansçıların ortak bir özelliği vardır: Göz önünde olma isteği. Daha doğrusu, onlar, yaşamlarını göz önünde olmak üzerine kurmuş insanlardır. Sanatçı olma hevesi boş bir hevestir demek istemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Ama işin en derininde bu yatar. Ben de küçüklüğümden beri ilgiyi üzerimde toplayamazsam, yaygarayı koparırım. Yani birileri bana baksın diye dans da ederim, oyun da oynarım, zıplarım da!

Sahneye çıkmasam kahrımdan ölürdüm herhalde. Tabii egosu çok yüksek sahne sanatçıları tehlikeli insanlardır. Şimdiye kadar bütün derdim çabam, göz önünde olma arzusunu bencillik ve benmerkezcilikle karıştırmamak yönünde oldu. Sonuçta herkes sevilmek, göz önünde olmak ister. Ama iş ahlâkı ve ekip ruhu çok önemlidir. Bazen yapılan işin hatrına bal gibi o içinizdeki oyuncuyla boğuşmanız gerekebilir.

Sizi son olarak Hazan Mevsimi’nde Gülşen karakteriyle gördük, ondan önce de Ayşe Opereti’nde dans ettiniz, yeni projeleriniz var mı?

Geçen yıl Şahika Tekand’ın yönettiği Studio Oyuncuları tragedya üçlemesinin ilk oyunu “Oidipus Nerede?”de rol aldım. Bu yıl çeviri ve Sel Yayıncılık’la yaptığım çalışmalara daha fazla ağırlık verdiğim bir yıl olacak.

Peki, Ahu hocanın bir günü nasıl geçer?

ahu sıla bayerBen sabahları erken uyanıp, akşamları da erkenden yatarım. Sabahları derse gider, haftada dört gün öğlene kadar derste olurum. Bunun dışında, o sıralar uğraştığım projeye göre yaptığım işler de değişir. Oyun zamanı haftada dört-beş akşam provaya gittiğim için ne dans etmeye ne de çeviri yapmaya vaktim kalıyor. Oyun çıktıktan sonra işler rutine giriyor, oyun günleri dışında pek bir yoğunluğum olmuyor. O zaman çeviriye ağırlık verebiliyorum. Son iki yıldır bir grupta ya da projede dans etmediğim için bireysel olarak spor ve yoga yapıyorum. Ama en sevdiğim şey, bir işe yoğunlaşmak ve tadını çıkararak çalışmaktır.

Daha önce bu yoldan geçmiş biri olarak, aynı anda 4 belki de 5 karpuzu birden koltuklarında taşımak isteyen ONE okuyucularına ne önerirsiniz?

Onlara tavsiyem, bir şeyler öğrenmenin zevkini keşfetmeleri. Eğer zaten bu zevki biliyorlarsa da her gün yeniden keşfetmeleri. Bir de her ne pahasına olursa olsun sevdikleri işi yapmalarını şiddetle öneririm. Küçükken annem, “Kızım, ne iş yaparsan yap, ama severek yap!” demişti. Örnek olarak da Michael Jackson’ı göstermişti, tabii bu komikti. Ama ben o sözü hiç unutmadım. Önemli olan ne iş yaptığınız değil, onu severek, özenle ve emek vererek yapmanızdır.

Bayer’in “En”leri

En sevdiği film: Dogville
En sevdiği şarkıcı: Tori Amos
En sevdiği şarkı: Animals – House of the Rising Son
En sevdiği mekân: Evindeki mor koltuğu
En sevdiği renk: Mavi
En sevdiği yemek: Her şeyi zevkle yerim, yeter ki pişiren olsun!
En sevdiği kitap: Oscar Wilde – De Profundis
En sevdiği sanatçı: Sezen Aksu
En sevdiği çizgi film kahramanı: Idefiks (Asteriks’in bıdık köpeği)
En sevdiği çiçek: GülEn sevdiği tatlı: Çikolata sufle
En sevdiği içecek: Çay
En sevdiği aksesuar: Gümüş kolye

Yorum Sahası

  • diyor ki:

    tek kelime ile inanaılmaz. yanlız bir sırrı keşfettim “akşam erken yatıp sabahları erken kalkıyormuş” bel ki de bütün güçünü burdan alıyordur.

  • M. Erkal Özsoy diyor ki:

    Canım kardeşim, başarılarınla gurur duyuyoruz. Renklerin hepsi, bir tek kişide, ancak bu kadar güzel bir araya gelebilirmiş…

Görüş Bildir

Login with Facebook: