03Oca2009
Category
Manşet

Yine Yeni Yeniden

Yine Yeni Yeniden

Bazı günleri unutamayız. Bunlar genellikle önceden planladıklarımız olmaz, onları zihnimize yerleştirecek nedenler kendiliğinden oluşur. Erol Büyükburç’un arz-ı endam ettiği, günlerce süren beklemeden sonra hayal kırıklığı ile sonuçlanan “shubuo” reklamları , ya da yüzyılın icadı olarak adlandırılıp hatta George W.’nun ilk kullanım denemesinde düşüverdiği “ginger” değildir onlar; hele Tarkan’ın isteyip de sevemediğimiz yeni saç Mehmet Energinkesimleri kesinlikle olamaz. Bu yüzden 31 Aralık günleri bana hep sevimsiz gelmiştir. Etrafımdaki insanların çoğu, görsel medya ve iletişim halinde olunan diğer her şey büyük bir hazırlık içerisindedir. “Yeni yıl gelecek, fok keseceğiz!” . “Program yaptık, Efendi Yoda bile katılacak. Yeşil Efe ikram edeceğiz ona!”. Okulda, evde, işte, sokakta , artık dayanılamayan o espri, bir şekilde zihinlerden arındırılmasını istediğim söz öbeği: “Haydi, seneye görüşürüz! Heh heh!” Şu ardından gelen sit-com efekti de yok mudur. Daha yaratıcı şeyler bekler oysa insan. Santa’nın geyiklerinden birinin kesildiği bir Adana lokantası, Pascal Nouma’nın tombala oynamaya dahil olduğu yurdumun güzide yarışma programlarından biri, ya da Orhan Gencebay-Sean Paul düeti gibi… Gerçi Müslüm Gürses, Hande Yener düeti olduysa, 50 Cent Susan Boyle ile beraber şarkı söylemek istiyorum dediyse ve Nihat Doğan emo açılımını gerçekleştirdiyse bunlardan biri neden olmasın!
Yeni binyılın 10 yılı geride kaldı artık. 1980’lerin edebiyat ve sinema eserlerinde günümüz dünyası tasvir ediliyordu. Resmedilen dünyanın aksine, şehirlerarası otoyol kapatan cumhurbaşkanları hariç kimsenin arabası uçmuyor ve kaçak göçmen çalıştıran ne üdüğü belirsizler haricindeki robot sahiplerinin varlığı da şüpheli. Modernite, rasyonel düşünce, bilim ve fenin önderliğinde dünyayı çok iyi yerlere getirecek, her şey değişecek, herkesin parlak gri kostümleri olacak idi. Evet bir çok hastalığa çare bulundu, bazı insanlar çok daha fazla yaşıyor ve hayat standardı oldukça yükseldi. Fakat insanlığın genelini düşünecek olursak paylaşım sisteminin kabul edilebilir olduğunu söylememiz imkansız. Yüzde 95 & 5 kuralı pek bir geçerli. Katmanlaşma hızla artıyor, eşitsizlikler görülmesi reddedilse de oldukça belirgin. Küresel ekonominin kaçınılmaz sonucu olarak ticarileşen ve saf bir olgu olmaktan çıkan bilim dünyası; keşifleri yavaşlatıyor, erişimi kısıtlıyor. En basit örnek ile, çok sevdiğimiz, sürekli şekil değiştiren i-pod ların bir hatta iki sene sonrası için tasarlanan modelleri hazır olsa da, pazarlamanın altın kuralları gereği piyasaya sürülmüyor. Zeki ama çalışmayan milyonlarca gencimizin kendi potansiyellerini yansıtmaması gibi sanki. Gerçi bu Apple ‘ı ihya ediyor, ama parlak gençler için aynısını pek söyleyemeyiz.
Asrın kurtarıcısı Obama, Nobel Barış ödülü aldığı konuşmasında savaşın bazen neden gerekli olabileceğini anlatıyor, başı çekmesi beklenen iklim değişikliği zirvesi – bazıları için “Hopenhagen” – ise fiyasko ile sonuçlanıyordu. Yaptıkları ideolojik bir temele dayandırılabilir ya da zamana ihtiyacı olduğu söylenebilir, hatta yeşil tuttuğu da iddia edilebilir. Fakat müzik yapmayan rock yıldızı şu ana kadar gerçekleştirdikleriyle, beklentileri pek karşılayamamış gibidir. Ama “umudun cüretkarlığını” halkının kafasına sokan ve dünyaya öğreten de kendisidir. Bu ve benzeri eleştiriler de buradan bakıldığında oldukça normaldir. Televizyonlardaki standard yeni yıl programlarının içeriği ve mesajların yüzeyselliği ise olsa olsa umudun yapmacıklığı olabilir. Bir tacirlik alır başını gider. Basit bir eğlence teması işlenerek herkesin ne kadar güzel vakit geçirdiği, kesin sonraki 12 aylarının da böyle olacağı söylenir. Bütün dertler tasalar bitecektir. Hatta mehmet energinTeletubbies’in senaristlerinin yaratıcılığıyla; süpürge takılır giden yıla, o alır götürür kötülükleri. Bir de animasyonu yapılır bunun. Program devam eder, Taksim’e bağlanılır, Recep Bey’in kopuşu an be an kayıttadır, dostlar görsündür. Kamera biraz sağa kayar. Her yıl toplanan aşağılıklar ordusu, taş devrinden kalma bir klanın ahlak dışı rituelini gerçekleştirircesine zavallı turisti sıkıştırmaya başlamıştır. Kazara kayda girer bu da. Ama ne de olsa gavurdur, haklarıdır. İlk hediyesidir bu yeni yılın onlara. Birçokları araya sıkıştırmakla yetinse de Ankara’da çok daha gerçekçi ve içten bir tablo vardır. Edip Akbayram ve Sabahat Akkiraz Tekel İşçileri’nin soğukta geçen 17. gecesini paylaşıyor, yeni yıla beraber giriyorlardır.
Zaman hiç de çabuk geçmiyordur. Oysa “Ne kadar da çabuk geçiyor!” denir hep. Doğduğumuz andan itibaren devam eden süreçte yaşananlar geride kalmış, sanki bir anda buraya gelinmiş gibidir. Halbuki bir sürü an bitmek bilmemiştir. Ve ne kadar unutmaya yatkınızdır. Ne çok sever beynimiz onlara bir sünger çekmeyi. Peki hayat denen belirsizliklerle dolu sürecimizin kalan kısmını nasıl daha anlamlı kılabiliriz? Süper kahramanlık kursuna gidip fantastik olaylar yaşamaya çalışarak mı, yoksa her zaman geçmişin muhakemesini yaparak ve elimizdekilerin anlamını bilip, güzellikler için tutkumuzu koruyarak mı? Birincisi dediğinizi duyar gibiyim, ama anneannemce ikincisi ile mümkündür. Etrafımızda ya da dünyada fark yaratanlara baktığımızda, onlar yaptıkları şeyleri hep tutkuyla icra edenler olmuştur. Dört elle sarılmışlardır uğraştıkları her ne ise. Bu yüzden geçen yıllar önemlidir ve geleceği arzulanan daha niceleri hep coşkuyla beklenir. Kullanılan takvimlere göre değişen,miladi olanında farklı bir 365’liğe girildiğini gösteren belirteç bu nedenle diğer her gün kadar özeldir. O sadece doğum günü gibi bir simgedir. Bir tane daha geçildidir. İnsanın sevdikleri ile bir araya gelebileceği bir neden, geçmişin muhakemesini yapabileceği bir duraksamadır. Başkalarının borç vermeye çalıştığı umudun alınmadığı, kendi içinden gelen yaşama azminin birazcık daha parlatıldığı vesiledir. Yine, yeni, yenidendir.

Yorum Sahası

  • bozkırlı diyor ki:

    Selam ,
    iyi gidiyorsun yazılarının devamını bekliyorum.
    Yazıların içerik olarak yüklüce sanki sıkıştırılmış birden fazla makale varmış gibi görünüyor.
    Esprilerin çok hoş ayrıca bunlardan biri senden sonra Penguene kapak olmuş tebrikler.
    Yeni yazılarında görüşmek üzere.

  • Ezgi Mercan diyor ki:

    Okuduğum ikinci yazınızdan da ilkine benzer bir izlenim edinmiş olsam da (ferahlatıcı) bu defa sanki köşesinde merhabayı demiş de gerçekten diyeceklerini demeye başlamış bir yazar gibi gördüm sizi. Hararetle takip ediyoruz.

  • Khazak diyor ki:

    Önceki yazıdan çok daha farklı, fakat kanımca daha da iyi. Çok katılıyorum dediklerinize de fok kesmek nerden çıktı yahu =D

    Karamsarca da olsa, mutlu yıllar.

  • Ceren diyor ki:

    Çok doğru, çok güzel. Yoda’dan başlayıp Obama’ya; oradan da alıp Tekel’e, sonra da anafikrie nasıl bağladın ben onu düşünüyorum şu an. Tebrikler.

    @Üzmez: Belli canım, şahıstaki zerafete baksana =)

  • Berke Turgut diyor ki:

    Gerçekten garip ama çok çok güzel anlamda, özgün.
    Nasıl bir düşünce yapısı bir yılbaşı eğlencesine yoda ile yeşil efeyi bağlar =)
    Tebrik ederim takip etmeye devam edeceğiz

  • yusuf üzmez diyor ki:

    Mehmet Bey,

    Yazınıza internette tesadüfen rastladım. Tarzınız beni gerçekten çok etkiledi. Gerçekten sağlam bir kafanız ve altyapınız olduğu belli, fakat aynı zaman da kafanızın biraz karışmış olduğuda aşikar. Öncelikle şunu söylemek isterimki yazınızı okumak yorucu. Bu sebepten yazınızın her kesime hitap etmedini düşünüyorum. Ancak sizin ve benim gibi entellektüel seviyesi yüksek, görmüş geçirmiş insanların bu yazının gerçekten ne demek istediğini özümseyebileğinden hiç kuşkum yok fakat bizden farklı olan kesimin yazınızın ve neticesindede sizin değerinizi anlayabileceğini düşünmüyorum. Bundan sonra sıkı takipçinizim.

    En derin sevgilerimle,

    Ps: İnternette gördüğüm kadarıyla fotoğraflarınız sağlam kafanın sağlam vücutta bulunduğunun kanıtı.

  • yusuf üzmez diyor ki:

    Merhaba Mehmet Bey,

    Yazınıza internette tesadüfen rastladım. Tarzınız beni gerçekten çok etkiledi. Gerçekten sağlam bir kafanız ve altyapınız olduğu belli, fakat aynı zaman da kafanızın biraz karışmış olduğuda aşikar. Öncelikle şunu söylemek isterimki yazınızı okumak yorucu. Bu sebepten yazınızın her kesime hitap etmedini düşünüyorum. Ancak sizin ve benim gibi entellektüel seviyesi yüksek, görmüş geçirmiş insanların bu yazının gerçekten ne demek istediğini özümseyebileğinden hiç kuşkum yok fakat bizden farklı olan kesimin yazınızın ve neticesindede sizin değerinizi anlayabileceğini düşünmüyorum. Bundan sonra sıkı takipçinizim.

    En derin sevgilerimle,

    Ps: İnternette gördüğüm kadarıyla fotoğraflarınız sağlam kafanın sağlam vücutta bulunduğunun kanıtı.

  • Senem Güroğlu diyor ki:

    Mehmet Bey gerçekten çok farklı bir tarzınız var ve tespitleriniz süper
    Yazılarınızın devamını merakla bekliyoruz

Görüş Bildir

Login with Facebook: