Ünlü Müzisyen Cenk Erdoğan

one cekn erdoğanBu haftaki röportajımızı bizi stüdyosunda ağırlayan, güler yüzlü, sohbete bir bardak sıcak çayla eşlik edecek kadar düşünceli bir müzisyenle, Cenk Erdoğan ile gerçekleştirdik. Peki, Cenk Erdoğan kimdir? Cenk Erdoğan müzik sevdası lise yıllarında başlayan, ‘Bıçak sırtı’, ‘yol arkadaşım’, ‘ekmek teknesi’, ‘kâbuslar evi’, ‘kırık kanatlar’ gibi pek çok dizinin, ‘Sis ve Gece’ ve 2009 Yeşilçam en iyi film müziği ödülünü alan Issız Adam’ın müziklerini yapan bir müzik adamı. Üniversitelerdeki workshop çalışmalarıyla gençlerin gönlünü çoktan kazanan Erdoğan, Cenk Erdoğan Trio ‘ile’ albümünü de yakın zamanda yayınladı. Perdesiz gitar adıyla özdeşleşti derken, çaldığı ve ufak değişikliklerle yeniden yarattığı enstrümanlarla da müziğini unutulmazlar arasına kattı. İkram ettiği kurabiyeler kadar lezzetli sohbetine siz de katılmak isterseniz: yetenekli, sistemli, samimi, mütevazı müzik adamı Cenk Erdoğan’ı ve kariyerini bir de kendi ağzından dinleyin.

PENSEYİ ALIP GİTARIN PERDELERİNİ SÖKTÜM

Müziğe nasıl adım attınız, perdesiz gitar maceranızdan bahseder misiniz?

100 kişiden 98’i benim gibi başlamıştır müziğe herhalde, geri kalan 2 tanesi de dahidir zaten. O dahiler 3-4 yaşlarında mevzuyu kendi içlerinde bitirip, sonradan bir şekilde dışarı çıkarıyorlar. Ben ergenlik döneminde, yavaş yavaş fark edilme, bir ortama girince dikkat çekebilme isteğinden dolayı başlamıştım. Evde babamdan kalma bir gitar vardı, bir arkadaşım gitar çalıyordu ve o arkadaşımla beraber başlamış oldum. Yavaş yavaş kasetler, kayıtlar oldu ve iyice ilerlemeye, besteler üretmeye başladım. Sonra bir arkadaşıma ünlü bir gitaristin adını verip, bana albümünü alır mısın İstanbul’dan dedim. O da bana Erkan Oğur’un bir ömürlük misafir albümünü getirdi, ben onu istememiştim hâlbuki. Albümü dinlemeye koyulmamla beraber albümün bana tokat atması bir oldu, ikinci parçada dünya benim için durdu. ‘Perdesiz gitar’ yazıyordu, o zaman internet de yok, araştıramadım perdesiz gitarı, babama gittim bak bu perde bu da perdesiz gitar dedim, sök o zaman ama bir tane gitar daha almam dedi. Ben de penseyi alıp, bir tane daha gitarım olur mu diye düşünmeden gitarın perdelerini söktüm. Babam mimardı, ufak tefek zımpara yaptık gitara, sonra ben çalmaya başladım tabi ki. Ondan sonraki dönem daha çok bir enstrümanı, kendini ve kafandaki müziği anlama, içindeki müziği arama dönemi oldu. Perdesiz gitarda 10. yıla bu sene girdim. 15-16 yaşında gitara başladım, 2-3 sene içersinde de perdesiz gitara geçtim. Bu arada müzik bölümünü kazandım, perdesiz gitarın ve müziğin serüveni böyle bende.

Peki, trio fikri nasıl oluştu? Albümün çıkış sürecinden bahseder misiniz?

Ben beste yapan bir müzisyenim ve yaptığım besteleri kayıt altına almak istiyorum. Bu macera şöyle başladı, küçükken kayıt alan bir müzik setim vardı ve komşumdan bir müzik seti daha alıp, parçaları üst üste gitarlarla kaydediyordum. Bu kayıtları yaparken, internetten perdesiz gitar çalan bir adamla yazışmaya başladım. Adam Berklee üniversitesinde profesörmüş. Bu üniversite müzisyenlerin gitmeye can attığı önemli bir yer yani orası müzisyenlerin eğitimi için Kâbe niteliği taşıyor. Bana kayıtları yolla dedi, yolladıktan sonra 20 soruluk bir mail gönderdi. Mesela komaları soruyor, biz bile yazdığımız gibi bunları okumazken onlara yazarak koma anlatmak imkânsız. Bu olayın çok zor olduğunu söyleyince, o zaman kalk gel burada anlat dedi. Bana davetiye yolladı ve ben de Berklee’e gittim. Ben çok büyük bir heyecanla gitmiştim ve aynı heyecanla karşılandım. 20-30 kişilik bir workshop yaptık. Gördüm ki sınıfta 15 tane profesör ellerinde kalem kâğıt bekliyorlar. Tabi, çok zor bir iş bu çünkü karşındakilerin hepsinin senden çok daha iyi olduğunu biliyorsun. Son derece diksin, ayaktasın, Türk müziğinin gücü çok büyük. Ben onlara Tanburi Cemil Bey, Hüsnü Şenlendirici, Neşet Ertaş, Erdal Erzincan, bizde ne kadar has, özgün müzisyen varsa hepsini dinlettim. Bu ilgiden anladım ki müzik çok değerli ve elimde bir cevher var, perdesiz gitar. Avrupalılar çok meraklı, belli bu işle ilgili birileri albüm yapacaklar. Perdesiz gitar diğer enstrümanlar gibi bu insanların eline geçecek ve aynı kemençe ve baklavada olduğu gibi bizim elimizden gidecek. Bu konu ile ilgili bir şeyler yapmam lazım dedim. Tabi 4 yıl geçti bunun gerçekleşmesi için. Sonra, istediğim kadroyu oluşturdum ve bir olgunluk da oldu. Bir de Baykuş Müzik çıktı karşıma o dönemde, hadi sana albüm yapalım dediler, biz de çaldık. Kısacası bu fikrin temeli Amerika’da oluştu.

MÜZİK MEŞK EDEREK ÖĞRENİLİR

Size göre müzik dalında ustalaşmak akademik bir eğitim süreci mi yoksa bir ustanın elinde yoğrulup şekil almak mı?

Bence ikincisi en önemli olanı. Tabii ki akademik eğitim süreci de çok önemli bir güvence ama bir ustanın elinde olmak daha önemli. Bir de Türk müziğinde şöyle bir şey var, müzik meşk ederek öğrenilir. Meşk, beraber çalmak, çay içmek, sohbet etmektir. Önceden Tanburi Cemil Bey’in yanında takılan hiç konuşmayan adamlar varmış, bu insanlar sadece ustalarını dinliyorlarmış. Tabi benimde ustalarım Erkan Oğur ve Cengiz Onural var mesela hatta hayat ustam da diyebilirim onun için. Ancak enstrüman da sadece başında durularak öğrenilmiyor, bazen biri ile sohbetteyken veya bir film izlerken ışık yanıyor kafanda ve bunlar sana ilham oluyor. Bir gün inşallah ben de bu ustalık mertebesine erişirim çünkü o çok büyük, farklı ve herkeste olmayan bir boyut.

one dergisi cenk erdoğan röportajıTürkiye’de ilk defa bir korku dizisi çekildi,” kâbuslar evi “ ve müzikleri de size ait, yaylı çalgıların ağırlıklı olduğu bir kompozisyon hazırladınız yanılmıyorsam. Müzikleri yaparken ilk olması açısından bir endişe duydunuz mu, örneğin enstrümanları nasıl seçtiniz?

Temelden başlarsak Türkiye’de dünyada eşi benzeri olmayan bir hızda çalışıyoruz. Çalışma stili çok farklı, biz senaryoyu okuyoruz önce, görüntüyü en fazla yayından bir hafta evvel görebiliyoruz. Prodüksiyonlarımız çok önceden bitiyor, senaryoyu okuyoruz ve yönetmenden brief alıyoruz. Bir enstrümantasyon belirliyoruz kafamızda, yaşlı bir adam hikâyesi ise bu enstrüman güzel olur diyoruz, oynayan adamı soruyoruz. Mesela Savaş Dinçel ise ona göre bir müzik seçiyoruz. Ekmek teknesinde öyleydi mesela, baba figürü var şimdi kalkıp ona zurna koymak olmaz. Kâbuslar Evi’nde ise iş başka, Çağan Irmak Türkiye’de gelmiş geçmiş en işini bilen yönetmenlerden bir tanesi. Saatlerce müzik üzerinde bir müzisyen kadar konuşuyor. Benim de babam ve oğlum’u izledikten sonra, ilk dediğim inşallah ben de bir gün Çağan Irmak’la çalışırım ve onun için güzel besteler yaparım oldu… Ondan 1-1,5 sene sonra Cengiz Onural beni aradı, Çağan Irmak’la çalışmak istiyordun al sana iş dedi. Korku filmi deyince ben de başladım bestelemeye. Stüdyodan çıkmıştım bir anda bir melodi geldi aklıma, melodiyi cep telefonuma kaydettim ve o melodi jenerik müziği oldu. Sonra onu geliştirdik tabii, yaylılar kullandım, daha önce izlediğim filmler de çok etkili oldu müzikte. Bizim Türk dizilerinde tematiktir müzikler, Ahmet’in, Mehmet’in melodisi vardır. Ama batı müziğinde hep armoniktir müzikler, armoni görüntüyü taşır, özel bir melodi olmak zorunda değildir. Gerer, çözer, tek kemanı düşer sonra bütün orkestra girer… O havayı düşünerek yaylı orkestrayla batılı bir şey yazdım. Çağan Irmak irkildi şarkıyı dinlerken, oldu bu iş, ben korktuğuma göre insanlar da korkar muhtemelen dedi ve oluştu.

Enstrümantal müzik yapıyorsunuz peki şarkılara nasıl isim veriyorsunuz? Albüm adınız da hayli ilginç, ‘ile’ sizin için ne ifade ediyor?

Parçalarıma, albümlerime hiç isim veremiyorum, tamamıyla atmasyon. Albüm adı için günler, geceler geçirdim ama çözüm eşimden geldi. Birçok isim denedim ama o buldu, ben bir şey ile bir şeyin ilişkisini anlatan bir isim koymak istedim; doğu ile batı, gitar ile sap, Anadolu ile Avrupa gibi. Hep ile ile derken neden ‘’ile’’ koymuyorsun dedi eşim. Daddy goes, sabah bozlağı, sonbahar gibi parçalar ise adlarıyla geldi. Babam öldü ben evdeydim, bayadır gitar çalmıyordum, birden bu besteyi çalınca adı ‘Daddy Goes’ olmalı dedim. Sonbaharı, gerçekten havanın çok yağmurlu, puslu olduğu bir günde yapmıştım. Sabah bozlağını da sabahın sekizinde kaydettim. Bu parçalar kendi isimlerini kendileri koydu.

PERDESİZ GİTAR ARTIK BENİMLE ÖZDEŞLEŞTİ

cenk erdoğan one dergisiPerdesiz gitar tutkunuz biliniyor, dizilerde perdesiz gitar haricinde başka enstrümanlar da kullanıyor musunuz?

Türkiye’de dizi müziği yapınca çok temel şeyler kullanılır. Ud, keman kanun, klarnet biz de mecburen bunları kullanıyoruz. İncesaz, tambur, kemençe, gitar Aria’nın soundlarından birisidir, onları kullanıyoruz. Ama ben değişik enstrümanlar kullanmayı da seviyorum. Mesela ilk gitara başladığım gitarı yani babamın kullandığı eski gitarı, değiştirerek Gazi dizisinde kullanmıştım. Yaylı tanbur kullanıyorum son dönemde. Perdesiz gitar kullanmıyorum genelde çünkü artık çok fazla kullanılıyor, benimle çok fazla özdeşleşti ama ondan da ayrılamıyorum. Perdesiz gitarın özel bir yerinin olduğunu düşünüyorum ve öyle kullanılması gerektiğine inanıyorum.

Son zamanlarda dinlemekten zevk aldığınız, bu aralar sizin ruh halinizi tanımladığına inandığınız bir albüm veya şarkı ismi söyleyebilir misiniz?

Çok fazla var tabi fakat ilk olarak Lars Denialsen diyebilirim. Kendisi çellist aynı zamanda kontrbas da çalıyor. Yıllarca orkestra şefliği de yapmış, çok çok yetenekli. Bahsettiğim 2-3 yaşında müzisyen olması gerektiğini dışa vuran adamlardan biri bence. Son derece sakin, ruha hitap eden bir müziğe sahiptir. Gelecekteki hedeflerim arasında onunla bir projede yer almak da var, muhakkak bunu gerçekleştireceğim. Bunun gibi birkaç tane daha sanatçı var onlarla bir konser, bir kayıt ya da bir workshop yapmadan ölmek istemiyorum. Yolum kesişecek onlarla inanıyorum.

Albümde yer alan parçaların içinde doğaçlama kısımlar da var mı?

Bütün parçaların bir melodisi var, melodiden sonraki bölümler, bir daha melodi gelene kadar hepsi doğaçlama. O anda öyle çalınmış. Mesela Tatlı dillim ’de melodi çalındıktan sonra gelen bir bölüm var, ondan sonra bir daha melodi girene kadar her yer doğaçlama. Ansızın ’da melodi çalınıyor 4 kez melodiden sonraki her yer davulcu için de gitarist için de doğaçlama. Sabah bozlağı ise komple doğaçlama aslında, sadece ilk melodisi var, formu bu (sabah bozlağını mırıldanıyor). Doğaçlama olmadan olmaz.

Yaptığınız herhangi bir dizi müziğinin üzerine söz yazıldı mı, yazıldıysa sizin sözlere katkınız oluyor mu?

Tabii oldu, en son ben bir sözün üzerine melodi yazdım. Ama benim sözümün üstüne melodi yazan da oldu. Çok güçlü bir parça vardı, çok çekici bir melodi, onun üzerine Bora Ebeoğlu söz yazdı, ortaklarımdan, ustalarımdan bir tanesi, Oya-Bora’nın Borası. Mesela dağlar diye bir türkü var, gazi dizisinde kullanmıştık. Benim melodimin üzerine Bora Ebeoğlu’nun sözleriydi. Ben vokal yapsın diye yollamıştım, melodiyi duyar duymaz sözleri yazmış. En son ben söz üzerine şarkı yazdım o da yol arkadaşım dizisindeki ‘kader’ şarkısı oldu. Ben de bazen oynuyorum kelimelerin heceleriyle, ufak tefek melodilerime oturtacak şekilde. Benim de yazdığım sözler var ama piyasada bilinen anlamda henüz yok.

BUGÜN AÇ DA KALSAM SADECE MÜZİK YAPARIM

One dergisi okurları adına bu keyifli röportaj için teşekkür ederiz. Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı? Müzik kariyeri hedefleyen gençlere önerileriniz nelerdir?

Müzisyenlik de hem uyanık olmak hem de algılarının açık olması çok önemlidir. Eğer bir müzisyen hayaller âleminde ise çok fazla üretemiyor. Tecrübeyle sabit söylüyorum bunları. Çok çalışmak gerekiyor, ben başarının yeteneğin sonucu olduğunu düşünmüyorum, benim de hala tekniğimde hatalar var. Hala geceleri gitar çalıyorum, İşini çok sevmek, teller biraz paslandığında hemen onları değiştirmek, kendine ve enstrümanına saygı duymak, onunla ilişkiyi koparmamak ve hedef belirlemek en önemlisi. Bugün aç da kalsam sadece müzik yaparım. Bizim sektörde çok fazla sapışlar ve alt metinler, alkol ve daha bohem yaşamlar var. Ben onlardan uzak duruyorum her sabah saat 9 gibi stüdyoda oluyorum. Sistemli çalışıyorum. Her şeyi dozunda yapmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Enstrümanı dozunda çalmak, yeri geldiğince çalışmak, tabi bunların hepsi müzikal olgunlukla ilgili. Müzik için beynin ve yaşın da olgunlaşması gerekiyor. Mesela mezun olduğunuzda, işe gelirken ne düşünüyorsunuz, örneğin ben buraya gelirken ayaklarım zıplaya zıplaya geliyorum. Gitarlarıma kavuşacağım, piyanom burada, maillerim gelmiştir, bugün yapmam gereken çok şey var gibi bir sürü heyecanla geliyorum buraya, ne yaparsanız yapın mesleğinizi çok sevin. Sevmiyorsanız da yapmayın! Ailesi için üniversite okuyanlar var, müzisyen olmak isteyen ama baksa bölümlere girenler, mezun olunca ne iyi bir mühendis oluyorlar ne de kalifiye bir müzisyen. Ben istediğim işi, mezun olduğumda ne olacağını bildiğim işi yapıyorum, o yüzden One dergisi okuyucularına söylüyorum; hayat çok kısa, sevmediğiniz işlerle vakit kaybetmeyin.

Yorum Sahası

  • İbrahim Ethem AY diyor ki:

    Ben şöyle röportaja bir göz atayım demiştim..
    Çok beğendim yahu!
    Ellerinize sağlık :)

Görüş Bildir

Login with Facebook: