Televizyoncu Mihraç Cerrahoğlu

Sabancı Holding bünyesindeki ZTV’de sürdürdüğü genel yayın yönetmenliği görevinden ayrıldıktan sonra TMSF kontrolündeki Akıllı Tv’ye geçen genç televizyoncu Mihraç Cerrahoğlu One Dergisi’nin sorularını yanıtladı.

Röportaj: Ömer Üner

Muhabirlikten genel yayın yönetmenliğine uzanan bir kariyer yolculuğunuz var. Halen Akıllı Tv’de yöneticisiniz. Nedir sizi televizyon dünyasına çeken?

mihraç cerrahoğlu one dergisi röportajıTemelinde iletişim yatan tüm uğraşlar ilgimi çekmiştir. Mesela yıllarca 2. uğraş olarak tiyatroyu ele almışımdır, ayrıca grafik tasarım ve 3D animasyonlar konusunda uzmanlaşma düzeyine yükselttim bilincimi.Bu konularda eğitim ve seminer taleplerine elimden geldiğince çeşitli üniversite ve kurumlarda olumlu sonuçlarla karşılık verdim.

Genç yaşta önemli kurumlarda inisiyatif sahibi oldunuz. Yoğun bir mesleki koşturmaca içerisindesiniz. Doğru mu yapıyorsunuz peki? Yaşınıza göre fazla başarılı olmak sizi yormuyor mu?

Aslında kariyer anlamında yüksek olarak nitelenen noktalara gelmiş insanların hikayelerinde rastlantılar yatar. Hepsinde değilse de en azından çoğunlukta diyelim. Ben bu sektöre atılmak isterken, üretimin dişlileri arasında bulunmaktan başka amacım yoktu. Fakat siz birikiminizi hızla artırmak isteyince, toplum ya da ufak çevreniz size, o birikiminle kapsamanızı istedikleri sorumlulukları yüklerler. Yani bilinmeyen bir noktayı önemseyip kulak ardı etmezseniz bu size ileride detay avantajı ve dolayısı ile bilgi hakimiyeti sağlar. İstemesenizde birileri size yükler bu sorumluluğu. Ne kadar dibe çekilseniz de fark edilirsiniz.

Bir köşe yazımda yorulmak ve yüksek strese dair bir yazı yazmıştım. Alanımdaki yoğun çalışma ve kendimi eğitme çabalarımdan dolayı bedenimde çeşitli isyanlar başladı ve artık düzene soktum.

Ama yaş konusuna gelince, siz bunu arzular ve çabalamazsanız gerçekten o koltukta sırıtırsınız.

Ama buna layık “görülmüşseniz”, zaten o ağırlığı kaldıracak bileğiniz var demektir. Ama yine de sürekli kendimi sorgularım, acaba gerçekten hak ediyor muyum diye. Kendi kulağımı çektiğim çok olmuştur.

Akıllı Tv’den söz eder misiniz biraz?

Akıllı tv, kullanıcıların web sitesine yüklediği video,fotoğraf gibi görsel paylaşımların, elenerek izleyiciye sunulduğu TV-Medya kuruluşudur. Vakti zamanında Hayam Gariboğlu ve ailesi tarafından kurulup geliştirilmiştir.

Ve neredeyse tüm cafe-bar ortamlarının vazgeçilmez görsel oyalayıcısı olmakla birlikte, iyi bir can sıkıntısı giderme aracıdır. Ayrıca bir amacı ise, insanlara kendi kişisel prodüksiyon imkanlarını sergileme şansı sunar.

Bir medya kuruluşunun TMSF kontrolünde olması tam olarak ne anlama geliyor?

Aslında özel yönetimden pek farkı yoktur. Yani özel sektör elindeyken deneyimli yayıncıların olması, Devlet elindeyken alanında bilgisiz kişiler olacağı anlamını taşımaz. Aksine Yayın planlama müdürümüz M. Remzi Eyüboğlu özgeçmişi ile saygı duyulacak bir deneyim yumağına sahip. Ve reklam ekibi de.

TMSF ile yürümesinin tek farkının, maddi kontrolün tasarruf kontrolü ile yürümesidir. Ve aslında kişisel güdülerden uzak olup devlet elinde geliştirilir ve standart kaliteye ulaşınca ihale usulü talibine devredilir.

Dediğim gibi işleyişinde fark yaratmaz bu durum.

Kariyerinizi ana medyada sürdürmek gibi bir düşünceniz var mı?

Ana medya kavramı günümüzde yaygın olarak kullanımını yitiriyor. Çünkü eskiden yerel ve ulusal yayın bölgesi için kapsama alanı açısından sınırlıydı. Yani dün anadoludaki bir kanal il bazında yayın yapabiliyorken, artık uydu kapsamındaki tüm il ve ülkelere yayın yapabiliyor.

Bu durumun doğmasının sebebi, digital yayıncılık ve uydu antenlerinin revaçta olması.


Yıllardır televizyon dünyasının içindesiniz. Türkiye’deki yerleşik tv kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dediğiniz gibi “yerleşik kültür” artık yerli üretim ölmek üzere. Dışarıdan getirildi ve yerleşti fikirlerimize. İthal programlar revaçta. Tabi bunu insanların kazancına balta vurmak için değil sadece üretimin bitişini duyurmak için söylüyorum. Dizilerimiz gittikçe brezilya dizilerinin teknik olarak gelişmiş halini almakta. Sürekli mafya babaları, aldatılan zengin aile babaları, ağlayan genç kızlar, intiharlar, lise kavgaları, korku dolu,aşağılama ve sadaka dağıtan yarışma programları… sizce bunlardan hangisi faydalı ve bize ait ? üstelik ben bize ait olmamasından değil, faydalı olmamasından şikayetçiyim. Yoksa benim nadir zamanlarımda göz attığım o bilimselliği, kurgusu ve içeriği, edebiyatı ile ün salmış nice eserler var.inadına reyting kaygısı ile kötü olanları tercih ediyoruz. Demet Sabancı’nın finansı ile ZTV isimli eğitim ve gençlik kanalı kurduk, ve eğitim gönüllüsü olarak yansıyan bir abimiz, kendi kurduğu kuruluşu reklam etmek için,

“Türkiye’de eğitim yayınları konusunda boşluk vardı onu dolduralım dedik” dedi. Bu konuşma yapılırken sayemizde üniversiteyi milyarlarca para harcamaktan kurtulup sınavı kazanan öğrencilerimiz üniversite ikinci sınıftaydı. Bunu medyanın içinde olan biri yapıyorsa düşünün artık. Ve sizin yaptığınız iş, şimdiki kültüre göre gereksiz sayılabiliyor. Reklam verilmiyor varın gerisini siz düşünün.

Türk medyasının vesayet altında olduğuna dair tartışmalar var. Yandaş ve muhalif medya ayrışması giderek derinleşiyor. Bu çatışmanın nedeni ne sizce?

ZTVArtık medya kuruluşları da sıradan dükkan açmak gibi basitleşirse, söylenecek söz çok olur. 100-200 bin TL ile TV açabiliyorsunuz Türkiye’de… Ucuz olmasına karşı değilim, gereksiz birçoğu. Ve bunlar toplumda izleme oranı yakalayamadıkları için mecburen bir yere sırt yaslayıp maddi kaynak elde etme zorunda kalırlar. Sonra güçlenirler ve daha güçlü olanlara göre hareket ederler. Bu sadece Türk medyasına ait değil tabi. Bunun en iyi örneğini İtalya basın-medyasında görebilirsiniz. Bunların hepsi tamamen çok olan tarafı kapma telaşıdır. Çünkü yandaş olmayan medya demek, kapatılmaya yüz tutmuş medya demektir. Tabi tematik kanalları bunun dışına almak mümkün çünkü propagandaya müsait değildirler.

Hükümetin Doğan medya krizindeki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biraz ağır olacak ama Her firavunun bir Musa’sı vardır. Yıllarca Ertuğrul Özkök ve Aydın Doğan pusulası ile yönlendi bu ülke. Size sadece bir örnek vereyim; “ Mehmet Ali Erbil’in bir programını izliyordum lise ya da orta okuldaydım. Harf kutularını açan hanım kızımız mini etekli iken ve bel altı espriler havada uçuşurken, bir gün sonrası ramazandı ve peçeli dansözler ile peçeli kızımız açtı kutuları.” Yanlış hatırlamıyorsam yine muhafazakar bir hükümet koalisyonu hakimdi. Hükümetin yaptıkları belki tabiata göre doğal değil ama, hükümetlerin yapması gerekene göre uygundu.Kim olsa yapacaktı. Ayrıca seçim kampanyalarında Aydın bey kendi helikopteri ile eşlik etti Sayın Başbakana. Hafızaları zorlamak lazım.

Statükoyu pervasızca eleştiren bir Jon Stewart’ımız yok. Muhtemelen olmayacak da. Lost kalitesinde bir dizi, BBC tarzı habercilik yapan bir haber kanalı, Planet Earth kalibresinde belgeseller vs… Yakın gelecekte bunlara sahip olamayacağımız da çok açık. Televizyon yayıncılığı açısından dünyanın hayli gerisindeyiz. Sorun ne sizce ve bir genç televizyoncu olarak çözüm öneriniz var mı?

Hazırcı olursak her zaman fırıncıdan sonra yeriz ekmeği. Bizim fırıncı olmamız lazım. Hala fikir üretimindeki akademik eğitimlere önem gösterilmiyor. Fikir aşamasındaki bir 3D destekli Türk tarihi film projemi destek bulamadığım için rafa kaldırdım. Genç girişimcilere hala stajyer modeli olarak bakılması yanlış. Artık bilişim çağındayız, hesap makinesi ve daktilolarından vazgeçmeliler patronlar.

Bir ülkenin gelişimi ve kültür ve teknoloji yatırımındadır. Bahsettiğiniz isimler aile, devlet ve maddi huzurdan yoksun olmadıkları için başardılar belki de. Nice web girişimcilerimiz var ama geçim sıkıntısı yüzünden hayati önem taşımayan belki de çok gereksiz kod yazma peşindeler. Oysa sistemimiz bunları koruma altına almalı. Hacker’larımıza hala katil gözüyle bakılıyor. Oysa dünyada tanınmış bireyleri bilişim eğitiminde değerlendirmeli devlet. Artık eski yüzler emekli olmalı ekrandan ve perde arkasından.

Çalışkan bir muhabirin enerjisini çay ve kahve getirterek içinde eritip ego tatmini yapıyor hala yöneticilerimiz. Çırak ustadan neyi görürse onu yapar.

İletişim fakültelerinin misyonlarını yerine getirdiklerini düşünüyor musunuz? Bu fakülteler medyanın arka bahçesi olmalı mı sizce? Yoksa medya dünyasına dilen bilen formasyon sahibi eleman yetiştirmenin dışında da görevleri olmalı mı?

mihraç cerrahoğlu one dergisi röportajıBu sektörün akademik eğitime ihtiyacı çok. Ama bu eğitimi verirken sadece muhasebe dersi verir gibi hesap kitap ve rakamlarla vermemek lazım. Zaten millet olarak fıtratımızda kopya çekme merakı var, eğitimciler işe yazılı kağıdı ciddiyeti katarsa, öğrencide kopya sululuğunu katıyor.Kamera ve grafik animasyon hakkında fikir sahibi olmayan mezunlar geliyor hala. Şahit olmasam belki bu cevap daha olumlu olacaktı. Bir üniversitede Radyo-TV Bölümünü iş yoğunluğum nedeni ile terk etmek zorunda kaldım. Ama gördüğüm kadarı ve bütün okullar aynı ise pek kaybım olmadı. Çünkü eğitimcilerimizde anlayış sorunu var. Yani siz ne yaparsanız yapın, onlar hala bilinçsiz prosedürle yürüyorlar. Staj için yalvaran örenciler var. Ve işe girenlerde kahve dağıtıp, facebook a giriyorlar. Gençliğin ve üniversitelilerin isteklerinde memnunum ben. Benim sorunum onlarla değil ki, onları piyasaya yetiştirirken iş yapacağını hesap etmeyen eğitim kurumları ile. Çocuklar mezun olur olmaz spiker ya da haber muhabiri olacağız edasıyla başlıyorlar, bi bakıyorlar ki, ellerinde tepsi, kaset. Hiç abartmıyorum, yanımdaki tüm stajyerlere bilgisayar ve yayın sistemlerini kullanmaları, riske girmeleri için baskı yaptım. Çünkü içi boş geliyorlar ve yazık.. ekmek kazanacak bu insanlar ve özellikle özel üniversitelere milyarlar harcıyorlar.

Yerli yabancı televizyoncular arasında önemsediğiniz, takip ettiğiniz var mı?

Artık kaybedecek bir şey yok tripleri ile Okan Bayülgen, tüm çıldırmalarıma rağmen samimi soru sorma şekli ile Fatih Altaylı, Hala üniversitelilere fırça atabilen Abbas Güçlü. Bunlar belki de şimdi düşünürken yazdıklarımdı ama şimdilik aklıma gelenler bunlar. İsim olarak değil de, proje olarak discovery, history channel ve tv programı olarak kesinlikle Türk aile versiyonunun gece yayınlanmasını arzuladığım South Park. Bunları da ayda yılda bir, kitap, sinema ve tiyatrodan vakit bulursam izlerim. Mesela bir çok tv programımızı izlemektense, gidip kıraathane de okey oynamak daha doğal ve bana ait gelebiliyor.

Televizyonda kariyere odaklanmış bir gence ilk öneriniz ne olurdu?

Dürüst ol. Bana göre Allah sana göre belki tabiat, dürüstlüğün bedelini tam kaybettiğini düşündüğün an sana hediye eder. Bana göre Elde edilebilecek en büyük kariyer, geçmişi gözden geçirdiğinde en az görmezden geldiğin insan ve olaydır. Yaptığın iş dünyanın en kötü bilinen mesleği bile olsa o senin işin ve kendini geliştir, onun hakkını ver. Merdivenleri çıkarken her basamağın hak ettiği saygıyı ver ki, geri inerken onlar da bir daha çıkmana izin versinler. Ya inmezsem? Deme! İlla ki ineceksin. Ben indim, inmem diyenlerle beraber.

Dikkat ederseniz sektörden hiç bahsetmiyorum çünkü tabiatta her alan için geçerli tek kural saydıklarım.

Yorum Sahası

Görüş Bildir

Login with Facebook: