Karikatürist Uğur Gürsoy
Uykusuz karikatürlerinden Uğur Gürsoy sorularımızı yanıtladı.
Nasıl başladı sizin karikatür hikâyeniz? Benim bildiğim kadarıyla Al Gülüm Ver Uğur vardı. Yoksa daha öncesi de var mıydı?
Daha önce aslında yok gibi bir şeydi. Penguen’deki “Al Gülüm Ver Uğur” köşesi ortaya çıkıncaya kadar birikiyordu karikatürler. Ondan önce kendi çapımda çiziyordum. Bir iki kere dergilerde filan yayımlandı ama, ciddi bir şey değildi yani. Aslında Penguen’le başladı.
Etkilendiğiniz kimseler oldu mu karikatür aleminde? Sizi bu işe kim teşvik etti?
Karikatür aleminde etkilendiğim çok kimseler olmuştur yani. Ben liseden, ortaokuldan beri karikatür okumayı çok severim. Daha doğrusu ilkokuldan beri eve mizah dergisi giriyor. Her hafta girerdi yani. Çizerlerin hayatına filan çok özenirdim. Karikatür yapmaktan öte karikatürcü gibi yaşamak çok özendirici olmuştur.
Yaşam tarzı olarak yani.
Evet. Pişmiş Kelle’de “Bir Gece Daha” vardı mesela. O, çok özendirici bir şeydi. Kemal Arıtan’ın. Kendi aralarında geçen muhabbetleri filan çizerdi. Orda çok özenirdim mesela.
Ofis ortamı. Uykusuz kalmak filan.
Evet, ofis ortamı. (Gülüyoruz)
Karikatürlerinizde de kullanıyorsunuz. Nedir bu “hafız” muhabbeti?
Kendi içimizde öyle hitap ediyorduk. Komiklik olsun diye öyle birkaç kez söylemiştim de; son günlerde söylemiyorum artık yani.
Farkındayım. Bizim Sakaryalı bir arkadaş vardı. Onlar aralarında çok fazla “hafız” diye hitap ediyorlardı birbirlerine. Hatta adamın lakabı “hafız” kaldı yani. O derece. İlk sizin karikatürleri gördüğünde “vay be hafızı bilen bir adam” diye çok şaşırmıştı.
Onu Umut (Umut Sarıkaya) sevmiyordu mesela. Hafız mafız. Sevmiyordu. Öyle bir şey söylemişti.
O sırada kendine çay doldurmakta olan Umut: Öyle mi demiştim?
(Gülüyoruz)
Kullanmıyorum şimdi yani.
Bir derginin imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak nasıl bir şey bir karikatürist için?
Çok sorumluluk isteyen bir şey. (Gülüyor) Yok, hiçbir şey yok ki bu derginin yazı işleri müdürü olmakta. Herhangi birinden hiçbir farkı yok.
Zorluğu ya da avantajı yok mu?
Yok. Bir şey danışılmıyor ki yani. (Gülüyoruz). Öyle herkes kafasına göre takılıyor. Yazı işleri müdür olması gerekiyordu resmi olarak. Seçmek gerekiyordu. “Kim olur? Sen olur musun?” dendi.
Herkes olabilirdi yani.
Başka dergilerde var elbette. Yazıişleri müdürü diye dar takım elbiseyle dolaşan adamlar. Bunlar oluyor da biz de öyle bir şey yok.
Peki, o zaman Fırat’a geçiyorum. Fırat tüm mizah severlerin malumu çok sevilen bir karakter. Gerçek anlamda kim Fırat? Kimden esinlendiniz bu karakteri yaratırken?
Genel bir toplam aslında. Öyle esinlendiğim bir kişi yok. Ama isimleri koyarken bana yakın olan isimleri koyuyorum yani. Mesela annesinin ismi benim annemin ismi. Teyzesi teyzemin ismi. Fırat da çocukluk arkadaşım Fırat. Fırat Budacı yani. Oradan biraz esinlendim.
O da hem mizahçı hem diş hekimiydi değil mi?
Evet evet.
Peki, acaba kendi çocukluğunuzdan bir şeyler mi var Fırat’da. Hani teyze, anne filan onlar olduğuna göre.
Yani isim olarak kullandığında daha yakın hissediyorsun. Espriyi bulman daha kolay oluyor. Sevdiğin isimler kullanmak istiyorsun. Her karikatürcünün sevdiği isimler vardır. Mesela, Umut (Umut Sarıkaya) “Ekrem” ismini çok kullanır. Ekrem’i kullandığı zaman daha komik geliyor ona. Ben de “Bora” filan çoktur mesela. Yiğit’de (Yiğit Özgür) “Soner, Sedat” vardır. Kendine yakın olsun diye o ismi kullanırsın.
Fırat karakterinin oyuncağı yapılsın gibi bir kampanyaya rastlamıştım internet aleminde. Böyle bir şeyin yapılmasını ister miydiniz? Daha doğrusu böyle bir durumu nasıl karşılarsınız?
Ben de çok isterim ama. O biraz profesyonel bir iş galiba. İlk önce minik heykelciği yapılıyor. Çin’de filan yaptırılıyor galiba, ama ben hiç çözemedim o işi. (Gülüyor). Yapılsa güzel olur yani.
Olsa biz de alırız vallahi.
Ona uğraşan bir adam lazım yani. (Gülüyor). Yani Çin’de atölyeyi bulacaksın, oraya bir şeyler yaptıracaksın. Bir şeyler, bir şeyler…
Karikatürlerinizde karakterlerinize söylettiğiniz cümleleri de göz önünde bulundurursak çocukluğunuz nerede geçti?Nasıl geçti?
Çocukluğum Denizli’de geçti aslında. Fırat yaşındaki çocukluğum Denizli’nin Akkent diye bir kasabasında geçti. Ama genel olarak, ondan sonrasında Denizli’ de geçti. Yani aslında, öyle çok fazla şive kullanmıyorum karikatürlerde. Ama Fırat’taki annenin kendine has lafları var. Onlar annemin laflarıdır birebir olarak. Fırat’ın laflarını ise uydurdum.
Birincilik teli filan uydurma mı yani?
Tabi canım. Uydurma o birincilik teli. (Gülüyoruz). Çocuk birazcık şey olsun istedim. Bilgiç değil de, akılsız olsun istedim. Akılsız çocuğa da gülünüyor yani. Akılsız çocuk güzel bir şey.(Gülüyoruz).
Diş hekimliğinden karikatüristliğe geçmek zor oldu mu?
Diş hekimliği yaptım uzun süre. 7 sene filan. Bayağı bir sıkıldım ama diş hekimliğinden.
Diş hekimliğini özlediğiniz günler oluyor mu?
Ara sıra. Burda masanın başında çok zorlandığım zamanlarda; “ulan diş hekimi olsaydım, mis gibi işimi yapar, evime giderdim.” diyorsun. Sonra işin bittiği zaman ama, onun ego tatmini bambaşka yani. Diş hekimliği gibi değil. Diş hekimliğinde, sabahtan akşama kadar bir takım “dişsiz” insanlara laf anlatmaya çalışıyorsun.(Gülüyor). Zor olmadı aslında yahu. Aile biraz tepki gösterdi. Alıştılar onlar da sonra.
Aile zor. Anlatmak daha zor olsa gerek.
Birdenbire bırakıp gidiyorsun.
Umut için de aynısı geçerli örneğin. Mühendislik nere, karikatüristlik nere.
Yani onu anlamıyorlar başta. Bakıyorlar sonra, aç kalmadığını görünce, “tamam oldu” diyorlar.
Ersin de (Ersin Karabulut) çizmişti bir kez buna benzer bir şey. Babası hangi dergide çalıştığını bilmiyordu. Ekonomist’de mi çalışıyordun sen diye soruyordu.
Benimkiler de ilk başlarda Uykusuz’u üç beş sayı aldılar sonra bıraktılar yani. Okumuyorlardı. Dikkat ediyordum babama veriyordum. Bir tek kapağı okuyordu. “Güzel güzel. Güzel yapmışsınız” diyordu.
Aynısı bizim dergi için de geçerli. Babam derginin kapağına baktı, benim sayfaya baktı. Fotoğraf da güzel çıkmışsın deyip koydu yani.
(Gülüyoruz)
Bir karikatüristin daha doğrusu mizahçının girdiği her ortamda güldürmesi, deyim yerindeyse koparması beklenir. Bu durumu nasıl buluyorsunuz? Değerlendirmeniz nedir?
Öyle bir şey yok. Birkaç adam var öyle.
Sizle karşılaştıklarında insanlar da böyle bir beklenti oluşuyor mu peki?
Oluşuyor tabi canım. “Bu, şimdi ortaya çıkıp şov yapar” filan diyorlar. Ağzına bakıyorlar güldürmen için söyleşilerde filan. Bir de bizim dergi grubunda suskunlar çok fazla yani. Umut, ben filan biraz hayal kırıklığı oluyor tabi. Birkaç tane muhabbetiyle güldüren adam var. Vedat (Vedat Özdemiroğlu) filan var yani. Onlar da olmasa çok sıkıcı geçecek söyleşiler. Kişiden kişiye değişiyor yani bu durum. Çok güldüren adam çok fazla yok dergide açıkcası.
Peki, bu durum sizi strese sokuyor mu?
Yok, onu baştan anlıyorlar zaten. Tırt olduğumuzu yani. 2 dakika sonra bundan iş çıkmaz diyorlar.(Gülüyoruz)
Uykusuz dergisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Vallahi, vizyonumuz misyonumuz filan yok öyle KOBİ gibi. (Gülüyoruz). Çıkabildiği kadar çıkacak. Mizah dergisi çok uzun ömürlü bir şey değil. En fazla olanı 10 sene işte.
Gırgır kaç sene çıkarıldı?
Bilmiyorum ki ne kadar çıkarıldığını. Çok fazla değil o da. Herhangi bir edebiyat dergisine göre daha azdır mesela. Mizah dergileri bir süre sonra dağılıyor. Çeşitli nedenlerle dağılıyorlar yani.
Sizde de aynısı olacak mı yani?
Tabi. Ekstra bir durumumuz yok bizim de. Bizim için de aynısı olacak.
Birinci yaş sürprizi ne oldu? Unuttuk gitti sanki.
Onu yılbaşından iki hafta sonra yapacağız. Onu biz yapamadık. Söz filan verdik ama. Unutturmaya çalıştık okura. Unutmadılar. Biz, “bunlar unutur, yavaşça, sessizce çekilelim” dedik. Ama olmadı. Bir gazla söz vermiştik.
Nasıl bir şey geliyor?
Daha kalın olacak. Derginin iki katı filan olabilir.
Bu şekilde ciddi biçimde gönlünü alacaksınız okurların galiba. Peki, karikatürist parayı bulunca sokaktan uzaklaşır mı? Götürdü parayı gibi bir durum var mıdır karikatürist için?
Burada para götüren galiba pek yok. Bir de sokaktan beslenen adam diye bir şey yok. Sokağın muhabbetini yapıyorsun ama evden çıkmadan yapıyorsun yani. Sokaklarda, Eminönü’nde filan dolaşmıyorsun sonuçta. Zaten evin içinde duran adamsın. Ne kadar para kazansan da evin içinde duran adam oluyorsun yine. Okurlar şey hesabı yapıyorlar. Sizin de başınıza gelir belki. Biz de yapmıştık dergiyi kurmadan önce. “Ulan şu kadar satsa, tanesi şu kadar olsa. Ooo, tamam götürdüler parayı vallahi götürdüler” diye hesap yapan çok oluyor. Yalnız işte Yaysat’ı bilmiyorlar, vergiyi bilmiyorlar. Hiçbir şeyi bilmiyorlar. Yaysat alıyor bayağı yüzde 30 a yakınını. Vergisini veriyorsun. Onlar düz hesapla çok para götürdüğünü sanıyorlar. Yapacak bir şey yok yani. Bakın arkadaşlar biz o kadar para kazanmıyoruz diye çıkıp açıklama yapacak halimiz de yok.
Bir yandan belli bir hayran kitlesine sahip ve o hayran kitlesi tarafından çok sevilirken, bir yandan da toplumun büyük bir bölümü tarafından sima olarak tanınmamak nasıl bir şey? Bilinçli bir tercih midir bu yoksa olağan mıdır?
Normal zaten. Bilinçli bir şey değil. Çizdiğimizle iş yapıyoruz yani. Görüntümüz süpersonik şahane görüntüler olsa sergileyelim de yani normal adamlarız yani. Sarışın mavi gözlü uzun boylu adamlar olsak her yere fotoğraf veririz yani. Ama öyle adamlar değiliz yani. Ne yapacaksın, kader. (Gülüyoruz). Çok da bilinmesin zaten. Büyü bozulur. Yani çok bilinince “ulan bu muymuş” derler.
Dergide en çok kime gülersiniz?
Kendime gülmüyorum da.(Gülüyoruz). Espri olarak Umut’a gülüyorum en çok.
Mizahın evrenselliğine inanıyor musunuz? Yoksa mizah yerel midir, yerel mi kalmalıdır?
Evrensel mizah diye bir şey vardır. Ama karikatür de çok fazla yok. Evrensel mizah filmlerle filan olabilir. Öyküyle filan. Adam öykü yazıyor, komedi filmi çekiyor. Tüm dünya gülüyor ona. Çehov yazıyor, bütün dünya gülüyor. Ama karikatür de öyle bir şey olmuyor. Karikatür çok “an”a ait bir şey. O toprağa ait bir şey. Bizimkinde yine biraz daha evrensele gidebilir de, bazı karikatürler hiç gitmez. Umut’un karikatürleri istediğiniz dile çevirin, hiç kimsenin anlayacağını sanmıyorum yani. Ustabaşının terlik giymesi ya da kömür taşırken ayağa kömür düşürülmesi kimseyi güldürmez. Mizahın çok fazla da evrensel olması gerekmiyor. Evrensele oynayan karikatürcüler de oluyor. Biraz tatsız tuzsuz oluyor yani izlediğim kadarıyla. Yetiyor zaten ülkede kendi kendimize gülüyoruz işte. Bir Alman’ı güldürmenin bir anlamı yok yani durup dururken. Alman gülsün kendi kendine orada başka bir şeye.(Gülüyoruz).
Yiğit Özgür’le ev arkadaşıydınız değil mi?
Evet. Ben, Yiğit, Fırat. Fırat Budacı.
Üçünüzdünüz yani. Ekip sağlammış. Peki, nasıl bir durum üç mizahçı aynı evde yaşamak?
Üç mizahçı değildik o zamanlar. İşssizdi Yiğit. Karikatür çiziyordu, girmeye çalışıyordu. Ben, çok fena bir muayenehanede dişçilik yapıyordum. Fırat’da aynı şekilde çok çok fena bir yerde diş hekimliği yapıyordu. Zeytinburnu’nda bir yerdeydi. Çok kötüydü ortam filan. Üçümüz mutsuz bir şekilde evde oturuyorduk. Evde, yerde minderler vardı. Onun üstünde oturup televizyon seyrediyorduk.
Ev nasıldı? Öğrenci evi gibi bir ev miydi?
Tabi. Daha beterdi yani. Çok fenaydı. Şok olacak derecede dağınık ve kirliydi.(Gülüyoruz). Yüzlerde pet şişe vardı.
Ben de alışığımdır, henüz yeni bir mezun olarak. Yeni bitti öğrenciliğim.
Biz öğrenciliği de geçmiştik ama kalkıp hayatı düzene koyamıyorduk. Bir şekilde koyvermiştik ipleri. Şimdi daha iyiyiz yani. (Gülüyor). O zaman bitirmiştik hayatı.
Amatör karikatüristlerle aranız nasıl?
İyi. Her Çarşamba geliyorlar işte.
Amatör günleri ne şekilde gerçekleşiyor peki?
Çarşamba günleri işte, amatör karikatürcüler buldukları esprileri getiriyorlar. Bakıyoruz işte: İyi, güzel, çirkin diye. Veriyoruz geriye kötü olanları. İyileri alıyoruz.
Çok yollayan, getiren oluyor mu?
Gelen oluyor yani. En az 10 kişi geliyor bir haftada. Şu ana kadar süper bir adam gelmedi ama daha. Bekliyoruz.
Son olarak ONE dergisi okurlarına ve amatörlere söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Derginin her yerini güzelce okusunlar. Yazılar uzun, gözlerim ağrıyor diye okumamazlık yapmasınlar. Hepsini okusunlar. Altını çize çize okusunlar. Özet çıkarsınlar. O kariyerleri için süper olacak. (Gülüyor).
Röportaj: Emrah Gülmez


























Uğur Gürsoy her şeyden karikatür çıkarabiliyor.Yolundan gidince taklide düşüren çizerlerden.
uğur gürsoy..ancak sizin ellerinizde karikatürler bu kadar renklenebilir zaten.günlük yaşantımızdaki olayları bu kadar sevecen hale bir tek siz getirebilirsiniz.bazı karikatürler sadece iğnelemeye yönelik yada sadece yüceltmeye yönelik.siz de öyle değil,gülerken düşünmeyi öğreterek o günden ders almamızı hedefleyen karikatürleriniz var. ve biz öğrenciler emin olun hepsini zevkle takip ediyoruz.siz en doğru yolu tercih edenlerdensiniz.kesinlikle karikatürlerinize kendi benliğinizi kattığınızdan eminim.zaten öyle olmalı.eğer çıktıysanız bir yola,o yolda emeğinizi sevginizi benliğinizi de yanınıza alarak devam etmelisiniz.yürekten tebrik ediyorum…başarılarınızın devamını diliyorum.
severek takip ettiğim ve zekasına hayran olduğun bir insansınız.günlük yaşamdan alıntılar ancak bu kadar güzel şeklillerde karikatürlere yansıtabilir.tamamen kendinizi kaptırdığınıza eminim.ki zaten öyle olmalı.eğer adım attıysanız bir yola,o yola kendinizi emeklerinizi sevginizi vererek deman etmelisiniz.siz bunu en iyi başaranlardansınız.yürekten tebrik ediyorum..
gerçekten de hayatımda okuduğum en yaratıcı karakterlerden biri fırat.konuşmaları şimdiden günlük hayatımıza girdi.yurtta arkadaşlarla devamlı fırat dialoglarıyla anlaşıyor olduk.ve sanki gerçek bir çocukmuş gibi seviyorum fıratı.annesinden dayak yediğinde hem çok gülüyorum hem de içimde bişe acıyo.çok süper bi karakter.çok başarılı bir çizersiniz.teşekkürler
uğur gürsoy fırat’ a ailecek aşık olduk. fırat hem sıradan bir çocuk hem değil. çizgini en ince ayrıntısına kadar inceliyoruz. balkonda gelişigüzel bırakılmış terlikler, fıratın odasında serili pas pasın püskülleri, fıratın bisikletinin pedallarına basması, melisin ve annelerin onu yüceltmesi ve bizimkinin arsız dikkat çekici hareketleri, daha ne diyem her şeyiyle mükemmel. evimizde fırat kitabı günde bir kaç kez elden ele dolaşıyor. fırat’ta kendi çocukluğumdan, abimin yaptıklarından, çocuklarımdan ve arkadaşlarından, çevremden bir yığın aşinalıklar var. bebek sever gibi birbirimize anlatıp gülüyoruz. orta sınıf aileleri ve çocukları iyi gözlemlemişsin. bu gözlem kendiliğinden oluşmuş belli özel çaba değil Allah vergisi. Uğur gürsoy’a binlerce kez teşekkür fıratı bizimle paylaştığı için. sevgiler….
eklenmiştir:)
daha çok karikatür görmek istiyoruz