Hakan Öge masalsı bir yolculuğun kahramanı. Mardek isimli teknesiyle tek başına dünya turuna çıktıktan 7 ay sonra okyanus ortasında ‘deniz kızı’ dediği hayat arkadaşıyla tanıştı ve yola birlikte devam ettiler. Macellan’ın geçtiği Horn Burnu’nu dolaşan ilk Türk olan Hakan Öge ve Sophie’nin yıllar süren zorlu yolculukları başladığı yerde Kalamış Marina’da sona erdi. Aynı zamanda profesyonel fotoğrafçı ve diş hekimi olan Hakan Öge sorularımızı yanıtladı.
Röportaj: Ömer Üner
Tekneyle 3 yıl süren bir dünya turu yaptınız… Neden? Neydi sizi bu serüvene sürükleyen? Profesyonel ilgi, keşif duygusu, yaşamın kaosundan kaçış…
Sanırım hepsi birden. Yola çıkmadan önce diş hekimliği ve profesyonel fotoğrafçılığı bir arada götürmeye çalışıyordum. Hayatımı sadece fotoğrafçılıkla kazanmayı denemek istiyordum. Böyle bir yolculuk bu tür bir deneme için bulunmaz fırsattı. Aynı zamanda hayatımda da bir dönüm noktasındaydım. Yeni boşanmıştım ve yeni bir başlangıç yapmak istiyordum. Buna yıllardır İstanbul’un kaosunda yaşamışlığı da eklerseniz “basıp gitmek” için yeterli nedenlerim vardı sanıyorum.
İlk nasıl kapıldınız bu düşe? Bir anda mı gelişti yoksa eskiden beri içinizde büyüttüğünüz bir düş müydü?
Kendimi bildim bileli gezmeye, hareket etmeye çok meraklıyım. Daha küçük bir çocukken TIR şoförlüğünü ideal bir meslek olarak görüyordum. Gençlik yıllarımda Jules Verne’nin kitapları elimden düşmezdi. Böyle bir eğilimim varken elime Sadun Boro’nun Pupa Yelken adlı kitabı geçti. Sadun Boro yelkenli tekne ile ilk defa dünya turu yapan Türk’tür. Kitabını yutarcasına okudum. Kitabı bitirdiğimde “ben de bir gün böyle bir seyahat yapacağım” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Kitabı okuduğumda 12 -13 yaşlarındaydım, bu düş beni hiç bir zaman bırakmadı.
Milyonlarca kişi için gerçekleşmesi nerdeyse olanaksız fantastik bir hayaldir bu. Ürkütmedi mi sizi bu gerçeklik?
Ben hiç fantastik bir hayal gibi görmedim. Birileri yapmışsa benim de yapmamam için bir sebep yoktu. Bu işe kalkışmış insanların kitaplarını bol bol okudum. Genellikle ceplerinde paradan çok kalplerinde cesaret ve hayal gücü olan insanlar olduğunu gördüm.
Motivasyonunuz neydi? Başarma duygusu, ego tatmini, şöhret…
Saydıklarınızın hepsi var, artı olarak yeni yerler keşfetme isteği, hayatı değiştirme eğilimi, hatta biraz oyun arzusu… Fakat yolda epeyce değişti bu duygular. Ego tatmini, şöhret isteği falan pek kalmadı. Aradığım şeyin, huzurun yollarda, uzaklarda olmadığını farkettim. Aradığım şey aslında çok yakında, içimde bir yerlerde. Onu bulduğunuz anda yolda olmak ya da bir yerde yıllarca hareketsiz kalmak pek fark etmiyor.
Yolculuğunuzun yedinci ayında hayat size en güzel oyunlarından birini oynadı. Neydi olup biten, sizden dinleyelim.
Yeşil Burun Adaları’nda Belçikalı bir çifte rastladım. Catherine ve Daniel katamaranlarıya dünya turu yapıyorlardı. Ertesi gün Belçika’dan bir misafirleri geldi: Catherine’in kızkardeşi Sophie. Onlara Atlantik geçişinde katılıp yardımcı olacaktı. Sophie’nin geldiği akşam beni yemeğe çağırdılar. Sophie’yi gördüğüm anda vuruldum diyebilirim. Yemekte epeyce sohbet ettik. Ertesi gün ben de onları yemeğe çağırdım. Yemekti, sohbetti derken aramızda bir ilişki başladı. Yeşil Burun Adaları’nda 10 günü hiç ayrılmadan, birlikte geçirirdik. Ardından ben tek başına okyanusa
açıldım. Sophie ailesiyle okyanusu geçecek, Karaip Adaları’nda tekrar buluşacaktık. Fakat yolculuğun altıncı gününde, gece yarısı ufukta bir ışık farkettim. Telsizle konuşunca ışığın kaynağının Sophie’nin içinde bulunduğu katamaran olduğu ortaya çıktı. Okyanusun ortasında gerçekleşen bu karşılaşma o kadar zor bir ihtimaldi ki, bunu kutlamaya karar verdik. Sophie ufak bir şişme botla bana geldi, amacı biraz hasret giderip tekrar teknesine dönmekti. Fakat o kadar yoğun duygular içindeydik ki ne ben onu, ne de o beni bırakamadık. Sophie pasaportsuz, kimliksiz, üzerinde tek bir elbiseyle benimle kaldı. Daha sonra Karaip Adaları’nda ablasını bularak eşyalarını alabildik.
Hikaye çok etkileyici… masalsı… Hala birliktesiniz sanırım.
Tabii ki. Dünyayı birlikte turladıktan sonra döner dönmez evlendik.
Uçsuz bucaksız bir okyanus ıssızlığının ortasında insan ne hisseder en çok? Yalnızlık… sonsuzluk…
Garip gelecek, ama okyanus geçişlerinde hiç yalnızlık hissetmedim. Yalnızlığı en çok limanlarda hissettim. Etrafınız insanlarla çevriliyken aslında tek başına oluşunuz daha çok etkiliyor. Yani, şehirlerde hissedilen yalnızlıktan hiç farklı değil.
3 yıl süren bir yolculuktan sonra Temmuz 2007 de Kalamış Marina’ya döndünüz. O an ne hissettiniz? Anımsıyor musunuz?
Çok iyi anımsıyorum. Karmakarışık duygulardı. Uzun bir yol bitmişti, rahatlamıştım. Yıllardır görmediğim aileme, arkadaşlarıma kavuşacaktım, mutluydum. Ama aynı zamanda yeni bir hayata başlayacaktım, endişeliydim. Diyebilirim ki, yola çıkarken değil, asıl döndüğümde endişe duyuyordum. Bundan sonra ne yapacaktım, nerede, nasıl yaşayacaktım, kara hayatına nasıl geri dönebilecektim, belli değildi.
Yaşamınız boyunca serüven ruhu gerektiren zorlu sporlarla uğraştınız. Bu arada diş hekimliği okudunuz ve uzun yıllar bu mesleği yaptınız. Bunda bir çelişki yok mu? Tanıdığım diş hekimlerinin çoğunlukla durağan bir yaşamı var.
Serüvenci ruh ne kadar içimde varsa dişhekimliği de o kadar var diyebilirim. Babam diş hekimi. Bütün çocukluğum muayenehanede oynayarak geçti. Alçılarla, mumlarla oynamak, onlarla heykeller yapmak çok eğlenceliydi. Dolayısıyla oldukça rahat yapabildiğim bir iş. Bana serüvenci ruhumu tatmin için gereken maddi olanakları ve randevuyla çalıştığım için de zamanımı ayarlama özgürlüğü verdi.
Profesyonel fotoğrafçısınız aynı zamanda. Fotoğraflarınız yıllardır Atlas Dergisi’nde yayınlanıyor. Bu ilginizin hikayesi nedir?
Seyahat eden, macera sporlarıyla uğraşan ve fotoğraf çeken bir genç ilk açıldığı yıllarda Atlas dergisinin kapısını çalınca tabii ki kapılar sonuna kadar açılıyor. Bir de o yıllarda bu işlerle uğraşan çok az insan vardı. Bu tür dergilerin yaptığı yayınlar bugün çok daha fazla insanın bu yola yönelmesine neden olmuştur.
Kitabınız var. Duygulara Akmak. Ne anlatıyorsunuz bu kitapta?
Aslında üç kitabım var. 2 tanesi fotoğraf kitabı ve Almanya’da basıldı. Bir tanesi havadan Türkiye’nin arkeolojik kazı yerleri, diğeri genel Türkiye kitabı. “Duygularla Akmak” Sophie ile birlikte hazırladığımız, yaptığımız dünya turunu anlatan bir kitap. Yalın bir yolculuk kitabı değil bu, duygularımızı çok yer verdiğimiz, aslında kendi iç yolculuğumuzu anlattığımız, bol fotoğraflı bir kitap. Kitabın ben ve Sophie olarak iki yazarı, Türkçe ve İngilizce olarak da iki dili var. Şu anda bir kitabım daha çıkmak üzere: “Macellan’ın izinden Mardek’in Seyir Defteri”. Bu kitapta ise dünya turu sırasında tuttuğum günlüğü yine bol fotoğraf ve haritayla yayınlıyorum.
Ufukta yeni projeler, yolculuklar…
Şu anda Heybeliada’da huzurlu bir yaşantımız var. Ben Kadıköy’deki muayenehaneme geri döndüm, keyifle çalışıyorum. Başka projelere gelince… Hayal kurmadan yaşayamıyorum, kafamda sürekli olarak projeler, hayaller dönüp duruyor. Bunlardan biri de çelik ya da alüminyum bir tekneyle kutuplara gitmek, oralarda fotoğraf ve video çekimleri yapmak. Ama ne zaman yaparım, henüz bilmiyorum.
