Bir Dünya Markasının Patronu: Süleyman Orakçıoğlu
Süleyman Orakçıoğlu müthiş bir başarı öyküsünün baş aktörü. Osmanbey’de küçük bir atölyede başladı Damat Tween’in serüveni. Bir dünya markası olma yolunda hızla ilerledi. Artık dünyanın herhangi bir yerinde Damat Tween mağazalarıyla karşılaşmak işten bile değil. Höse Marino, Lampard, Michael Jackson ve Brad Pitt gibi dünya starlarının Damat’tan giyiniyor olmaları ise başarının açık bir kanıtı. İşte bu müthiş başarının mimarı Orka Group Yönetim Kurulu Başkanı ve İTKİB başkanı Süleyman Orakçıoğlu ile One Dergisi olarak Şişli’deki ofisinde çok keyifli bir söyleşi yaptık. Orakçıoğlu özellikle kariyerlerinin başlarında olan One okurlarına ışık tutacak çok önemli şeyler söyledi. Buyurun…
Bu işe ilk başladığınızda elbette idealisttiniz; hayalleriniz vardı ama dünya çapında büyük bir başarı öngörüyor muydunuz?
Her şeyden önce insanın kendisine ait hedefleri olması önemli. Öğrenciyken de sonuç itibarı ile baktığınız zaman belki çok disiplinli öğrenci değildim fakat meraklıydım. Her şeyin özellikle görünen yüzünden öte, görünmeyen yüzü ile ilgilenerek, alt nedenleri bulmaya hevesli araştırmacı bir kişiliktim. Bu merak doğru kullanıldığı zaman insan için pozitif bir enerji ortaya çıkabiliyor. Aynı zaman da anarşist de bir ruhum vardır. Bunu da sorguladığım zaman her şeyi rutinine bırakan, rutini kabullenen bir insan değildim. Neden ve niçinleriyle her şeyin köküne inmek gibi bir merakım vardı. Anarşist ruhu pozitif anlamda kullandığınız zaman başarı ortaya çıkıyor; fakat yönlendiremeyip de negatif anlamda kullandığınız zaman toplumda sürekli çelişen çatışan bir kimlik ortaya çıkıyor. İnsanın kendi içinde bu anlamda dengeleri kurması gerektiğini düşünüyorum.
Sektör içinde Damat Tween’in konumundan bahseder misiniz? Pazar payınız ne durumda?
Segmentleriyle beraber değerlendirdiğiniz zaman rakamlardan daha çok öncelikle bizim bir hedef kitlemiz var. Önemli olan rakamdan ziyade kendi hedef kitlemiz. Pazar payına baktığımız zaman kendi hedef kitlemiz oldukça yüksek. Rakamlarda ne kazandığınız ne kaybettiğiniz önemli olmakla beraber ana stratejimiz sadece rakamlar değil; rakamların içinde de bir ruh olmalı. Önemli olan markanın kamuoyundaki algısı. Bizim için marka bilinirliğinin olması çok daha önemli. Bununla birlikte bizim markamızın neyi çağrıştırdığı ve olumlu algısı da çok önemli. Yaptığımız bir araştırmada değişimle ilgili algının Tween ile örtüştüğünü, Damat’ın ise iş hayatındaki üst segment ile özdeşleştiğini görüyoruz. Tabi bütün bunlar 20-25 yıl gibi uzun bir zamanla oluştu.
Damat ismini seçmenizin özel bir nedeni var mı? Türk kültüründe önemli bir alt kültür kavramına karşılık gelse de çok enternasyonal bir isim değil aslında.
Sonuç itibarıyla ülkemizin bir markası olarak düşündüğümüzde insanımızın sempati duyduğu bir isim olması sebeplerimiz arasında. “Damat” işe ilk başladığımızdaki heyecanı yansıtan, dinamik bir sözcük. Uluslararası anlamda da yazılışında sorun olmaması algısı kolay, rahat bir kelime olarak değerlendiriliyor. İsim olarak amatör ama heyecanı ve içtenliği yansıtan bir marka. Damat Süleymaniye’de doğdu. Tween’de ise çok daha profesyonel ajanslar, konkurlar söz konusu oldu. Şöyle bir benzetme yapmak gerekirse Damat devlet hastanesinde doğdu; Tween ise özel hastanede.
Önümüzdeki yıllara yönelik yol haritanızdan bahseder misiniz? Örneğin 10 yıl sonra Damat Tween markasını nerde görüyorsunuz?
Başlangıç noktasından bugüne baktığımız zaman gelinen nokta tüm samimiyetimle söylüyorum ki Kaf dağının arkası gibi. 22 yıl önce bu işe ilk başladığımız zaman arkadaşlarımızla üniversiteyi yeni bitirmiştik. Bu işlerle ilgili bir takım hayallerimiz var fakat paramız yoktu. Ancak aklımız ve çevremiz vardı. İkinci bir şansımız söz konusu değildi. Size güvenen insanların tekrar size güvenmesi söz konusu olmadığı için çok dikkat arz eden, kırılma noktaları oldukça hassas, çok yorucu süreçler yaşadık. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımız zaman kendi sektörümüzle ilgili birçok ilkleri gerçekleştiren bir marka konumunda olduk. Bu bize gelecek ile ilgili daha büyük bir güven veriyor. Önce amatör ligde oynarsınız, daha sonra üçüncü, ikinci ve birinci ligde. Bir de dünyanın oynadığı bir şampiyonlar ligi var. Birinci ligde çok oynadık, artık şampiyonlar liginde koşturup tüm yeniliğimize rağmen bu sahada finale kalmak istiyoruz ki bu bizim için çok önemli. Bu konuda dünya modasına yön veren karar vericiler, tasarımcılar, üst segment pazarlama kulvarında olan çok önemli isimler olsun tüm bunlarla çok büyük bir çalışma içindeyiz. Tüm bu üst lig için beş yıldır mücadele ediyoruz ve buradaki karar vericilerle paralel hareket etmeyi daha geçen yıl yakaladık. Dünyanın klasik pazarları dışında Japonya, Güney Kore, Filipinler, Malezya, Singapur, Hong Kong gibi farklı açılımlarımız da bu sayede gerçekleşti. Amaç dünyayı kendimize yakınlaştırmak, bunu yaparken de çekim gücünün kendimizde olmasını sağlamak. Globalleşme içinde başkalarının çekim alanına girmek değil, çekim alanını bizzat kendimizin oluşturması önemli. Ana stratejimiz bu. Höse Marino, Lampard, Chelsea’li futbolcular, Michael Jackson, Brad Pitt gibi dünyaca önemli isimlerin dünyanın çeşitli yerlerindeki mağazalarımızdan alışveriş ettiğini görüyoruz ki bu ana stratejilerimizi gerçekleştirdiğimizin göstergesi adına önemli ve artık alışıyor olduk buna.
Gençlere heyecan veren bir başlangıç hikâyeniz var. Nedir bu 6500 liranın hikâyesi?
6500 lira sermaye işe başlarken öğrenci kredisinden elde ettiğimiz sermayeydi. Fakat bundan da önemlisi ben on bir on iki yaşında parkta gömlek sattım. İşin başlangıç noktasında “ben bunu yapmam” diyerek işi ve detayları küçümsemek doğru değil. İnsan bulunduğu kulvarda namusuyla, doğruluğuyla şahsiyetiyle her işi yapmalı. Elde edilenlerin hiçbiri ödül değil, kimse ağzında gümüş kaşıklarla, sırça saraylarda doğmuyor. “Babadan, dededen atadan kalıyor, o yapar” diye bir görüş var; asıl yapamayacak olan, çalışmadan bu mirasa güvenenlerdir. Çünkü hazıra konanlar ihtiyacı olmadığı ve rahat hayata alıştığı için büyüme sürecindeki heyecanını kaybediyor. Bir insanın çalışması için ya ihtiyacının ya da merakının olması lazım. Sonuç itibarıyla İkisi de olmayınca başarı oluşmuyor.
Hayatın sillesini yemeyenler, hayata karşı boş olurlar yani…
2004 yılında Monte Carlo’daki Dünya Girişimcilik Yarışmasında 38 ülke arasında Türkiye’yi temsil ettim. Finale kaldığım zamanda kriter nedir diye sorduğumda iki önemli kriter vardı. Birincisi başarısının ardında kendisi mi var, yoksa atadan dededen kalanlarla mı yol alınmış. İkinci kriter ise yaşadığı kırılma noktalarında, stresli süreçlerden ders alıp bir daha hata yapmayan girişimci mi? Başarının ardında kendisi bulunan ve kırılma noktalarındaki süreci iyi değerlendirenlerin başarılı olduğunu öğrendik. Mücadele ederek var olmak önemli.
Peki, sizin kurum olarak başarı kriteriniz nedir?
Kurum olarak çok genciz. Bu bize çok büyük bir enerji sağlıyor. Arkadaşlarımızla yüksek enerjiyi doğru kullanmayı amaçlıyoruz. Zaman zaman kendi içimizde bilginin, yaratıcı fikrin üst düzeyde olduğu bir şirketiz. Fakat iş bu yaratıcı fikirlerin ne kadar uygulanabildiğinde. Başarı pratikte saklı. İlk olarak yaratıcı iklimi firmalarımızda sağlamak, ikincisi ise yaratıcı iklimi sağladıktan sonra doğru yönetimi ortaya koyabilmek, üçüncüsü ise çalışmak ama çok çalışmak. Yaratıcılık, yönetebilmek, çalışmak. Şifrelerimiz bunlar. Kendime ait özelliğim ise delege ettiğim işi muhakkak takip ediyor olmam, en azından takip ediyorum hissini vermem. Başarıda ödül, başarısızlıkta sorgulama çok önemli.
Firmanızın kapısı genç arkadaşlara açık mı?
Tabiî ki. Fakat bu konuda çok yüksek bir talepten dolayı bir yılda 25 arkadaşı yetiştirebiliyoruz. Kim olursa ve hangi işte bulunursa bulunsun zamanını dolu dolu geçirmeye çalışsın. Kendi departmanlarında başarılı olan arkadaşlar bizde kalıcı olabiliyorlar. Çalışmak, özveri çok önemli kalıcılıkta.
Çekirdek eleman alımlarıyla bizzat ilgilendiğiniz oluyor mu?
Zaman zaman katılırım fakat İK departmanına bu alanda çok karışmak istemiyorum. Destek istedikleri zaman bunu mümkün olduğu kadar sağlamaya çalışıyoruz.
Süleyman Orakçıoğlu nasıl bir patron?
Bunu benim ifade etmem ne kadar doğru bilmiyorum. Ben bilgiyi paylaşan bir insanım. Aynı zamanda akademisyenim, üniversitede ders veriyorum. Ekibim için yeni bir şeyler öğrenilmesi, bunun hissedilmesi benim için çok önemli. Arkadaşlarıma da tavsiyem iyi bir değer olabilmeleri adına önce kendilerine çalışmaları, kendilerini geliştirmeleri. Hiçbir zaman sığıntı olmayın. Kendinizi küçültmeyin.
İş gömleğinizi akşam ofiste mi bırakırsınız?
Tabiî ki. İnsanın kendine ait bir özel hayatı var. Kendinizi sürekli olarak patron havasında görürseniz bu sağlıklı olmaz.
Ekstrem ilgi alanlarınızdan bahseder misiniz?
Sporu seviyorum. Tenis, yüzme, kayak. Fakat bunu beş yıldızlı otellerde değil, toprağa basarak gerçekleştiriyorum, denize giriyorum mesela. Doğa ile iç içe olmayı seviyorum. Bu bana daha cazip geliyor.
Keşkeleriniz var mı peki?
Keşke yapmasaydım dediğim şeylerden bile bir deneyim kazandım. Ben bunu hayatın bir rengi olarak düşünüyorum. Sonuçta zaman zaman hayatın akışkanlığı ve stresi içinde çeşitli kırılganlıklar olabiliyor. Ama özeleştiriyi yapabilmek önemli.
One okurlarına tavsiyeleriniz nelerdir Sayın Orakçıoğlu?
Aslında bunun için bir kitap yazmak gerekiyor. Sizin yaptığınız iş de mesela çok farklı açılımları olan bir meslek. Bunun için emek ve zaman harcıyorsunuz. Hepimizin kendine zaman ayıracağı, gezip tozulacak dönemi illaki vardır. Fakat asıl amaçlarımızı, önceliklerimizi hep atlıyoruz. Hayata katılımcı olarak bunu dengeye koymak lazım. Çalışma ve eğlence dönemleri ayrıdır. Başlangıcı ne kadar geciktiriyorsanız başarı da o kadar gecikiyor. “Üniversite bitirdim, kariyer yaptım, çok birikimli ve deneyimliyim, herkes benim değerimi anlasın ve ona göre iş teklifinde bulunsun ve ona göre çalışayım” mantalitesi son derece yanlış. Mutlaka iş hayatında bir yerden başlangıcınızı yapın. Daha sonra bir değişiklik yapmanız gerekirse bunu yapın. Aksi takdirde gelecekle ilgili bu gecikme kendi başarınızın sürekli gecikmesine sebebiyet veriyor.
Süleyman Bey değerli vaktinizden ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Rica ederim.
Röportaj: Hakan Ermiş, Ömer Sarıkaya
Fotoğraf: Selim Türkan


























SAYIN SÜLEYMAN BEY GERÇEKTEN SİZİ TEBRİK EDİYORUM.ALLAH İŞİNİ RAST GETİRSİN…İMPARATOR
Sayın Sülayman bey yukarıdaki başarılarınızı çok güzel bir şekilde ifade etmişsiniz ama(türküye cumhuriyeti çok büyük firmalar görmüş ve müşteri memnuniyetsizlikten kaynaklanan nedenlerle yerle bir olmuştur)neden bu şekilde yazdım 15-07-2011 tarihinde bursa kent meydanın da aldığım pantolonun reng atma olayı oldu ve aldığım yere götürmeme rağmen yüzüme bakmayarak,genel merkeze gönderileceğini söylendi,daha sonra 1.5 ay sonra aldığım cevap üretimde proplem yok,daha sonra benim isbatlarımla tekrar isteneceğini söylendi ama malesef 3.5 aydab beri cevap yok(siz diyorsunuz ya genç insanlar,önce sizin genel müdürlük de görev yapan yetkili kişilerin tlf çıkmasını öğrensinler,bizlerde sanayici insanlarız bizlerinde müdürleri var bütün tlf lara çıkarlar,malesef çok üzüntü duydum yapılan bu hareketlerden,içimden daha farklı yazmak geliyor ama yüzlerce insana ekmek yediriyorsunuz,
size hayranım…değerli fikirlerinize ihtiyacım var.görüşelim..
Sizden önce benim için öncelikli KOTON vardı.
Zamanla çok geride kaldılar.
Bıraktım.
…
Şimdi sizin tüm şubelerinizi gezmek benim için bir zevk
Öyleki TWN ve DAMAT dan başka giyinmiyorum.
Teşekkür ederim.
Süleyman abi seninle bir gün tanışmaya gelecem saygı ve sevgilerimle.
volkan_orka@hotmail.com(5077518938
selam öncelikle başarılar dilerim ki siz zaten bu başarı sınırını aşmıs bulunmaktasınız ben bitlis den size kucak dolu selamlarımı yolluyorum allah yolunuzu açık kılsın allaha emanet olun
sizleri başarınızdan dolayı tebrik ediyorum bence bir takım ruhu olmalı sızlerin özgeçmişi kendime cok benzetiyorum izmir selamlar
aybeykadriye@gmail.com