Ayşe Arman One Dergisi’ne Konuştu
Türkiye’de röportaj gazeteciliği denilince akla ilk gelen isimlerden. Betül Mardin’le Haldun Dormen’in gelini… Seveni de çok sevmeyeni de. Fazlasıyla dobra, fazlasıyla çılgın, fazlasıyla kadın… Evet, geleneksel damarlarını hala kaybetmemiş Türk toplumu için biraz marjinal. Ama medyanın renklisini seven büyük bir kitle için de parıltılı bir popüler kültür figürü. Bu nedenle hemen her röportajı bir şekilde ilgi topluyor, gündem oluşturuyor. Bununla da gayet barışık aslında. Mesleğine aşık birisi… Türk kamuoyunun da yakinen tanıdığı kızı Alya’yı bakıcısına bırakıp Dubai’den Türkiye’ye uçuyor ve bir güne 3 röportaj sığdırıp aynı akşam eve dönüyor. Röportaj yazarı Ayşe Arman’la röportaj yapmak üzerine bir röportaj yaptık. Siz röportajsever ONE okurları için tabi…
Röportaj: Ömer Üner
Röportajlarda çoğunlukla röportaj yapan kimse arka plandadır. Çoğu zaman ismini bile bilmeyiz…
Benim için de senelerce öyle oldu. Çünkü mesleğe, haftalık dergilerde başladım: Nokta, Aktüel ve derken Tempo. 18-25 arası 7 yıl dergicilik yaptım. Dergicilik süper ama kendiniz için çalışamıyorsunuz, çoğunlukla yaptığınız işler size değil, dergiye yazıyor. Ben o 7 yıl içinde, Yunanistan’dan pasaportsuz Türkiye’ye geçtim, (bunun nasıl kolay yapıldığını kanıtlamak için) erkek kılığında geneleve girdim, Çemberlitaş Kız Yurdunda fuhuş yapıldığını ispatlamak için gittim o yurtta yaşadım. Paris’e Shere Hite’nın yanına gidip (meşhur Hite raporları vardı, bir döneme damgasını vurmuştu) 21. Yüzyıl Türk erkeği üzerine bir dizi hazırladım. Daha bir sürü baba iş. Kim hatırlıyor, kim biliyor?
Meslektaşlarınız, belki…
Evet, en fazla onlar… Demek istediğim şu: Ben uzun zamandır bir gazetede çalışıyorum, aynı anda köşe de yazıyorum. Köşe, röportajları, röportajlar da köşeyi besliyor. Tüm bunları da Hürriyet gibi bir gazetede yapıyorsanız, günün birinde, insanlar sizi tanıyor oluyor. Yani sadece “binici”nin önemi yok, onu anlatmaya çalışıyorum, “at”ın da önemi var. Düşük tirajlı bir yerde yaptıklarınızın fark edilmesi daha zor…
Yaptığınız röportajların en hâkim figürüsünüz. Ön plandasınız. Baskınsınız…
Öyle mi düşünüyorsunuz? Ben hayatta baskın bir tip değilim ki röportajlar da olayım! Zaman zaman salak duracağım sorular bile sormaya çekinmem ben. Benimkiler “Nasıl geçirdim röportajları” değil, ısıran röportajlar yapmıyorum ben. Özel olarak karşımdakinden bir başlık filan almaya da çalışmıyorum. Onu anlamaya uğraşıyorum, empati yapıyorum.
Bunu yaparken farklılaşıyorsunuz aslında… Tepki toplayacak ölçüde dobra oluyorsunuz çoğunlukla…
“Ayıp duygum” başkalarınınkine benzemediği için (benim için dürüst olmamak ayıp) bir sürü soruyu utanmadan sorabiliyorum. Ve tabii en önemlisi merak. Ben her şeyi merak eden bir insanım. Röportaj yaptığım için sormuyorum, merak ettiğim için soruyorum. Genellikle de kendi merak ettiğim şeyleri soruyorum.
Ama yine de klasik röportajcılardan ayrılıyorsunuz. Belki de siz “röportaj yazarı”sınız…
Vayyyy. Teşekkür ederim. Ünvanların bir önemi yok aslında, insanların ilgisi çeken, “Allah Allah hiç böyle tahmin etmemiştim, ne kadar farklı bir yönüyle karşılaştım” dedirten işler yapabiliyorsam ne mutlu bana. Çok eğleniyorum ben röportaj yaparken. Güven de tabii çok önemli bir unsur. Karşımdakinin bana güvenip, teslim olması lazım. Aksi takdirde, yalan dolan bir iş olur, okura da bir samimiyet duygusu geçmez. E o zaman biz ne anladık bu işten?
Görselliğe de oldukça önem veriyorsunuz…
Evet, ben oldum olası görselliğe düşkünüm, güzel sayfalar, iyi fotoğraflar, yaracı mizanpaj ilgimi çeker. Sunuş önemlidir, hatta bazen içerik kadar önemlidir, dünyanın en iyi röportajını iyi sunmazsan bana okutamazsın. Dolayısıyla biz ekip olarak çok uğraşıyoruz, fotoğraflarla da sayfalarla da. Dubai’den uçağa biniyorum mesela, üç röportaj yapıp akşam geri eve mi uçacağım? Yanımda üç kıyafet oluyor, kaşla göz arası bir tuvalete girip üzerime değiştiriyorum, 3 hafta üst üste kim ister kadını aynı kıyafetle görmek, imza fotoğrafı bile olsa. Röportaj yaptığımız insanlar nasıl çeksek diye kafa patlatıyorum, mesai harcıyorum, hatta bazen yanımda onlara kıyafet getiriyorum. Öyle tak fişi bitir işi değil yani.
Kadının adının bile olmadığı söylenen bir toplumda kadının sadece adının değil aynı zamanda libidosunun da olduğunu söylüyorsunuz yıllardır…
- Evet efendim.
Duygu Asena’dan bu yana bir şeyler değişti mi Türkiye’de?
Kadınlar değişti de, erkeklerin bir kısmı aynı derecede hıyar! Bu hem espri hem gerçek. Biz kadınlar, Duygu Asena’ya çok şey borçluyuz. Türk kadının özgürleşmesinden zannedilenden çok daha payı olduğuna inanıyorum. Bir kere yol açtı, biz de onun açtığı yoldan girdik. Bana gelince, olsa olsa içgüdüsel feministim. Duygu kadar bu işin misyonunu yüklenmiş biri değilim. Kafayı kadın haklarına değil, her şeye takıyorum.
Röportaj yapılacak kişiyi belirlerken sanırım aktüel dinamikleri de dikkate alıyorsunuz.
Bazen…
Sözgelimi; başörtüsünün yoğun bir şekilde gündemde olduğu günlerde Reyhan Gürtuna ile konuştunuz. Ve çok ses getiren bir röportaj oldu.
Teşekkür ederim. Bence fevkalade ilginç bir kişilikti Reyhan Gürtuna ve evet gündeme uygun düştü. Ama bazen gündem- mündem takmıyorum, yeter ki öykü iyi olsun. Senelerce örtünmüş bir kadının günün birinde bundan vazgeçmesi her zaman ilgiyle okunabilecek bir şey… Ve dünyanın her yerinde…
Çok farklı ideolojik hiziplerden ve meslek gruplarından insanlarla röportaj yaptınız, yapıyorsunuz. Tamamen farklı dünyalardan olan bu insanlarla iletişim kurmak için aynı dili mi kullanıyorsunuz yoksa her biri için ayrı üsluplar mı geliştiriyorsunuz?
Ben oynayabilen bir kadın değilim. Üslup muslup geliştiremem. Neysem oyum ben. Mesafeli de değilim. Neredeyse hepsi ile aynı samimiyette konuşuyorum. Bazen “Size şu çerçevede sorular sormak istiyorum” diyorum, önce onları rahatlatıyorum, yani “Benden sana zarar gelmeyecek!” mesajı veriyorum. Çoğunlukla da röportajı yayınlanmadan onlara yolluyorum. Bu kadar açık davranınca, “Şunu böyle yap bunu böyle yap!” diyen çıkmıyor. Onlar da görüyor zaten ne kadar titiz çalıştığımı, canla başla uğraştığımı, fotoğraflar ve sayfa düzeni için ne kadar özen gösterdiğimi. Her biri işi için tahmin edemeyeceğiniz kadar uğraşıyorum, kasetleri hâlâ kendim çözüyorum. E çok emek verince kötü iş çıkmaz ki. Bir de Nilgün Kıdır Özpeynirci gibi yaratıcı bir görsel yönetmeniniz varsa, Senih Gürmen gibi iyi bir gözü olan fotoğrafçı arkadaşınız varsa…
Dünya’da ve Türkiye’de sizi heyecanlandıran röportajcılar…
Valla Tuluhan Tekelioğlu’nun Sabah’ta yaptığı işleri seviyorum. Arkadaşım zaten. Çok güzel işler çıkarıyor. Nuriye Akman her zaman farklı janrı olan biri. Sanem Altan süperdir. Ayşe Özyılmazel’in telefon röportajları çok iyi. Daha önce başarılı portreler yazıyordu, yine yazmalı bence… Neşe Düzel’den de söz etmeden geçemeyeceğim. Çok iyi bir röportajcıdır. Yabancı yayınlara gelince, GQ’da sevdiğim yazarlar, daha çok yabancı dergileri takip ediyorum, Türk dergiciliği için de üzülüyorum çünkü çok da yaratıcı işlere rastlayamıyorum.
Asla unutamayacağınız röportajlar skalasındaki ilk üçü bizimle paylaşır mısınız?
Valla, hepsine o kadar çok emek veriyorum ki, birbirinden ayırmak zor. Mesela bir ölü yıkayıcı vardı, günün birinde o fikirle uyandım, “Ya bu insanlar nasıl yıkıyorlar ölüleri? Bu nasıl bir psikolojidir? Sonra eve gidince çocuklarıyla, eşleriyle nasıl yemek masasında hiçbir şey olmamış gibi oturuyorlar?” Bana biri “Git konuş” demedi anlayacağınız, bunun gibi size tonla örnek anlatabilirim, kimse git ayak fetişistleriyle ilgili bir şey yap demedi, ya da gaylerle, benim ilgimi çekiyor, ya da piyano taşıyıcısı bir adam… Sıradan insanlara da bayılıyorum, farklı meslekler, farklı hikâyeler, süper bir işim var, süper! Herkesin hayatına sızabiliyorum, bir sürü baştan çıkarıcı, büyüleyici hikâye öğrenebiliyorum…
Bugüne kadar çok istediğiniz halde röportaj yapamadığınız kimse var mı?
Çoook. Say say bitmez. Ben istemez miyim mesela Başbakanla röportaj yapmak ya da Cumhurbaşkanıyla ya da Genel Kurmay Başkanıyla… Ya da eşleriyle ama olmuyor.
Sarışın ve güzel olmasaydınız da bu kadar popüler ve başarılı olabilir miydiniz? Dış görünüşünüzün bazı açılmaz kapıları açtığı oldu mu?
Mutlaka olmuştur. Düşünün, karşınızdaki iki kişi var biri nemrut bir şey, öteki sempatik güler yüzlü ve aynı performansı gösteriyorlar. İşi kime verirsiniz? Tabii sempatik ve güleryüzlü olana. Ama tabii çok salaksa dünya güzeli de olsa beş para etmez. Ben ne o kadar güzelim ne de salak. Eğer getirdiğiniz iş iyi değilse, bu piyasada adamı bu kadar uzun tutmazlar. Ben neredeyse 20 yıldır öyle ya da böyle varım. Sarı saçlarımın hatrına beni orada tutmuyorlar herhalde!
Haldun Dormen ve Betül Mardin gibi iki efsanenin gelini olmak nasıl bir şey?
Şahane! Esprili, yaratıcı, zeki, eğlenceli ve sevgi dolu insanlar. Her an onlardan bir şey öğreniyorum. Alya da Babaçi’sine ve dedesine bayılıyor.
İki kitabınız var. “Kimse Okumazsa Ben Okurum” ve “Kimse Sormazsa Ben Sorarım”. İkisi de çok satılan kitaplar arasında. Ufukta başka kitap var mı?
Şmdi bir tane Alya kitabı geliyor. Şubatta çıkacak. O beni çok heyecanlandırıyor.
ONE röportajlarıyla öne çıkmaya çalışan bir dergi. Bir söyleşi ustası olarak biz yeniyetmelere ne önerirsiniz?
Önerilere çok da kulak asmayın!!! Birilerinin size önerdiği değil, gerçekten sizin merak ettiğiniz insanlarla konuşun. Ve içinizden geldiği gibi sorular sorun. Ama çalışın gitmeden. Arşiv faresi olun, daha önce hakkında çıkmış her şeyi okuyun. Bir de kasmayın. Kasarsanız olmuyor. Zevk alarak yapın işinizi, oh o zaman şahane olur. Bir de dürüst olun anasını satayım, karşınızdakine yamuk yapmayın. Zaten şu ölümlü dünyada yapacaksınız de ne olacak!?
Teşekkür ederiz Ayşe Hanım, vakit ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için.
Ben teşekkür ederim. Bitti mi bu kadar mı? Daha fazla merak ettiğiniz bir şey yok mu? Aaaaa olmadı bak…


























Selam.Yaptığınız röportajlarda en çok sıkıştırmak istediğiniz ünlü kimdi?
Bir başka soru da , Okan Bayülgen’le röportaj yapmak nasıl bir duygu?