Sinema Eleştirmeni Alin Taşçıyan
Sadece sinema ile ilgili olarak değil, her konuda söyleyecek sözü olan, ülkemizin entelektüel gelişiminin önemli yapıtaşlarından birisi; bir sinema yazarından öte bir “yazar” Alin Taşçıyan. Türk Sineması ve Dünya Sineması üzerinden yaptığı çıkarımlarla birlikte, aslında ülkemizin ve dünyanın geneline yönelik çok önemli noktalara değinen Alin Taşçıyan ile yaptığımız röportajı beğeneceğinize inanıyorum.
Türkiye’de sinema eleştirmeni denilince akla gelen birkaç isimden biri kuşkusuz Alin Taşçıyan’dır. Attila Dorsay okulundan ama kendi çizgisini bulmuş gerçek bir sinema teorisyeni. Popülist sinemaya prim vermeyen Taşçıyan, sanatsal yönü güçlü birçok Türk filminin dünya ölçeğinde başarılı filmler olduğunu savunuyor. Aynı zamanda sıkı bir aktivist. Toplumsal sorunlara kayıtsız kalamıyor. Alin Taşçıyan’la sinema eksenli ama başka uçlara da uzanan keyifli bir söyleşi yaptık.
Röportaj: Ömer Üner
Basın yayın okudunuz. Yıllarca Milliyet’te sinema eleştirmenliği yaptınız. Şimdiyse Star’da yazmaya devam ediyorsunuz. Aynı zamanda sinema üzerine TV programları yaptınız. Mesleki kariyerinizin bu çizgide seyretmesinde neler etkili oldu?
Gazeteciliğin özellikle kültür sanat alanında çalışmayı kafama koymuştum. Bence siyasetten daha siyasi, ayrıca siyaseten daha kalıcı edimler kültür sanat alanında gerçekleştirilir. Film eleştirmeni olmak gibi bir iddiam yoktu, ama sinema delisi olduğum da ortadaydı. Bir süre sonra ağırlık kazandı. Televizyon ise ancak çocukken Atilla Dorsay’ın programlarını izlerken özendiğim bir formattı ki o talihim beni o yöne sürükledi.
Milliyet’ten ve Milliyet Sanat’tan biraz hoşnutsuz ayrıldınız sanırım. Yeni yerinizden memnun musunuz?
Ne yazık ki öyle oldu. Kırgın ve bıkkın ayrıldım. Ama Milliyet de, Milliyet Sanat da yıllarca işimden çok tutkum olan mesleğimi icra ettiğim, kendimi yuvamda, evimde hissettiğim kurumlardır. O kadar güzel günler geçirdim, o kadar keyifle çalıştım, o kadar iyi dostlar edindim, o kadar doğru örnekler buldum ki orada! Mesleğimde bir yere geldiysem Milliyet ve Milliyet Sanat sayesindedir. Ama insanlar değişince yapılar da değişiyor. O sevgi, saygı, teşvik, takdir, işbirliği de hoşlanmadığım bir yapıya dönüştü. Ben huzurlu bir ortamı tercih ederim. Star’da onu buldum. Benim memnuniyetimden daha önemlisi Star okurlarının memnuniyeti. Onlardan güzel mesajlar aldıkça ya da okurlarım beni orada bulup okudukça ben de memnun oluyorum.
Milyoner filmi beklenildiği gibi ödülleri silip süpürdü…
Milyoner, mutlu sonlu bir masal. Uykudan önce izlenmek üzere yapılmış ki renkli rüyalar görelim. Sistemin ara sıra böyle taze kana ihtiyacı oluyor. Ama bu seferki hiç de masumane değil. Kolonyalist bir yaklaşımı var Hindistan’a. Bir tür kaçış sineması yapılmış. Görüntü yönetimini ve kurgusunu hayranlık verici buldum, onun dışında bence Bollywood + Hollywood karması bir film olarak iki kere ticari bir film.
Bu yıl Akademi ödülleriniz siz verseydiniz…
Vermezdim ki… Zaten bu adaylar bence Amerikan sinemasının en iyileri olmaktan çok uzak. Benim gördüğüm örnekler arasında “Tanrı’nın Vadisinde / In the Valley of Elah” vb. Öne çıkardı, bu filmler değil.
İyi film çok para mı demektir?
Nasıl ki parayla saadet olmaz, parayla iyi film de olmaz. Film yapmak çok pahalı bir iş. Ama parayı nasıl, neye ve nereye harcadığınızı iyi hesaplamanız lazım. Oysa bizim küçük bütçeli yapımlarımızın teknik kalitesi yüksek bütçeli olanlarınkinden daha iyi! Daha özenli çalışıyorlar, star oyunculara ücret ödemiyorlar, gerekli gereksiz özel efektlere harcama yapmıyorlar, şarkı yazdırıp klip çektirmiyorlar ama iyi sinema yapıyorlar.
Dünya ölçeğinde başarılı sayılabilecek iyi filmlerimiz var mı bizim de?
Son on beş yılda Türk sinemasının yeni kuşak filmleri müthiş bir atılım yaptı ve dünya çapında ödüller kazandı, övgü dolu eleştiriler aldı. “Tabutta Rövaşata”dan “Güneşe Yolculuk”a, “Mayıs Sıkıntısı”ndan “Masumiyet”e, “Hamam”dan “Sonbahar”a bütün bu filmler ses getirdi.
Fadik Sevin Atasoy ‘futbola değil, sinemaya sponsor olun’ diye seslendi işadamlarına. Sinemaya yatırım yapmanın spora yapmaktan çok daha karlı ve prestijli olduğunu söyledi. Katılıyor musunuz?
Katılmaz mıyım! Fadik, akıllı ve kültürlü bir arkadaşım. Doğru söz etmiş. Ama Türkiye’de sponsorluk kavramı hiç gelişmedi. En popüler yapıtlar üzerinden reklam vermek sanılıyor. İmaj ve prestij geliştirmek, toplumsal bir yarar sağlamak adına sponsor olan pek az kuruluş var.
Sinema yazarlarının hayli arttığı gözlemleniyor. Özellikle internet bloglarında güzel tartışmalar yaşanabiliyor. Sinemaya entelektüel ilginin artması sevindirici bir gelişme mi?
Ben okuduğum tartışmaların düzeyini hiç de entelektüel bulmuyorum. Bilgi sahibi olmadan görüş sahibi olmuş herkes! Ama festival izleyicilerinin tutkusundan çok memnunum.
Hrant Dink konusundaki duyarlılığınızı biliyoruz. Bu trajik olayın siyasi ve tarihi bağlamlarıyla birlikte sinemaya taşınması sorunun çözümü noktasında etkili olmaz mı?
Her şeyin filmi çekilmese de olur bence. İçinden iyi bir hikaye çıkaran olursa, gerçek olayın üzerine bir söz söyleyebilecek, sinema sanatı aracılığıyla farklı bir ifade geliştirebilecek nitelikte bir çalışma yapılabilirse neden olmasın? Ama sırf bir konuyu sinemaya da aktaran, yüzeysel siyasi filmlerden kaçınmak daha yararlı bence.
Yakın ve uzak tarihimizde dünya konjonktürünü etkileyen büyük olaylara, savaşlara ev sahipliği yapmış bir coğrafyada yaşıyoruz. Türk sineması neden bu tür epik ve netameli konulara fazla rağbet etmiyor? Sorun para mı yoksa ideolojik kaygılar mı?
Çok derin bir konu bu… Dönem filmi çekecek kapasite ve birikim henüz oluşmadı Türkiye’de. Bizi çok aşan bütçeler, bizde var olmayan bir iş bölümü ve çalışma sistemi ve yine bizde var olmayan büyük stüdyolar ve teknik donanım lazım. İdeolojik kaygılar dediğiniz şey ise kaygıdan çok öteye geçiyor: Suikastlara, katliamlara varan, yüzlerce insanın tehdit edilerek yaşamasına yol açan bir gerçeklik bu topraklarda. Cahil ama tepkili bir toplumuz. Bildiğimiz bilmediğimiz her şey hakkında bir fikrimiz vardır! Galeyana getirilecek kalabalıkları her zaman toplayabiliriz. Hamasete de bayılırız. Bu baskı altında sağlıklı bir yaklaşım geliştirmek zor. Sanatsal ifadesini bulmak da zor. Az sayıdaki örnek başarılı olamadı.
Bir film eleştirmeni olarak vizyondaki bütün filmleri izliyor olmalısınız. Sevmeyeceğinizden emin olduklarınızı bile…
İşimin en feci yanı budur. Gerçekten o kadar kötü filmler izliyoruz ki sinema sevmeyen tahammül edemez! Çok şükür Star’daki görevim beni bu zorunluluktan kurtardı. Görünen köy kılavuz istemez, ne olduğu belli bazı filmleri izlemiyorum artık. Aslında onlardan söz etmek okura da haksızlık. Onun yerine iyi yapımlara geniş yer vermek daha sağlıklı.
Son sönemin Türk filmleri arasında mutlaka izlememiz gerektiğini söyleyebileceğiniz filmler var mı? Dergimiz onbinlerce genç insana ulaşacak. Türk sinemasına kendi çapımızda bir katkıda bulunalımJ
Gençler genç Türk sinemasını izlesin, sadece Recep İvedik 2 ile yetinmesin! Bol bol festivale gitsinler! Süt, Sonbahar, Pandora’nın Kutusu, Hayat Var, Pazar-Bir Ticaret Masalı, Mommo tavsiye edebileceklerim.
Alin Hanım çok teşekkür ederiz.
Rica ederim, zevkti.


























Yorum Sahası
Henüz yorum yok; ilk olmak ister misin ?
Görüş Bildir