İspanya’dan Esen Rüzgar: Öykü-Berk

Türkiye’ye flamenkoyu sevdiren Öykü-Berk One’a konuştu.

Boyalı Direk’le Akdeniz rüzgârları estirdiniz. Son klip şarkılarınızdan biri olan Leyla’da ise Arap ezgileri de var. Neden böyle bir senteze gerek duydunuz?

Keşke bir şarkının tanıtılması için klipinin olması gerekmese. O zaman yaptığımız işi daha iyi anlatabilirdik. İşte bu günümüz müzik sektöründe görselliğin, işitselliğin önüne geçtiğinin kanıtı. Sizin de ikinci sorunuzda kısmen cevap verdiğiniz şekilde Flamenco Arap ezgilerinin Endülüs emevileri döneminde iberia yarım adasında özellikle Cordoba, Sevilla ve granada bölgelerinde yayılmasıyla beden bulmuş udun gitara dönüşmesiyle günümüzdeki formuna kavuşmuştur(Zyryab adlı bir virtüöz II. Abdurrahman tarafından davet edilir Endülüs’e, kanımca kilit nokta budur.) nitekim bu süreçte etkilerini özellikle 20. yüzyılın ilk çeyreğinde göstermeye başlar. Çünkü Ramon Montoya adlı klasik gitar virtüözü, orda genel anlamda Çingene dediğimiz gruplarla iletişim haline geçip vokal anlamında koma sesler barındıran bu müziğin bildiğimiz gitar armonisi arasındaki matematiklerini ortaya koymuştur henüz 1900 lerin başlarında (ki bu grubu oluşturanlar tarih boyunca Romalılardan tutun da, Yahudiler, Müslümanlar, İtalyanlar, güney Amerikalı esirler, faslı mülteciler vesaire. Çünkü geçiş coğrafyası diyebileceğimiz Afrika’yla Avrupa’yı hatta Amerika kıtasını bağlayan bu bölgenin görevini, doğuda Anadolu özellikle İstanbul Avrupa’yla Asya’yı bağlamasından dolayı görmüştür. Bu da müzikte olsun kültürdeki zenginliğin kanıtıdır. yani demek istediğim gitardan önce zaten var olan bir müzikal kültür(şarkılarda kullanılan letralar yani sözlerde de edebi olarak da aynı açılımlar söz konusu; Mevlana, Yunus Emre, Dadaloğlu, Köroğlu, Ömer Hayam, Nesimi güzel örnekler) gitarın bu denli müziğe entegre olmasıyla bugün bizim algıladığımız arabeskle arasında ki farkı oluşturmuştur fakat bu köklerinin aynı olduğu gerçeğini değiştirmez. Mesela boyalı direk bir Kerkük türküsüdür ki benzer nitelikte yüzlerce türküde mevcuttur o coğrafyada. Esas ilginç algılanması gereken konu Zyryab adlı udi de o bölgeden çıkıp ispanya gitmiştir, henüz gitar diye bir çalgı dünya üzerinde yokken. Benzerliklerden daha çok birebir aynı kökten gelen bu kültürlerin ortaklığını vurgulayan eserler vermek esas. Türk sanat musikisi de, halk müziği de literatürde Arap kökenli olarak anılır, flamenkonun bu iki türden farkını Güney Amerika’dan ve ağırlıklı olarak Küba’dan etklenen Latin tarafı oluştururken ortak noktası ise(İspanyanın Amerika yı keşfi ve sürgün edilen gruplar) Colombun Amerika’yı keşfiyle beraber iberia yarım adasında başlayan Müslüman ve Yahudi asimilasyonundan sonra ağırlıklı olarak Katolikleşen toplumda kalan Arap motifleridir öyle ki İspanyolcada j harfi yani jota, gırtlaktan h harfi olarak okunur ki emevilerin, doğuda ki Osmanlıdan daha uzun sürmüş olan imparatorluklarının, o denli toprağa nüfuz ettiğinin kanıtlarından biridir, öyle benzerlikler vardır ki en doğal ihtiyaçlardan biri olan yemek kültürü de bunlardan biridir, acıyı sevmek.

Bu coğrafya Arap ezgilerine yüzyıllardır aşina! Ama Flamenko bize hayli yabancı. Bu müziği daha kolay sevdirmek için mi Arabesk tınıları kullandınız Leyla şarkısında?

Bu müziğin bu coğrafyada bilinmediği halde bu denli benimsenmesinin sebebi bu zaten.

Artık kült hale gelmiş türküleri, şarkıları yeni biçimlerle yeniden yorumlamak hep tartışılan bir konudur. Siz Boyalı Direk’ten sonra olumsuz eleştiri aldınız mı?

Boyalı direk bir kült değildi. En azından bizim jenerasyonumuz için değildi. Yüzümüze karşı almadık fakat olumsuz eleştirinin de gündem oluşturmanın kurallarından biri olduğu günümüzde, olumsuz eleştiri, gündemde olmayanlar için kaçınılmaz, bulunmaz bir fırsat. Bu yüzden çoğunluğun beğendiği bir şeye birilerinin çıkıp olumsuz konuşması da bunun doğal süreci, çünkü bu konuşana, sadece konuşarak marjinal olma hakkı doğuran bir durum. zaten konuşulmalıdır da ama ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz diye de bir söz vardır, biz kendimizde başkalarını eleştirmek için bulmağımız hakkı, başkalarının neye dayanarak bizi eleştirmede bulduğunun merakındayız, samimi olarak. Çünkü biz yaptığımız işten memnunken, sonuçları da o denli tatmin ediciyken, tek dert daha güzelini ortaya koymak, Bizden başkası da yapsa, bu sanat adına yani toplum adına son derece gurur verici olur çünkü buradaki misyon, Öykü-Berk den çok, Türk kimliğinin zenginliğini vurgulamak, popüler kültürde katledilen kökeni, bir fanus altında korumak belki de, bizi bu denli popüler hale getiren müziğin türünün pop olmadığını vurgulamak şart. Başka kültürlerle iletişim içinde olmak sosyal yapısı itibariyle insanın doğasında zaten var, gelgelelim zaten sahip olunan kültürle bir iş ortaya koymak hem gerçek hem de olması gereken.

Bu aslında oldukça riskli bir iştir. Zaten milyonların gönlünde taht kurmuş bir eseri yeniden yorumluyorsunuz ve en az ilk yorumu kadar sevdirmek zorundasınızdır. Böyle bir kaygınız oldu mu Boyalı Direk’i yorumlarken?

Başka bir şey yaptığımız için kendimizi sunma ihtiyacı duyduk. Tepki herhangi bir şekilde olabilirdi,ama insanoğlunun farklı olana eğilimi doğası gereği vardır.

Türkiye’de eğitim ve yaşam standardı yüksek ‘elit’ kesim halk müziğine karşı mesafelidir. Flamenko da İspanya’nın halk müziği bir bakıma. Orda da benzer bir durum söz konusu mu flamenkoya karşı?

Soru çok anlamlı. Evet aynı durum orda da mevcut, ama orda Flamenkocular bu mesafeye karşı kedinin uzanamadığı ciğere mırnav dediği gerçeğiyle bakıyorlar, çünkü Flamenkocular için bu karşı tavırdaki insanlar isteseler bile flamenkoyu icra edemeyecek, anlayamayacak, hissedemeyecek dolayısıyla, sevemeyecek olan bir kitle, daha sert deyimiyle; geneli fakir olan bu Çingene grup içinde şu görüş de hâkim, zenginin flamenkoyla işi olmaz, çünkü acınacak halde olduğunun bilincinde olamayacak kadar acınılası bir hali vardır, çünkü gerçek zenginliğin ne olduğunu keşfedememiştir. Buna ister züğürt tesellisi ister başka bir ad koyalım ama gerçek şu ki insan yokluğu yaşadıkça varlığa anlam katabilmekte, kaybettikçe kazanmanın keyfine varabilmekte, her şeyin kusursuz olduğu bir hayat ne kadar keyifli olabilir ki? İnsan küllerinden doğabilen bir varlık ve duygu eşiği en yüksek olan, fikri olan bir canlı. Kalp ise hükmedemediği doğası. ironi o ki bugün dünyada medeni dediğimiz hemen hemen her toplumda bir Amerikan kültürü, bir de kendi kültürü mevcut. Bir toplum, renk olması haricinde bu Amerikan kültürünü kendi kültüründen üstün gördüğünde kendi kültürüne karşı aşağılık kompleksine kapılabiliyor, çünkü Amerika bütün sanatçılarını, bütün üretimlerini dünyaya tanıtırken pazarlarken(ki buda ayrı bir konu nedeni, nasılıyla çünkü malum son dönemde güç kaybetmekte çünkü artık dünya tepki veriyor dengesizliğe)diğer toplumlar böylesi kolaylıklara sahip değiller. Mesela rock, rap ve hip-hop sanılanın aksine toplumun örnek gösterilecek kültürünü tanıtmak için değil kendi utandığı kültürsüzlüğüne karşı toplumun içinde oluşmuş protest eleştirisel yanı ortaya koyan türler, etki tepkiyle oluşmuş eleştirisel kültürler. Bizde revaç olmalarının sebebi de bu protest tavırları, burada bir yanlış yok insanca ama Türkçesi yapılsa dahi bize ait kültürler değiller, buna rağmen beğendiğim takdir ettiğimiz çok önemli sanatçı arkadaşlarımız var bu türlerin başarıyla altından kalkan fakat Flâmenko işte genele ait olma konusunda bu bahsettiğim türlerden bir adım önde çünkü kökü bizde. Yani kendi kültürleriyle onlara gitmek tereciye tere satmak. Kim Madonna, ya da Michael Jackson’dan daha iyi olduğunu yada olabileceğini iddia edebilir? Popun kralı, kraliçesi. Yapılsa bile İngilizce yapılmak zorunda bu pop müzik. Gel gelelim isteseler de yapamayacakları bir şeylerle onlara gittiğinizde ve o şoku yarattığınızda başarılı oluyorsunuz. Örnekleri mevcut. Aydın Esen, Erkan Oğur niceleri. Japonya da Barış Manço mesela. Fakat popülizm doğrultusunda sanat da kapitalizmin bir noktada boyunduruğu altında kalıyor, tamamıyla maneviyat taşıyan bir durum metalaşabiliyor ister istemez, çok saçma mesela ama gerçek, cep telefonu melodisi oluyor çıkıyor, sizin aklınız, fikriniz, duygunuz. Bugünün gerçekleri, bugünün normları. Her başarılı şey kendi piyasasını oluşturuyor.

Müzik endüstrisinin açmazda olduğu bir dönemde piyasaya çıktınız. Bu durum sizi nasıl etkiledi? Örneğin yaş durumunuz uygun olsaydı da 90’larda girseydiniz sektöre her şey daha farklı olur muydu?

Sorular çok güzel, öncelikle teşekkür ediyoruz. Yonca Evcimik’in aboneyle iki milyon, Coşkun Sabah’ın Aşığım Sana, Anılar ile yakaladığı satış rakamlarından bugün artık söz etmek imkânsız, bu sanatçıların kendileri bile bu rakamları satamıyor artık, çünkü dijital çıktı mertlik bozuldu. O dönemlerde olmayan bir ulaşma ve kopyalama hızı mevcut bugün, düşünmeden konuşmaya sebep olan bir hız. Bugün artık o başarı tıklanmayla doğru orantıda, bu yüzden biz bu projeyi internete koyduk albümü kaydederken. Sonuç maddi olarak güçlenmesi gereken sanatçıyı vuran bir tablo, müziğinizi herkes sevse bile parayı kazanan elektronik sanayi, lcdler, plazmalar, mp3 playerlar, cd playerlar bile demode oldu artık düşünün, duyguyu aktardığınız, satılabilirliliği olan nesne cd, compact disc. Onun player’ı bile demode. Korsanla mücadele etkin değil, albümünüzü almayan biri bile fikir söyleme hakkına sahip. O zaman başka yollar oluşuyor, ekonomi adına sanatla çok ilgisi olmayan, işte reklamlar, diziler, filmler yani görsellik, oysa müzik sanat dalları arasında en evrensel olanı, işitsellik üzerine kurulu olan müzik her geçen gün ölüyor, Ne kazanıyor? Artık canlı performans yapabilen müzisyenlerin ayakta kalabileceği bir döneme giriyor dünya, çünkü herkes ünlü olabilir. Bunun önemi yok, önemli olan sizin değil şöhretin sizi isteyip istemediği. Çünkü o sizi istiyorsa kaçmanız imkânsız dediğim gibi bir parça yapalım herkes bizi tanısın, ödüller alalım değildi konu, yaptığımız işe duyduğumuz saygının yarattığı pozitif enerjinin kabına sığamaması bizim dönüm noktamız oldu. Müzik piyasası o açmaza neden girdi herkes biliyor. Star yaratalım kafasıyla olmaz bu iş çünkü sanat inşaat işçisiyle, bilim adamının el ele olduğu bir kuramdır, yetenek üstüne gidilip, çalışılmazsa, çöpe giden altından farksızdır, kimse altını çöpe atmak istemez, iş bu ki gerçek zenginliğimizin, aklımızda ve kalbimizde olduğunu anlamamıza yardımcı olacak eğitim süreçlerinden geçmiş olalım, hayat sürdükçe. Sadece akademik anlamda, okul, üniversite değil sözünü ettiğim, hayatın her anını damıtarak yaşamak, zamana olduğu kadar kendimize ve çevremize inanmak.

Müzik kariyerinizle ilgili bir yol haritanız var mı? Yakın ve uzak gelecekte nasıl bir yerde görüyorsunuz kendinizi?

İnsan geleceği görme ya da söyleme yetisine sahip değil,hayatı yaşanabilir kılanda bu gizemliliği fakat geçmiş çok net bir şekilde orda,bütün cevaplarda orda saklı.Bugüne kadar nasılsak bundan sonrada öyle devam edeceğiz,bize hayat ne sunmak istiyorsa onunla karşılaşacağız.

Günün birinde yollarınıza ayrı ayrı devam etmeyi düşünür müsünüz?

Yollarımız ayrıydı zaten ve bizi birleştiren de bu ayrılıktı. Başarı nasıl devam edecekse öyle olacaktır, şekiller değişebilir, çünkü bu olanlar planlı programlı değildi, tek plan disiplinli olarak biz buyuz dediğimiz şeyde kendimizi geliştirirkenki sahip olduğumuz disiplin ve başkalarından olduğu gibi birbirimizden de besleniyor olmamız her konuda. Konuşabilmemiz. Ayrı amaçlarımız olduğu gibi ortak amaçlarımız da var, ne olursa olsun biz grup olmadan önce ikiziz ve bu grup sözcüğüne çok gülüyoruz. Çünkü bir kadın, bir erkek ayrı iki insan, ikiz olup da Flamenko yapan birileri daha olsaydı eminiz onları konuşmak çok keyifli olurdu.

Hangi tür müzikleri ve kimleri dinlersiniz Flamenko dışında?

Gonzalo Rubalcaba, John Coltrane, Miles Davis, Ella Fitzgerald, Chick Corea, Keith Jarret, Pat Metheny, Joe Pass, Wes Montgomery, John Scofield, Brad Melhdau, Aydın Esen, Erkan Oğur, Herbie Hancock, Bebo Valdes, Susana Baca, Cesaria Evora, Bobby Mcferrin, Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Sabahat Akkiraz, Belkıs Akkale, İzzet Altınmeşe, Erdal Erzincan, Sting, Amr Diab, Khaled….

Yolunuz oyunculukla da kesişir mi bir gün? Sinema ya da dizi teklifleri alıyor musunuz?

İçimize sinen bir proje olursa neden olmasın zaten var olan dizilerden teklif aldık ama biz daha farklı bişeyler yaparak içinde olmak isteriz birazda konu ve bizimle ne kadar örtüştüğü önemli, kendimizi rahat hissetmeliyiz.

Yeni albümünüz hayırlı olsun. Albüm özelinde bir söyleşi daha yapmak isteriz.

Tabi ki neden olmasın.

Teşekkür ederiz vakit ayırdığınız için.

Biz teşekkür ederiz.

Röportaj: Ömer Üner

Yorum Sahası

Henüz yorum yok; ilk olmak ister misin ?

Görüş Bildir

Login with Facebook: