Hollywood Starlarını Giydiren Modacı Atıl Kutoğlu
Atıl Bey, öncelikle kendinizden bahseder misiniz? Bugünlere nasıl geldiniz?
Istanbul dogumluyum, cocuklugum Bursa, Edirne ve Istanbul´da gecti. Istanbul Alman Lisesi´ni bitirdikten sonra, Avusturya´nin baskenti Viyana´da üniversitede isletme tahsil ettim. Daha Alman Lisesi´nde ögrenciyken modaya olan tutkumu kesfettim ve defterler dolusu cizimler yaptim. Önce yazlari Vakko´da lise sondaiken de Beymen´de staj yaptim. Viyana´da daha ögrenciyken Viyana Belediye Baskani´na tramvayda rastladim, kendisinden yardim istedim, ve ondan aldigim bir bursla Avusturya´da ilk koleksiyonumu sergiledim. Daha sonra Münih´te “En iyi gec modaci”, birkac kez de “Avusturya´nin en iyi modacisi” ödüllerini aldim. Daha sonra koleksiyonlarimi Düsseldorf, Milano, Paris ve New York´ta sergilemeye basladim.
Hangi ülkede yaşıyorsunuz?
En cok zamani Avusturya Viyana´da geciriyorum, ama is geregi cok sik seyahat ediyorum.
Henüz lisede okurken defileler düzenliyordunuz. Şimdi dünyaca ünlü bir modacı oldunuz. O zamanlar böyle bir başarı öngörüyor muydunuz?
Daha o zamanlarda hayalim, taninmis, tüm dünyada begenilen bir modaci olmakti, ve Türkiye´yi, Türk kültürünü meslegimle tanitmak istiyordum tüm dünyaya. Bunu hedeflemistim, bunun icin cok calismayi göze aldim, yaurtdisinda tahsile gittim. Basaramayacagimi hic düsünmeden bugünlere geldim.
Enternasyonal bir modacısınız. Yurtdışına açılma süreci sizin için zor oldu mu? Türk olduğunuz için önyargılarla karşılaştınız mı?
Viyana Belediye Baskani´nin esi ünlü müzikal yildizi Dagmar Koller´le ilk tanistigimda bana “siz Türk olamazsiniz” demisti. Türkiye hep ucuz tekstil ürünleri üreten bir ülke olarak taniniyordu, ben biryerde Avrupalilarin kafalarindaki bu tabulari yiktim ve onlara pahali ve exclusiv ürünler sundum, satmayi basardim. Benim yaptigim is, yarattigim koleksiyonlar begenildi, ve böylece kabul gördüm, yabancilar tarafindan da desteklenmeye basladim.
Moda doğası gereği çabuk tüketilen, eskitilen bir şey. Yani bıçak sırtı bir konumu var. Siz modayı kalıcı bir zemine oturtmak mümkün mü? Bunun için hangi alanlarla paslaşması gerekiyor?
Modanin aslinda güzel ve farkli tarafi devamli degisen, belli, yakin periyodlarla yenilenen bir sanat ve endüstri dali olmasi. Evet son yillarda, belki rekabet ve cesitlilikten dolayi fazla hizli tüketilir bir hal aldi moda olayi. Bunu aslinda hem liberal, herkesin bütcesine uygun ürünler yapan büyük zincirler beraberinde getirdi, ama ayni zamanda insanlarda modaya bakisi, deger verme olgusunu degistirdi bu gelisme. Ben yine de üründe kaliteye ve design´da kaliteye ve iyi seviyeye önem veren insanlara güzel bir his ve bir yasam tarzi sunan modaci ve markalarin cok daha kalici olacaklarina inaniyorum. Sunumunu, reklamini, imajini sofistike ve profesyonelce düzenleyen, organize eden firmalarin, markalarin piyasada ve modaseverlerin gözünde daha farkli bir yerde duracaklarini düsünüyorum.
Bence bu cok gerekli, ve Türkiye hazir buna. Cünkü her seviyedeki dünya markalari gerek Türkiye pazarina girerek, gerekse dünya pazarlarinda Türk firmalarini son derece zorluyorlar. Ve Türk tekstilinin, konfeksiyonun rekabet edebilmesi icin bir fark yaratmasi gerekiyor. Bu da ancak markalasarak olabilir, önce koleksiyonlari daha yaratici, farkli kilmak, sonra da tüm sunumda ve tanitimda belli bir karakterle, profesyonel bir imaj ve kampanyayla ortaya cikmalari lazim firmalarin. Türkiye´de bu uzun yillardir cok konusuluyor ve tekstil sektöründeki alt yapi da son derece müsait diye düsünüyorum.
Modacılara toplumsal amaçlar yüklenmeli mi sizce? Yani bir modacının toplumu yüceltme gibi bir yükümlülüğü olmalı mı?
Bence hayir. Modacilar sanatcidir ve özgür hareket etmeleri gerekir, yaratirken, islerini yaparken. Ancak böyle kabiliyetlerini en iyi sekilde ifade edebilirler. Ama zaten bir toplum basarili modacilar, sanatcilar, kültür insanlari cikarttiginda, hatta bunlar uluslararasi düzeyde oldugunda, o toplum yükselmis olus, sayginligi artmis olur. Öte yandan zaten bir toplumdaki modacilar güzel isler cikarttiklarinda, o toplum da o isleri benimsediginde, desteklediginde, üzerinde tasidiginda, yine o topluluk yükselmis olur.
Teknolojik gelişmelerle birlikte toplumsal dinamiklerin de yerinden oynaması moda sektörünü etkiliyor mu? Yoksa moda – örneğin plastik sanatlar gibi – aktüele belli ölçüde kayıtsız kalabiliyor mu?
Bence etkiliyor. Moda toplumla icice yürüyen, gelisen bir dal, o yüzden hem teknolojik gelismeler, hem toplumdaki calkalanmalar veya ilerlemeler modacilarin calismalarina yansiyor. Eskiye göre cok daha high-tech bir ürün paleti var mesela koleksiyonlarda simdi. Yeni “romantikler” bile eski asirlardaki gibi degil, daha bir sert, daha modern görüntüye sahip. Sonra etek boylarinin uzamasi/kisalmasinin bile toplumdaki hissiyatla, moralle alakali oldugu söylenir moda cevrelerinde. Ama iÅŸe cok sanatsal yaklasan ve kendini toplumlarin gidisatindan soyutlayan, bildigine devam eden arkadaslar da – cok az da olsa – var. Ama belli bir marka büyüklügüne, gücüne ulasmis isimler genellikle zamanin ve toplumun gelisimiyle hareket edenler oluyor.
Moda aslında kadın-merkezli bir oluşum. Ama sektöre erkek modacılar hakim. Dünyanın en ünlü modacıları hep erkek. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Erkekler daha sinirsiz, daha ideal gözle bakabiliyorlar kadinlara. Daha sanatsal yaklasabiliyorlar sanirim. Ama cok basarili olmus bayan modacilar da yok degil: Coco Chanel, Donna Karan, Sonia Rykiel ilk aklima gelenler. Kadinlar bir yandan kendilerini sinirlarken, biryandan da kendi ihtiyaclarini, vücutlarini nasil daha güzel göstereceklerini, hatalarini nasil saklayacaklarini tartarak, güzel ve dogru ürünleri yaratabiliyorlar. Erkekler daha sinirsiz bir yaraticilikla yaklasabiliyorlar kadin modasina ve ortaya mükemmel eserler cikartiyorlar.
Türk kadınının moda anlayışı dünya kadınına göre nasıl? 20–30 yıl öncesine göre ne değişti bu bağlamda?
Cok sey degisti. Bence büyük sehirlerde yasayan genclik ve belli bir alim gücüne sahip kesim, son derece dünya cizgisinde. Bugün Türkiye´de birakin Mango´yu Zara´yi birtarafa, pazarlarda bile ihrac fazlasi ünlü markalara yapilan ürünlerin hatalilari vs. satilmakta, ve bu Türk kizlarinin, kadininin giyim anlayisina yansimakta. Bugün Istanbul, Ankara, Antalya´da bir café veya sinemaya gittiginizde, Londra, New York veya Brüksel´deki genclikle hemen hemen ayni görüntülere rastliyoruz. Ama yine de Akdenizli olmanin verdigi bir abartma ve asiri makyaj tutkusuna da deginmeden edemeyecegim. Ama bu Yunanistan veya Ispanya´da da maalesef böyle.
Ünlü isimleri giydiriyorsunuz. Birkaç örnek verebilir misiniz?
Amerikali aktris Molly Sims, Jessica Alba, Elizabeth Jagger, Karolina Kurkova, Prenses Francesca von Habsburg, Ingiliz Prenses Michael of Kent ve kizi Lady Gabriella Windsor, Avusturya Disisleri Bakani Ursula Plassnik, etc.
New York defileleri önümüzdeki yıllarda da devam edecek mi?
Evet devam edecek, New York´ta 2000 yilindan beri Fashion Week´te defile yapiyoruz. Bu markamizin uluslararasi taninirligi ve dagitimi acisindan cok önemli.
Bu aralar üzerinde yoğunlaştığınız bir proje var mı?
Istanbul´da bir “Flagship Store” aciyoruz ekim sonunda. Türk perakende sektöründe deneyimli DEMSA GROUP´la birlikte gerceklestirdigimiz, Nisantasi´nda acilacak magazamiz 160 m2 büyüklügünde ve Italyan mimar Claudio Nardi design´ini yapiyor. Türk modaseverlere bir vefa borcum oldugunu düsünüp bu adimi atmaya karar verdim.
Önümüzdeki yıllara yönelik yol haritanızdan bahseder misiniz? Örneğin 5 yıl sonra kendinizi nerde görmek istiyorsunuz?
Önümüzdeki yillarda, markamizin globallesmesinde daha da yol almis olacagiz. Önemli merkezlerde “Atil Kutoglu” magazalari acmak, erkek, cocuk ve spor giyimde de koleksiyonlar üretmek 5 yillik planlarimiz arasinda.
Ulusal-uluslararası birçok moda ödülünün sahibisiniz? Bu ödüller mesleki performansınızı etkiledi mi?
Bu ödüller genellikle insana moral veriyor, ve yaptiklarinizla dogru yolda oldugunuzu düsündürüyor. Daha bir motive olarak, heyecanla yolunuza devam ediyorsunuz.
Kendinizi tam olarak nasıl tanımlıyorsunuz? Modacı, moda tasarımcısı…
Dogru terim “moda tasarimcisi”, cünkü ortaya her sezon yenilenen tasarimlar cikiyor, ama digerleri de kullanilabiliyor…
Bu alanda kariyer yapmak isteyen genç modacılara, öğrencilere ne önerirsiniz? Kendilerini nasıl geliştirsinler? Hangi damarlardan beslensinler?
Cok arastirmalarini, kendilerini gelistirmelerini öneririm. Büyük modacilarin hayat hikayelerini okuyabilirler. Kültürel olarak sergi, müze gezmelerini, sinema, tiyatro, opera vb. aktivitelerden beslenmelerini öneririm. Bir de hic yilmamalarini. Eger kafalarina birseyi koydularsa, onu gerceklestirmek icin cok kapi calmalarini, kendilerine yardim edebilecek insanlari iknaya calismalarini, hayal kirikliklarini önemsememelerini öneririm. Bir de orjinal, kendine has ve kimseye benzemeyen bir stil yaratmak cok önemlidir bu meslekte.
Gelecek planlarınız içerisinde Türkiye’ye yerleşmek ve mesleğinize Türkiye’de devam etmek var mı?
Türkiye´ye zaten belli araliklarla gelip gidiyorum. Üretimin büyük kismini Türkiye´de yaptiriyorum. Simdi yeni magazayla ilgili olarak, ilk zamanlarinda sik sik Istanbul´da olacagim. Ama uluslararasi merkezlerde, Viyana ve New York´taki faaliyetlerime de ayni hizla devam edecegim.
Teşekkür ederiz Atıl Bey!
Ben teşekkür eder, başarılar dilerim.
Röportaj: Ömer Üner



























Yorum Sahası
Henüz yorum yok; ilk olmak ister misin ?
Görüş Bildir