Gazeteci Fatih Altaylı

Fatih Altaylı One Dergisi'ne KonuştuSon aylarda yaptığı programlarla, medya dünyasında ses getiren projeleriyle ve en son ‘Türkiye’nin gelmiş geçmiş tek büyük gazetesi olan Habertürk gazetesi’ sayesinde sürekli gündemde olan Fatih Altaylı’yla Kanal 1 binasındaki ofisinde konuştuk.

Röportaj: Mahmut Avcı Fotoğraf: Faruk Arslan

Medya dünyasının en etkili isimlerinden birisiniz. Çok ilginç bir meslek yaşamınız var. Cumhuriyet Gazetesinde başlayan profesyonel yaşamınız Best FM, Show Radyo, Show Tv, Kanal D, Hürriyet, Sabah ve son olarak da Kanal 1’e kadar ulaştı. Bütün bu kurumların hemen hepsinde üst düzey yönetici veya kurucu olarak yer aldınız. Yani gerçek anlamda bir medya emektarısınız. Meslekî geçmişinizden biraz bahseder misiniz?

Çalıştığım yerlerden bazılarını atlamışsınız. 1982’de Cumhuriyet’te başladım. Cumhuriyet’ten sonra Gelişim Meydan’da çalıştım. Ardından Günaydın ve Güneş gazetelerine geçtim. Cumhuriyette başlayan meslek hayatımın 7. yılından itibaren medyada hep yöneticilik yaptım. Gelişim yayınlarında yazı işleri müdürlüğü yaptım. Daha sonra Asil Nadir grubunda yönetim kurulu üyeliği ve başkanlığı olmak üzere çeşitli görevlerde bulundum. Bütün bunlar olurken henüz 27-28 yaşındaydım. Güneş gazetesi kapandıktan sonra askere gittim. Askerlik dönüşü Best FM’i kurdum. Sonra Hürriyet’e geçtim. Hürriyet’e kadar kamuoyunda çok tanınmıyordum. Hürriyet’te köşe yazarlığı yaptım. Medya emekçisi demen hoşuma gitti. Hakikaten de öyle. Bir gazetenin her bölümünde çalıştım. Matbaa işi bile yaptım. Baskı ve dizgi yaptım. Bu nedenle matbaacılıkla ilgili teknik bilgilerin hemen hepsine vakıfımdır. Yani gazetecilik sektöründe yapılabilecek her şeyi yaptım. Sadece foto muhabirliğinde başarılı değildim. Çok iyi fotoğraf çekemezdim. Ama onun dışında dediğiniz gibi gerçek bir medya emekçisi olduğum söylenebilir. Bu da aynı işi yapan meslektaşlarıma karşı daha avantajlı olmamı sağlamıştır. Muhabirin söylediğini de anlıyorum. Matbaa müdürünün söylediğin de. Bu çok önemli. Bu işi yapacaklara tavsiyem sektörle ilgili her şeyi öğrenmeye çalışsınlar. Ancak o zaman yaptığınız işin hakkını veriyorsunuz. Bu tabi kolay olmadı. Hayatımın çok büyük bölümünde günde yaklaşık 18-20 saat çalıştım. Cumhuriyet’teyken gece yarısı çıkar; sabah 8’de yine işte olurdum. Hiç sabah 6’dan daha geç bir saatte kalktığımı hatırlamıyorum. 6’da kalkarım. 8’de işte olurum. 10-11 gibi eve dönerim. Bu tabi aile yaşantısı açısından hoş bir şey değil ama çalışmadığınız zaman da hiçbir şey olmuyor.

Kızım doğduktan sonra herkes öğle yemeğine giderken ben evde kızımı severdim. Ya da akşam eve gider kızımı yatırdıktan sonra tekrar işe dönerdim. Yani başkalarının yemek yediği, eğlendiği saatleri ben aileme ayırır ve onun dışında yine işte olurdum. Gazetecilik akıllı bir adamın yapacağı iş değil arkadaşlar.

Fatih Altaylı One Dergisi'ne Konuştu One Dergisi Fatih Altaylı RöportajıBu müthiş hareketli profesyonel meslek yaşamınızın hep bir yerlerinde futbol olmuştur. Hatta bir süre Galatasaray’ın asbaşkanlığını da yaptınız. Ayrıca meslek yaşamınıza Cumhuriyet’te spor muhabiri olarak başladığınızı biliyoruz. Bu futbol sevgisini ve kültürünü nerden ve kimden aldınız? Ailenizde baskın bir futbol kültürü var mıydı?

Aslında ben futboldan çok da hoşlanan bir adam değilim. Ama genel anlamda spor ve Galatasaray’a yönelik bir sevgim ve ilgim var. Hayatım boyunca spor yaptım. 5 yaşında kayağa başladım. Kayakta ciddi bir yeteneğim olduğu ortaya çıkınca dünya çapında hocalarla kayak çalıştım. Milli takıma kadar yükseldim. Fakat sonra çok ciddi bir sakatlık geçirdim ve kayağı bırakmak zorunda kaldım. Uzun yıllar sörf yaptım. Türkiye’ye ilk rüzgar sörfünü getirenlerden biriyim. Rüzgar sörfünü 15-16 yaşındayken yurtdışında görüp keşfettim. Ve Türkiye’de yapmaya başladım. İlk yaptığımda millet gülüyordu bu ne diye. Ayrıca dağcılık yaptım. Yani hemen hemen her sporla uğraştım. Ciddi bir spor sevgisi var bende ama futbolu çok sevmem. Sadece Galatasaray özelinde futbolla ilgileniyorum. Galatasaray’da otuz küsür senelik divan üyesiyim. Çocuk yaşta üye oldum. O zaman dernekler yasası buna müsaitti. Galatasaray yönetim kuruluna girdiğimde 19 yaşındaydım. Daha sonra Ali Tanrıyar, Alp Yalman ve Ali Uras dönemlerinde yöneticilikler yaptım. Çeşitli şubelerle ilgilendim. Alp Yalman’la birlikte binicilik şubesini kurdum.

Galatasaray hayatımdaki çok özel değerlerden biridir. Ama son dönemde gazetecilikle spor kulübü yöneticiliği çok bağdaşmadığı için Galatasaray’dan uzak durmaya çalıştım. 2. başkanlık yaptığım dönemde Galatasaray’da çok ciddi sorunlar vardı. Öncelikle mali açıdan zor bir dönemdi. Ayrıca Cem Uzan’ın kulübü ele geçirme durumu vardı. Hem Cem Uzan kulübü ele geçirmesin hem de Galatasaray maceracı ellerde daha fazla sıkıntıya düşmesin diye kısa bir dönem 2. başkanlığı kabul ettim.

Bizim dönemimizde Avrupa’da çeyrek final oynadık. Lig şampiyonu olduk. 2001 krizinin o zor koşullarında kulübün 60 milyon $ lık borcunu kapattık. Başarılı bir sezon geçirdik. Ama görevi kısa bir süre için kabul etmiştim. Gerek Özhan Canaydın gerek Mehmet Cansun’ın yaptıkları nazik teklifleri geri çevirerek kulüpteki aktif görevimi bitirdim. Eğer benzer bir sıkıntı olursa yine Galatasaray’a destek olmak için elimizden geleni yaparız. Şu an kulübün başında olan Adnan (Polat) ve Yiğit (Şardan) benim çok eski arkadaşlarım. Ve şu anda kulübü gayet güzel yönetiyorlar.

One Dergisi Fatih Altaylı Röportajı Fatih Altaylı One'daGalatasaray yönetimine istisnalar dışında Galatasaray mezunu olmayan alınmıyor. Bu öteden beri tartışma konusu. En son Hıncal Uluç bu sistemin kulübü daha kapalı ve elitist bir hale getirdiğini ve ekonomik açıdan da zafiyete uğrattığını yazdı. Artık modern dünyada bu tür kapalı yapıların olmadığını vurguladı. Hıncal Uluç’a katılıyor musunuz? Yoksa bu sistemin devam etmesi gerektiğini mi düşünüyorsunuz?

Hınca Uluç’a bakmayın siz. O Galatasaray’ı bilmez, tanımaz. Bu iddia külliyen yanlış. Galatasaray’ın son dönemdeki başkanlarına bakalım. Ali Uras, Alp Yalman, Faruk Süren, Mehmet Cansun ve Adnan Polat… Bunların hiçbir Galatasaray liseli değil. Yani son dönemdeki 7 başkandan 5’i liseli değil. Bu nedenle bu iddia tamamen palavradır. Böyle bir durum söz konusu değil. Kulübe üye olma konusunda liseli olanların avantajlı oldukları doğrudur ama yönetime girme konusunda böyle bir kısıtlama söz konusu değil. Ama Galatasaray Lisesi’nin kulübün kültürel yapısında çok önemli bir yeri olduğu gerçektir. Elitist olmak da bir sorun yok bence. Hatta benim asıl şikâyetim Galatasaray’ın giderek elitist olmaktan uzaklaşıyor olması. Uzaklaştıkça da Fenerbahçeleşiyor. Galatasaray’la Fenerbahçe arasında ciddi kültürel farklar var. Mesela Galatasaray’da yönetim kurulu üyesi olmak için 5 yıllık üyelik şartı aranmaktadır. Yani kulüp kültürüne vakıf olması istenir. Başkan olmak için ise 10 yıllık üyelik gerekir. Ama Fenerbahçe’de bugün kulüple hiç alakası olmayan bir yarın başkan olabilir.

Galatasaray’ın Monaco maçı için Monaco’ya gitmiştik. Otelde Galatasaray için bir davet verilmişti. Davet sırasında bir yetkili bana ‘bu ne kulübü’ diye sordu? ‘Spor kulübü’ dedim. ‘Çok ilginç, burada daha önce de birçok kulübe davet verildi fakat herkesin Fransızca, İngilizce konuştuğu, son derece şık kıyafetler içerisinde olduğu, bu kadar elit başka bir kulüp görmedim’ dedi. Yani Galatasaray yapı olarak, kültür olarak diğer kulüplerden çok farklı. Galatasaray bir Avrupa kulübü. Avrupa’da oynamaya çalışan bir Türk kulübü değil, Türkiye’de oynayan bir Avrupa Kulübü.

Ciner grubunun çıkaracağı yeni gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapacağınız açıklandı. Gazetenin ismi ve çıkış tarihi konusunda ilk açıklamayı One’a yapmak ister misiniz?

Çok isterdim ama adını henüz ben de bilmiyorum. Çıkış tarihi ise bize bağlı değil. Teknik koşullara bağlı. Gazete için 4 şehirde çok büyük matbaalar kuruldu. Ama halledilmesi gereken teknik meseleler var. O yüzden şimdi bir tarih verip mahcup olmak istemem ama mümkün olan en kısa sürede yayın hayatına başlayacaktır.

Yazar kadrosu belli mi?

Tam olarak belli değil ama kafamda bazı isimler var.

One Dergisi Fatih Altaylı Röportajı One SöyleşisiGazete açısından hayli bereketli bir coğrafyada yaşıyoruz. Bunca gazete varken insanlar neden sizin gazetenizi okusunlar. Sizin farkınız ne olacak?

Bizim gazetenin herkesin görebileceği bir farkı olacak. Diğerlerinden çok farklı olacak. Mevcut gazetelere kesinlikle benzemeyecek, her şeyiyle farklı bir gazete olacaktır. Gördüğünüz zaman anlayacaksınız ve ‘Fatih Altaylı demişti’ diyeceksiniz.

Türkiye’deki gazeteleri genel olarak nasıl buluyorsunuz?

Hürriyet iyi bir gazete. Her zaman iyi olmuştur. Daha iyi olabilir elbette ama Türkiye şartlarında fena bir gazete değil. Son zamanlarda Vatan’ın haberciliğini beğeniyorum. Sabah giderek klasman dışına çıkıyor, kalitesini kaybediyor. Milliyet biraz Alman – İsviçre gazetelerine benziyor. Akşam her türlü olanağa sahip olduğu halde bir türlü iyi bir gazete olamadı. Benim favorilerim Hürriyet’le Vatan.

Gazete açısından bereketli bir ülkede olduğumuz doğru ama genel olarak gazeteler pek beğenilmiyor. Dürüst ve doğru gazete beklentisi var. Doğan grubunun son yıllarda kendi kendisini yıpratmasından kaynaklanan bir sorunu var. Hürriyet ve Milliyet gibi gazeteler bile artık tiraj alamıyorlar. Sabah’ın bugünkü belirsiz durumuna rağmen ilerleme kaydedemiyorlar. biz doğru, dürüst gazete beklentisini karşılayacağız. Çok sürpriz yazarlarımız olacak.

‘Eğitime katkı onur ödülü’ sahibisiniz. Ayrıca ‘Haydi Kızlar Okula’ ve ‘Temiz internet’ gibi sosyal kampanyaları yönettiniz. Medya dünyasının önemli noktalarında bulunan insanların bu tür sosyal sorumluluk projelerine yeterince önem verdiğini düşünüyor musunuz? Yani Türk medyası sahip olduğu gücü bu bağlamda yeterince kullanıyor mu?

Kullanmıyorlar ama medyanın böyle bir yükümlülüğü de yok aslında. Yani medyayı bu tür projelerde aktif rol almadığı için suçlayamazsınız. Turgay Ciner ve benim eğitim konusuna özel bir ilgimiz, merakımız olduğu için biz bunu yaptık. Hem Tema’ya hem Daruşşafaka’ya 3 yıl boyunca 3’er milyon $ para aktardık. Bu rakam bu kurumlara yapılmış en yüksek yardımdır. 3 yıl boyunca her yıl bu parayı verdik. Bunun dışında 11 tane okul yaptırdık. Benim hem Ciner Grubu’nda hem de Doğan Grubu’nda başlattığım kampanyalar oldu. Ve ben Sabah’tayken ilk kez bir medya kuruluşu İstanbul Kültür ve Sanat Festivali’ne sponsor oldu. Avusturya – Viyana operasını getirdik. ‘Sabah Konserleri’ adı verilen konserler organize ettik. Bingöl’de depremde yıkılan bir okulu yeniden yaptırdık. Ve şimdi de üniversite kuracağız inşallah. Sosyal bilimler ve güzel sanatlar üzerine uzmanlaşmış bir üniversite olacak. Proje ve kurulum çalışmaları sürüyor.

Fatih Altaylı One Dergisi'ne KonuştuAçık söylemek gerekirse Türk halkının medyaya yeterince güvenmediği bilinen bir gerçek. Sizce Türk halkı özellikle Türk gençliği medyaya güvenmeli mi? Medya bunu hak ediyor mu?

Dünya medyası ne kadar hak ediyorsa Türk medyası da o kadar hak ediyor. Türk medyasını o kadar eleştiriyoruz ama dünya medyası da çok masum değil. Mesela bundan birkaç sene önce Fransa’da Le Monde çalışanlarından biri Le Monde’da yaşananları anlatan bir kitap yazdı. Kıyamet koptu. Kitabı okuduğunuz zaman Türk medyasının Fransız medyası yanında ne kadar da pûripak kaldığını görüyorsunuz. Amerika’da sık sık medyanın çıkar gruplarıyla, musevi lobileriyle ilişkileri ortaya dökülüyor. Çıkar ve güç odaklarının medyayı nasıl kullandığına şahit oluyoruz. Medya bir güç haline geldiği zaman, bu gücün bazı çıkar odaklarınca etki altına alınmaya çalışılması kaçınılmaz oluyor.

Medya güvenilirliğine gelince, insanların haber alma özgürlüğünün olduğu bütün demokrasilerde medyaya olan güvenin Türkiye’deki gibi düşüktür. Demokratik yapılarda kontrolsüz bilgi trafiğinden ötürü kurumlar yıpranır. Medyada bu nedenle çabuk yıpranabiliyor. Önemli olan medya gibi netameli bir yapı içerisinde kendin olarak kalabilmektir. Ben şahsen buna çok önem veriyorum.

Fatih Altaylı One Dergisi'ne Konuştu Habertürkİddialı bir isimsiniz. Yer aldığınız her proje ses getiriyor. Medya dünyasının bir kurtlar sofrası olduğunu ve naifliğin işe yaramadığını düşündüğünüz için mi bu kadar iddialı ve hırslınız?

İddialı olduğum doğrudur. İçinde olduğum projelerde etkili olmak isterim. Ama bunu yaparken de içimden geldiği gibi kıvırmadan konuşurum. Böyle hareket ederim. Bu da bazen fincancı katırlarını ürkütüyor doğal olarak. Yaptığım programlardaki üslubum, soru sorma tarzım eleştiriliyor. Çanak soru sorduğum iddia ediliyor. Bunlar boş laflar. Herkesin istediği sorular soramazsınız. Sorular elbette birilerini rahatsız edecektir. Bu kaçınılmaz.Son yaptığım programda başörtülü bir kızın ‘Humeyni seviyorum, Atatürk’ü sevmiyorum’ demesi üzerine kıyamet koptu. Ama bunun kıza söyleten sorunun kaynağı ben değilim. İnternetten gelen bir bilgi üzerine bu soruyu sordum. Programda çok provakatif sorular sorduğumu söyleyenler oldu. Ben var olan bir bilgi üzerinden soru ürettim. Provakasyon bunun neresinde?

Mesleğinizde genç yaşlardan itibaren yönetici olarak çalıştınız. Bu bir şans mıydı sizin için?

Ben muhabir olmak için başladım bu mesleğe ve kendimi hala muhabir olarak görüyorum. Ama nedense mesleğe başladıktan sonra beni yönetici yaptılar. Ben dedemin yanında büyüdüm. Daha 5-6 yaşındayken dedem beni yönetim kurulu toplantılarına filan götürürdü. Dedem dönemin en başarılı isimlerinden birisiydi. Yönetim kültürümü ondan aldığımı söyleyebilirim. 19 yaşımdayken büyük kuruluşların yönetim kurullarına girdim. Gazeteciliği seçince de yönetim konusunda sahip olduğum birikim bir avantaj oldu benim için.

Fatih Altaylı One Dergisi'ne Konuştu Habertürk Gazetesi Önemli olan çalışmaktır. Hangi pozisyonda çalıştığından çok ne kadar çalıştığın önemlidir. Asil Nadir’in yanında çalışırken Asil Nadir iflas etti ve ben gazetecilikten matbaa yöneticiliğine geçtim. Peki, ne oldu? Matbaa işini öğrendim. Ben gazeteciyim ne işim var burada demedim. Gecenin bir vakti yatağımdan kalkıp işyerine gittiğim, matbaa makinelerini onardığım çok olmuştur. İş başa düşünce yapıyorsunuz.

Eşimle evlenmemize yakın, 2-3 yıldır birlikteyiz; bir gün bana ‘ Fatih bir kere de seni gündüz görsem de neye benzediğini öğrensem’ demişti. (Gülüşmeler). Hakikaten de öyle oldu. 3 senedir çıkıyorduk ama çok enteresandır kızı bir kere bile gün ışığında görmemişimdir. Gazeteci olunca özel hayatınızla ilgili bazı güzellikleri kaçırıyorsunuz.

Dünyanın en iyi gazeteleri olan New York Times ve The Guardian gibi gazeteler bu kadar renksiz ve az resimli iken bizim gazetelerimizin gökkuşağı gibi olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kültürel farklılıktan kaynaklanıyor. Halktan böyle bir beklenti var. Ama içerik olarak baktığınız zaman da bizim gazeteler onlardan kötü değil. Ama şöyle bir fark var. Amerika’da bir kişinin bir yılda okuduğu kitap sayısı ortalama 36. Türkiye’de 1 bile değil. Orda soru şudur: En son hangi kitabı okudun? Biz de ise: ‘kitap okuyor musun?’ Bazı gazetelerde okunacak pek bir şey olmadığı doğrudur. Bazısı da ideoloji orijinli oluyorlar. Sadece yandaşlarına hitap ediyorlar. Mesela Zaman Gazetesi. Aslında Zaman bir gazete bile değil bana göre. Gazetede haber olur. Zaman’da haber yok. Kendilerince entelektüel içerik oluşturmaya çalışıyorlar. Günlük dergi gibi çalışıyorlar yani. Gazete bu değildir. İnsanlar haber okumak için gazete alır.

Fatih Altaylı One Dergisi'ne Konuştu One RöportajıKlişe ifadeyle ‘ne olacak bu Türk medyasının hali?’ Kendi adınıza umutlu musunuz Türk medyasının geleceğinden? Dünya medyasıyla kıyaslandığında bizim medyamız nerde duruyor?

Kaygı duyacak bir durum yok. Türk medyasının gayet hareketli, çeşitlilik arz eden bir yapısı var. Her okuyucu profiline uygun gazete var Türkiye’de. İnternet gazeteciliği çok gelişti. Artık gizli-saklı kalan bir şey yok. Birinin yazmadığını öbürü yazıyor. Yani Türk medyasının durumu zannettiğiniz kadar kötü değil. Türk medyasının dünya medyası arasındaki yerini ülkenin genel durumundan bağımsız düşünemezsiniz. Türk ekonomisinin, siyasetinin dünya üzerindeki etki alanı neyse medyanınki de ona yakındır.

Ekonomik koşullar çok önemli. Mesela Türkiye’de gazeteler Avrupa ülkelerindeki kadar çok satılmıyor deniyor. Türkiye’de Avrupa ülkelerindeki kadar araba satılıyor mu ki? Gazetelerde kültür-sanat sayfası yok deniliyor. Türkiye’de kültür sanat açısından ne oluyor ki gazetelerde olsun.Türkiye’de köşe yazarı enflasyonu var. Yeni gazetemizde köşe yazarı o kadar az olacak ki şaşıracaksınız. Bir gazetede 5 ya da 6 köşe yazarı yeterlidir. Gazetelerde önemli olan muhabirlerdir. Ve her muhabir benim gözümde köşe yazarıdır.

En iyi köşe yazarları bizim gazetede olacak mı bilmiyorum ama en iyi muhabirler orda olacak bundan eminim. Okunma oranı düşük olan Murat Belge gibi ultra-entelektüel yazarlardan ziyade okunma oranı yüksek olan ve halk tarafından yakinen tanınan isimlerle çalışacağız.

Hıncal Uluç bana ‘Fatih senin gazetende yazmak istiyorum’ derse başımın üstünde yeri var. Hıncal Abi önemli, okunan ve kendine özgü bir tarzı olan bir yazar. Ama nerde yazacağına kendisi karar verir. Ben ona transfer teklif etmem ama kendisi gelmek isterse de kapım her zaman açık. Selahattin Duman Türkiye’nin en iyi magazin yazarı. Gerçek anlamda magazin yazıyor. Hem mizahı hem de magazini çok iyi yazıyor. Kendine has bir okuyucu kitlesi var. Mesela eşim hiçbir yazısını kaçırmaz.

Türkiye’de medyanın kamuoyu üzerinde ne kadar etkili olduğunu biliyoruz? Gelişmiş ülkelerde bu durum nasıl? Kamuoyunun medyadan bu denli etkilenmesi sizce normal mi?

Kamuoyunun gazetede yayınlanan haberden etkilenmesi normaldir. Bu dünyada da böyledir. Ama Türkiye’de insanlar yorumdan da etkileniyorlar. Türkiye’de çok fazla köşe yazarı var. Bunun nedeni düşünsel tembellik. İnsanlar pek çok veriyi bir araya getirip değerlendirme yapmaktansa bu işi köşe yazarlarının yapıp hazır bir şekilde kendilerine sunmasını yeğliyorlar. Halkın düşünce tembelliğinden kaynaklanan bir durum. Bu nedenle medya Türkiye’de insanların karar alma süreçlerinde çoğu zaman negatif anlamda etkili oluyor.

Medya dünyasında en çok konuşulan konulardan birisi de ‘etik’ meselesidir. Örneğin Emin Çölaşan’ın etik gerekçelerle Hürriyet’ten kovulduğu açıklanmıştır. Ancak Emin Çölaşan çok farklı nedenlerden dolayı uzaklaştırıldığını iddia ediyor. Genel anlamda Türk medyasının bir etik sorunu var mı sizce?

Türk medyasında etikten en fazla bahsedenler bu camia içindeki en ahlaksız adamlardır. Medyadaki yazarları bir inceleyin. Ahlakla uzaktan yakından ilgisi olmayanların sürekli etik hakkında abuk sabuk yazılar yazdıklarını görürsünüz. Her meslekte ahlaksız adam vardır ama medyada ahlaksız sayısı hiç de az değildir.

One Dergisi 20–40 yaş arası genç nüfusa hitap eden bir gençlik ve kariyer dergisi. Siz de genç bir medya yöneticisisiniz. One okurlarına mesleğiniz bağlamında nasıl bir mesaj vermek istersiniz? Örneğin kariyeri konusunda karar verme aşamasında olan gençlere gazetecilik mesleğini gönül rahatlığıyla önerebilir misiniz?
40 yaş genç mi ya? Dur bunu eşime söyleyeyim. (Gülüşmeler) Gazeteciliği öneririm herkese. Çok eğlenceli bir iştir. Yaptığınız sonucunu çoğunlukla hemen alırsınız. Şimdi yazarsınız ya da bir haber yaparsınız birkaç saat sonra ortalık karışır, kıyamet kopar. Çok hızlı sonuç veren bir meslektir. Aynı zamanda çok tatminkâr ve egosantrik bir iştir. Herkes sizi tanır. Otoparkta sıkıntı çekmezsiniz. Restoranda en iyi masayı size verirler. Şef garson sizi tanır. Size özel indirimler yaparlar. Hatta Hıncal Abi gibi bazı gazeteciler para bile vermezler. Polis trafik hatalarınızda daha toleranslı olurlar. Ama polise rüşvet veremezsiniz. Başınız daha çok belaya girer. (Gülüşmeler). Herkes el altından 50 lira vererek yakayı kurtarırlarken siz paşa paşa cezayı ödemek zorunda kalırsınız. İyi para kazandıran bir iştir. Mesela bizde genç bir muhabir sayıştan başkanından daha fazla maaş alır. Ağır ceza reisleri 3.500 lira alırken bizde 5–6 yıllık muhabirler 4000 den aşağı almazlar. Kısacası gazeteciliği gençlere öneririm. Zaten geleceğin mesleklerinden birisi de medyadır.

Yorum Sahası

Görüş Bildir

Login with Facebook: