Dünyaca Ünlü Mimar Emre Arolat

Emre Arolat Sta Projesi One DergisiModern Türk mimarisi denilince akla ilk gelen isim. Dünya ölçeğinde birçok projenin altında onun imzası var. Son dönemde ise Levent’e yapılacak olan Zorlu Center projesiyle gündemde. Sektörün en prestijli ödüllerine adeta ambargo koymuş durumda. Emre Arolat Architect’in sahibi dünyaca ünlü mimar Emre Arolat mesleki sergüzeştini ONE Dergisi’ne anlattı.

Röportaj: Ömer Üner

Emre Arolat Architects ne zaman ve nasıl kuruldu? Bugünlere nasıl geldi? Ve daha çok ne tür projeleri yürütmektedir?

Üniversiteden mezun olduktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim ve bir yıl kadar Washington D.C.’de Metcalf and Associates isimli mimarlık bürosunda çalıştım. 1987’de tekrar İstanbul’a döndüm ve annemle babam tarafından 1961 yılında yılında kurulan Arolat Mimarlık’ta çalışmaya başladım. 5 yıl içinde tasarımcı ortak haline geldim. EAA’yı ise 2004 yılında Gonca Paşolar ile kurduk. Şimdi annem ve babam da bu firmanın onur ortakları ve yine hep birlikte üretiyoruz.

Projelerin büyüklüğü veya işlevleri cazibe adına bizim için herhangi bir öncelik kriteri içermiyor. Yapılan işin dünya görüşümüze aykırı olmaması kaydıyla, kentsel tasarımdan tek aile konutuna kadar her türlü ölçek ve kullanım biçimi bizim için aynı hassasiyetle üzerinde çalışmaya değerdir. Ancak kamusal kullanım olanakları fazla olan projelerden daha çok heyecan duyduğumuzu itiraf etmeliyim. Son dönemde konjonktürel bir durum olarak genellikle hayli büyük ölçekli ve karma kullanımlı yapılarla uğraşmaktayız.

emre Arolat One Dergisi'ne Konuştu Emre Arolat röportajıKimi mimari konuların zaman zaman sektör dışında da gündeme gelmesi ve bazı ticari parametrelerle açıklanmaya çalışılması siz mimarları rahatsız ediyor mu?

Mimarlar rahatsız olmak yerine bunu modernleşen toplumun normal bir hali olarak görmeli. Kuşkusuz ateş düştüğü yeri yakar, hiçbir mimar yaptığı bir proje veya gerçekleştirdiği bir yapı hakkında olumsuz konuşulmasını istemez. Ancak bir mesleğin “piyasa” ölçeğinde popülerleşmesi, onun aynı zamanda toplumsallaşması açısından umut vericidir. Belki de hariçten yapılan konuşmalar hiçbir zaman mimarların düşlediği gibi bir sofistikasyon içermeyecek. Kaldı ki gelişkin merkez ülkelerinde dahi mimarlıkla ilgili bu tür laflar pek de kayda değer önermeler içermiyor. Doğrusu bu coğrafyada da farklı bir durumu ummak için geçerli bir neden yok elimizde. Eve fare girmesinden de çatının akmasından da mimar sorumlu olabiliyor kolaylıkla. Ancak sadece konuşuluyor olması dahi bu meslek için önemlidir kanımca.

İstanbul için artık kentsel dönüşümünün mümkün olmadığı söyleniyor…

Böyle bir şeyin mümkün olup olmadığından ziyade, öncelikle gerekli olup olmadığını tartışmak daha faydalı olur. İstanbul’un çeşitli yapısal dertlerinin olduğu aşikar. Söz gelimi kaçınılmaz depreme ne denli hazırlıksız olduğunu herkes biliyor. Ancak bu konuda kayda değer bir önlemin alındığını kimse iddia edemez. Ne merkezi yönetim ne de yerel yönetimler henüz yeteri kadar yol katedemediler. Bu işin mali boyutlarının hayli kabarık olduğu kesin. Ancak esas sorun hikayenin sosyo-ekonomik manzarası ile ilgili. Depremde en büyük zararı ekonomik olarak en güçsüz olan sınıfın göreceği bir gerçek. Bu henüz yüksek sesle telaffuz edilmedi. Belki de deprem sonrasına dek hiç edilmeyecek. Dahası bunun bir tür temizlik olacağını düşünen bir sürü insan var ve yazık ki bu melun düşüncenin giderek normalleştiği bir ortamda yaşıyoruz. Öte yandan ben İstanbul’un bu bağlamda ele alınacak bir rehabilitasyon dışında herhangi bir yenilemeye gereksinimi olmadığını düşünenlerdenim. Son dönemde kentsel dönüşüm projeleri adı altında yapılanların önemli bir bölümü ciddi toplumsal suçlar içeriyor. İstanbul çok güzel bir şehir.

Ceşme Residences Hotel Emre Arolat One Dergisi RöportajıMimari giderek teknik enstrümanlarla icra edilen bir iş haline geldi. Bu onu sanat olmaktan çıkarır mı? Bu bağlamda Mimar Sinan’la günümüz mimarlarının ayrıştığı, benzeştiği noktalar neler?

Mimarlık her dönemde belirli teknik enstrümanlar yardımı ile yapılan bir iş. Benim anlamlı bulduğum mesleki etkinlik tarifinde bu enstrümanların asal üretim potansiyellerini doğrudan etkilemediğini söyleyebilirim. Kanımca ilk dönemden beri hiç değişmeyen tek olgu bu mesleğin zihinsel kanalı. Düşünce mimarlığın ana enstrümanı. Bu bağlamda yapılacak bir değerlendirmede Sinan ile bugün üreten mimarlar arasında önemli bir fark olmadığı pekala iddia edilebilir.

Zorlu Center Projesi Emre Arolat One Dergisi'ndeMimarlık eğitimine yönelik özgün fikirleriniz var. Sorunun salt eğitici-öğrenci bağlamında olmadığını söylüyorsunuz.

Evet doğru. Kuşkusuz bu konudaki ana aktörlerin performansı önemli. Ama bunun kapalı bir devre olmadığı da bir gerçek. Bu coğrafyada neler yaşanıyorsa, yönetimler hangi kültürel kanalları zorluyor ve açıyorsa mimarlık eğitiminin de bu tür yönelimlerinin olması kaçınılmaz. Eğitimin ana aktörlerinin, bu mekanizmayı oluşturan örüntünün içinde bir tür muhalafetsizlik ve kabullenmişlik durumunun olduğu aşikar.

Son projelerinizle ilgili bilgi verir misiniz?

İçinde konut, alışveriş, ofis ve kültürel tesis işlevleri olan Zincirlikuyu Zorlu Center Kompleksi, yaklaşık 2000 konutluk Sinpaş Halkalı Yerleşmesi, Makyol Etiler Turizm Merkezi, Ağaoğlu Milas Yerleşmesi ve Golf Oteli, Aşçıoğlu ile Mecidiyeköy Likör Fabrikası’nin yerinde yer alacak kompleks, yine Aşçıoğlu ile Bodrum’da bir yerleşme, Permak ile Bodrum Yalıkavak bölgesinde yaptığımız bir başka yerleşme, Sitev İnşaat Bursa Bademli Yerleşmesi, Metal Yapı için Güneşli’de yaptığımız konutlar, Güneydoğu bölgesinde büyük ölçekli bir alışveriş merkezi, İş Gyo İzmir Bayraklı’da yüksek katlı konut, ofis ve alışveriş merkezinden oluşan kompleks, yine aynı bölgede Folkart Yapı yüksek katlı ofis kompleksi, Folkart’ın Narlıdere ve Mavişehir konutları, Tekfen Kağıthane ofisleri, yine Kağıthane’de Dost Yapı ile başladığımız kompleks, Maslak’ta Saral-Ciya yüksek katlı ofis yapısı, Bodrum Limanı’nın hemen arkasında Çağdaş İnşaat için yaptığımız bir proje, Zorlu Grubu için İzmir’de yaptığımız yüksek katlı bir konut yapısı, Beşiktaş Belediyesi için 3. Levent’te tasarladığımız bir katlı otopark ve Dragos Bölgesi’nde yapılacak bir kentsel tasarım davetli yarışması için hazırladığımız proje, son dönemde üzerinde uğraştığımız konular.


Emre Arolat Dalaman Havaalanı One Dergisi RöportajıZorlu Center projesinde son durum nedir? Basında iki projenin birleştirileceğine dair haberler çıkmıştı.

Zorlu Center için proje elde etme sürecinin Türkiye’deki diğer örneklerle kıyaslandığında merkez ülkelerde bu büyüklükteki projeler için yaşanan süreçlere en çok benzeyeni olduğu söylenebilir. Önce uluslar arası platformda bir çağrı yapılarak tüm mimarlardan bir tür yeterlilik başvurusu istendi. Mimarlar ve akademisyenlerin çoğunlukta olduğu bir kurul, gönderilen yüzlerce dosya içinden bu özgül işe en uygun olduğunu düşündüğü 14 grubu seçti. Daha sonra bu gruplar hayli iyi hazırlanmış bir yarışma şartnamesine uygun olarak projeler hazırladılar. Bu aşamada hem Charles Correa, Fumihiko Maki, ve Martin Filler gibi uluslar arası mimarlık dünyasının bilindik isimlerinden hem de Prof. Dr. Haluk Pamir ve Ömer Kanıpak gibi Türkiye’de bu konuya gönül vermiş meslektaşlardan kurulu bir jüri, hazırlanan bu projeler arasından dört asıl, bir de yedek proje seçti. Bundan sonrasında özellikle alanın daha iyi tanınması ve Zorlu Grubu’nun yönelimlerinin daha açık bir biçimde yansıtılması adına, seçilen tüm projeciler ile ayrı ayrı görüşmeler yapıldı. Bu sürecin belirli bir aşamasında EAA projesi ile Tabanlıoğlu projesi bir biçimde iç içe geçti ve bir tür ortak projeye dönüştü. Daha sonra KTVKK, yani piyasada bilinen adıyla Anıtlar Kurulu, bu projeyi uygulanmak üzere seçti. Şu anda belediye ruhsat projelerinin hazırlığı sürmekte.

Emre Arolat Mimarlık One DergisiMimarlara toplumsal misyonlar yüklenmeli mi? Yani bir mimarın toplumu yüceltme gibi bir yükümlülüğü var mıdır?

Bu konu mimarlık mesleğinin adının konmasından beri farklı mecralarda tartışılır. Mimarlığın yüce bir sanat olduğunu düşünen ve hayli kalabalık olan kanat için mimar her türlü yaratım özgürlüğüne sahip, ortaya güzel şeyler çıkarmak üzere uğraş veren, dünyaya pembe gözlükle bakan ve gördüğü her yeri kendi beğeneceği hale dönüştürmeye kararlı birisidir. Onun eşsiz ruhu ve kerameti kendinden menkul virtüözitesi neticesinde ortaya çıkan eserler bir tür dokunulmazlık perdesi arkasında yer alır. Bu yönelimin herhangi bir toplumsal düşünce içermediği açıktır. Zaten bu kesimin inancına göre toplumu oluşturan sığ çoğunluk mimari üründen de diğer iyi şeylerden de pek anlamaz. Bunlar sadece sanatçıların ve tabii ki mimarların kendi aralarında değerlendirebildikleri nesnelerdir ve bu anlamda seçkin(ci) bir sınıfın malıdır. Bunları bu şekilde söylememden kolayca tahmin edilebileceği üzere, ben mimarlığı pek de öyle yüce bir sanat olarak görmüyorum. Mimarlık bir hizmet mesleğidir ve pek tabii ki toplumsal sorumlulukların öne çıktığı bir alandır. Sorunuzdaki toplumu yüceltme tarifi biraz abartılı bir iddia da olsa bir ideal olarak mimarın aklından hiç çıkarmaması gereken bir hedef olmalıdır. Kuşkusuz mimarlık etkinliğinde bütün bunlar yer aldığında da, ortaya çıkan ürün toplum tarafından seviliyor, onu kullananlara veya izleyenlere keyif veriyorsa bunun bir sanat yapıtı olduğu iddia edilebilir. Ancak bunun bir tür tek hedef olarak algılanmasının verimli bir durum yarattığı fikrinde değilim.

ünlü mimar Emre Arolat One Dergisi'ne meslek yaşamını ve sektörü anlattıDalaman Havalimanı projenizle çok önemli bir ödül olan AR Awards for Emerging Architecture ödülünü kazandınız. Ödülün gerekçesi projenin çevreye olan duyarlılığı… Diğer projelerinizde de bu duyarlılığı gözetiyor musunuz?

EAA’da her projeyi kendi potansiyelleri bağlamında değerlendirip tam da o özgül durumun açılımını yapmak üzere kurguladığımız bir mimari yönelimimiz olduğunu söyleyebilirim. Ancak yine her projede olabildiğince hesaba kattığımız ve bir anlamda ortak özellikler olarak sıralayabileceğimiz kaygılarımız var. Çevreye karşı olabildiğince duyarlı olmak da bunlardan biri sanırım.

Beğendiğiniz, örnek aldığınız mimarlar var mı?

Daha gençken sürekli takip ettiğim birkaç mimar vardı. İnsan belirli bir dönemi geride bıraktıktan sonra sanırım daha eleştirel ve mükemmeliyetçi oluyor. Bu anlamda bir rol modelim yok doğrusu. Yine de Peter Zumthor, Paulo Mendes da Rocha gibi kendi özgül dünyalarını oluşturmuş ve içinde yaşadığımız “gösteri toplumu”nun kapitalist ilişiler ağının ürettiği tuzaklarından uzak kalmayı becerebilmiş çok az sayıda mimarı önemli bulduğumu söylemeliyim.

ONE Dergisi olarak her yıl insanlığın genelini ilgilendiren bir sorunu sosyal sorumluluk teması olarak belirleme kararı aldık. Bu yıl ki temamız çevre. Bu bağlamda gençlere önerileriniz…

Tek başlarına bu dünyayı değiştirebileceklerine inansınlar.

EAA sahibi Mimar Emre Arolat One'a konuştuMimarlık okuyan ve bu alanda ilerlemek isteyen genç ONE okurlarına ne söylemek istersiniz?

Onlara da aynı şeyi söylemek isterim. Ortamda müthiş bir karamsarlık ve inanılmaz bir kabullenmişlik var. Bunu eleştirsinler. Çok okusunlar. Dünyayı, uzak ve yakın geçmişte olanları ve bugün yaşananları öğrenip takip etsinler. Merak etmekten yılmasınlar ve olabildiğince gezip görsünler. Gezerken de okusunlar, okurken düşünsünler. Sorgulayarak ve inandıkları gibi üreterek dirensinler. Eğer haklılarsa bir gün mutlaka olacaktır.

İSTANBUL SORULARI

İstanbul’u eski İstanbul’un naifliğinden uzaklaştıran birçok neden sayılabilir elbette ama sizin aklınıza ilk gelen…

Boğaz köprüsü

İstanbul’u en iyi anlatan şiir/öykü/roman…

Cevdet Bey ve Oğulları’nı Amerika’da çalışırken okuduğumu ve İstanbul’u ziyadesiyle özlediğimi hatırlıyorum. Yirmi yılı geçti, henüz daha etkili bir okumam olmadı İstanbul’la ilgili. Kuşkusuz bu çok kişisel bir yargı.

Emre Arolat Mimar One Dergisiİstanbul’u en iyi anlatan mimari eser…

Bir yapının tek başına İstanbul’u anlatması olanaksız. Bu tür sembolleştirmelerle aram hiç iyi olmadı. Tarihi yarımada, Haliç’in iki yanı, Galata, Beyoğlu ve Teşvikiye ekseni ile Boğaziçi, belirli bir dönemin bugünkü suretini oluşturuyor. Yeni İstanbul ise bu eksenle neredeyse hiçbir fiziksel benzerlik içermiyor.

Modern İstanbul’a yapılmış en büyük ihanet…

İnşa edilirse 3. köprü.

İstanbul’un en sevdiğiniz hali…

Baharlar.

İstanbul tek bir semt olsaydı, hangisi olsun isterdiniz?

Olur mu hiç öyle şey?

Yorum Sahası

  • demet coşkun diyor ki:

    şehir için hiç endişesi olmayan, topluma uzak mimarlarlarımızdan ne demek bu bir biina bina olmak için yapılır sadece yapanın beğenmesi yeterlidir toplum beğense ne olcak beğenmese ne olacak binayı yıkarlarmı ne istiyorsunuz beton üzerine sıvanmış roma tarza alçı sıvası mı iğrenç bırak toplumdan uzak kalsın insan yalnız kedine dışardan bakarsa anlar ve çözüm üretir gerisi sadece oyalanmaktır. sadece 16 yaşındayım ve bu frezaleti erken anlamaktan memnunum

  • Anonim diyor ki:

    O yorumu Faruk Sarac yazmis olamaz.

  • FARUK SARAÇ diyor ki:

    canım arkadaşım emre orolat sen çok sevdiğim bir mimarsın senin eserlerini çok beyeniyourm.İnşallah ileride Mimar Sinan gibi ünlü bir mimar olursun…

    SEVGİLER İLE:FARUK SARAÇ

  • Anonim diyor ki:

    şehir için hiç endişesi olmayan, topluma uzak mimarlarlarımızdan.

  • Anonim diyor ki:

    eserleriniz gerçekten göz kamaştırıcı . Bir gün ben de mimar olursam yolunuzdan devam etmek isterim .

  • Anonim diyor ki:

    modern çalışmalar için statükolar ekseninde hapsolmuş, popüler mimarımız…

  • gülten köse diyor ki:

    eserlerinize hayran olmamak eldemi

Görüş Bildir

Login with Facebook: