Cem Yılmaz’ın Yaptığı Ahlaksızlık

ali atıf bir one dergisi röportajıPaletinizde çok fazla renk var. Akademisyenlik, yazarlık, profesyonel yöneticilik, iletişim uzmanlığı, sunuculuk, oyunculuk… Aşağı yukarı aynı dönemlerde iletişim fakültesi dekanlığı da yaptınız oyunculuk da. Bu çok rastlanılan bir durum değil. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Bir kere insanın sevdiği işi yapması önemli. Bu bana zor gelmiyor. Çoğu röportajlarımda da söylemişimdir; ortaokul lise çağlarımın tamamında bir oyunculuk mesleğine yönelişim var ki; bu üniversite çağlarında da devam etmiştir. Hatta konservatuar deneyimlerim de olmuştur. Fakat üniversiteden sonra akademisyenliğe adım attım. 1984’de asistan oldum. O zamandan beri de üniversitedeyim. İletişim fakültesi kapsamında hem bu işin kuramını ve öğretimini yaparken, hem de becerilerimi ve öğrendiklerimi uygulama alanında da sürdürdüm. Yazı yazıyorum, on yıldır yazarlık yapıyorum. İletişim fakültesi öğretim üyesi yazarlık yapmayacak da kim yapacak? Buna bakmak lazım. Çok sayıda firma ile bilimsel, akademik araştırma projeleri geliştiriyor ve onların çeşitli alanlardaki sorunlarına çözüm buluyorum. Bu Amerikan ve Avrupa tarzı akademisyenliktir. Bunu da keyifle yapıyorum. Her şeyin özünde sevdiğin işi yapmak var. Sevdiğin ve kendini ifade ettiğin işi yapıyorsan bence bir sorun yok.


ali atıf bir markalar one dergisiKöşe yazılarınızda polemiğe yatkın ve aykırı bir üslubunuz var. Bu nedenle kendinizi sık sık tartışmaların içinde buluyorsunuz?.

Türkiye’nin medya yapısı buna uygun. Ben medyada yazmaya başlayınca gerçekten bu işte biraz daha niteliği yüksek ve bu iş için yetiştirilmiş insanları bulacağımı zannediyordum. Ama baktığım zaman, Türkiye’de birçok meslekte olduğu gibi, şans eseri medyaya, gazeteye girmiş insanlar gördüm karşımda. Seviyeyi akademik olarak yükseltmenin Türkiye’de mümkünatı yok. O halde bazı şeyleri başarabilmek ve sesini yükseltmek için onlarla mücadele etmek gerekiyor. Polemiklerimin sebeplerinden biri de bu. Çünkü gazeteceliği iğrençleştirenler var. Avrupa ve Amerika standartlarında olmayan haberciliği Türkiye’ye yutturmaya çalışanlar var. İki yüzlü, beş yüzlü köşe yazarları, on yüzlü patronlar var. Zaman içerisinde bunları doğrudan söylemesem bile izleyicileri ve okuyucuları bu yönde eğitmek gerekiyor. Ben böyle bir görevi yüklendiğimi düşünüyorum; bu sebeple de bazen sinirlenip yazdığım da oluyor.

Peki bu özelliğinizden rahatsız oldunuz mu hiç? Daha sonra pişman olmanıza neden olan çıkışlar yaptınız mı?

Hayır hayır, ben şu ana kadar yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım; ama ders aldım. Eğer dürüst isen, doğru isen ve de yaptığın şeyin doğru olduğunu bilen, özünde iyi bir insan isen zaten bir şeyden pişman olmuyorsunuz.

Türk reklâm endüstrisini nasıl buluyorsunuz? Dünya ölçeğinde reklâmlar çıkıyor mu sektörden?

Türkiye global köyün bir parçası fakat reklâm kültürel bir olgu. Bir Amerikalı Recep İvedik’e Kazakistan’daki Borat gibi bakar. Borat Kazakistan’dan çıkan Amerika’da yaşayan birisi, ondan Kazaklar iyi anlar. Recep İvedik’ten de en iyi Türkler anlar. Çok iyi reklâmcılarımız var. Türkiye’yi çok iyi takip ediyor ancak dünya çapında iş yapmayabilir. Bu demek değil ki reklâmcılarımız dünya standartlarında iş yapamazlar. Dünya standartı nedir derseniz: Dünya standartlarında gazetecimiz , doktorumuz , depreme dayanıklı evlerimiz, şehirleşmemiz, atmosferimiz, çevreyi koruma politikamız mı var ki; reklâmcılığımız dünya standartlarında olsun. Bunların hepsi birbiri ile iç içe olan şeyler.

cem yılmaz one dergisi ali atıf birReklâmda sürekliliğe nasıl bakıyorsunuz? Örneğin Mavi Jeans yıllardır “Çok oluyoruz” konseptinden beslenen reklamlar yapıyor.

Reklamda süreklilik değil, markada süreklilik vardır. Bunları birbirine karıştırmamak lazım. Marka olmanın önemli yanlarından bir tanesi de iletişimde sürekliliktir, aynı şeyi farklı şekilde söylemektir. Eğer bunu başarabilirsanız; aynı şeyi döndürüp dolaştırıp farklı yaratcı uygulamalarla sürekli söyleyebiliyorsanız, marka oluyorsunuz. Aksi halde insanların aklında bir gün başka, diğer gün bambaşka kalırsınız.


Türkiye’de reklamcılar inanmadıkları ya da yalan söylediğini bildikleri ürünlerin reklamlarını yapıyorlar mı? Yani reklamlara güvenmeli miyiz?

Bence şu anda gazete ve televizyonlarda baktığınız zaman en inandırıcı olan şey reklamlar. Bu sebeple reklamlara sonuna kadar inanabilirsiniz. Zaten hiç kimse aptal değil, bir kere ürünü aldığınız zaman ne olduğunu anlıyorsunuz. Reklamların dışında her şey çok daha yalan.

Reklamlarda oynayan ünlülerin çoğunlukla ürünün önüne geçtiği söylenir. Sizce de bu bir handikap mı? Dünyada bu işler nasıl yürüyor?

Bu yalnızca Türkiye’deki bir mesele değil. Ünlü oynatmanın risklerinden bir tanesi ünlünün daha fazla konuşulması ve markanın o reklam içerisindeki vaadinin geride kalmasıdır. Bunu yapabilenler var, yapamayanlar var. Acaba şu anda Recep İvedik çok konuşulduğu için 8 ykr indirim geride mi kaldı? Evet, biraz Turkcell’de böyle bir risk olmaya başladı. Recep İvedik çok öne geçti ama 8 ykr geride kaldı. Bu kesinlikle şu anda söylediğiniz şeyin gerçekleştiğini gösteriyor. Doğru stratejiydi ama yanlış çalışıyor şu anda.

ali atıf bir one dergisi reklamOyunculuk yapmanız zaman zaman eleştirildi. Bu deneyimlerinizin kariyerinizi olumsuz anlamda etkilediğini söyleyenler oldu. Sizin bu anlamda bir pişmanlığınız oldu mu? Devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Siz şu anda ekrana çıkın, üç gün sonra sizi eleştirmeye başlarlar. Herkesin sizi sevmesi mümkün değil ve bu sebeple tabi ki sizi eleştirecekler. Ekrana çıkmanın, ünlü olmanın, adınızin bilinmesinin riski; sevenlerin kadar sevmeyenlerin de olmasıdır. Tarkan örneğin; yüzde ellimiz bayılıyor, yüzde ellimiz sevmiyor. Coca Cola’yı seven de var, nefret eden de var. Marka olmak biraz böyle bir şey.

Cem Yılmaz yaptığı reklâmlara sektör içinden gelen tepkilere karşı “25 yaşındaki metin yazarlarına mı kalmış reklâmcılığımı eleştirmek” diye yanıt vermişti. Reklâmcılığın eğitimini almış çekirdekten reklâmcılar aldıkları maaşla zor geçinirken, Cem Yılmaz’ın yazdığı, yönettiği ve aynı zamanda oynadığı reklâmlardan voleyi vurmasında sizce de bir paradoks var mı?

Cem Yılmaz çok zeki bir insan ve bu sektörde önemli birisi. Bu bir meslek. Bu işten para kazanabiliyorsa, markaya hizmet edebiliyorsa bunda sorun yok. Dediğim gibi bu bir meslek. Bu meslek içerisinde söylediğimiz şey şu: Reklamcılığı aşağılama, reklamcılık mesleğine yukarıdan bakıp “ben her şeyi bilirim zaten” deme. Para kazanıyorsunuz sonuçta bu işten. Cem Yılmaz bugün bir reklam ajansına girse, iyi bir Kreatif Direktör olur. Ama bununla yetinemez. Çünkü Cem Yılmaz’ın senaryo yazmak, oynamak, reklamcılık, güldürmek, espri yapmak gibi bir çok özelliği var. İşini severek yapıyor ve bundan para da kazanıyor. Ama bu “onlar kötü, ben iyiyim” demeyi gerektirmiyor. Reklamcılığın çeşitli standartları var. İnsan karnının doyduğu kaba pislememeli. Karnın o kaptan doyuyorsa pislemek doğru değil, ahlaksızlıktır.


ali atıf bir one dergisi söyleşisiReklâmın sanatla örtüşen bir tarafı var mı? Reklâmcılara sanatçı diyebilir miyiz?

Reklam kapitalizmin resmi sanatıdır. Sanatı kullanır. Fikrin uygulanması açısından sanatı ve sanatçıyı kullanır. Bakılabilir, izlenebilir istatik değerlerin yüksek olması gerekir.

Reklamcılara toplumsal misyonlar yüklenmeli mi? Yani bir reklamcının yaptığı reklamlarla toplumu yüceltme gibi bir yükümlülüğü var mıdır?

Reklam insanların beyninde damla damla etki yapsın diye sürekli kullanılan bir unsurdur. Diziler herkes izlesin, hatta beş kere izlesin diye çekilmez. Ama reklâm herkes izlesin ve beş kere izlesin diye çekilir. Reklamcılığın toplumsal sorumluluğu bu anlamda ekrandaki, gazetedeki diğer unsurlardan çok daha fazladır.

ONE Dergisi olarak her yıl küresel ısınma, susuzluk ve çocuk ölümleri gibi bir konuyu derginin sosyal sorumluluk teması olarak belirleme kararı aldık. Bu yılki temamız küresel ısınma. Bu konuda yeterince bilinçli misiniz? Daha yalın bir deyişle, dünyamızın daha fazla ısınmaması için bugüne kadar neler yaptınız, bundan sonra neler yapacaksınız?

Evet kişisel olarak bulundum. Ve gerçekten de buna istekli olarak bulundum. Kullandığım araç 4000 motordu 2400’e indirdim. Küresel ısınmanın önemli amaçlarından biri ne derseniz “karbondioksit solunumunun azalmasıdır” derim ve bütün dünyada bu yönde bir ilerleme var. Kullandığınız her türlü şeyden sorumlu olarak atmosfere daha az karbondioksit gazı salacaksınız. Ben de kendi adıma bunu yaptım. Eğer mümkün olursa daha fazlasını yapmaya hazırım.

Son olarak iletişimci olmak isteyen ONE okurlarına ne önerirsiniz?

İletişim’de okuyan ONE okurları için iletişim sektöründe çalışmak bir seçenek. Herkes her yerden mezun olup çalışabilir. Ama iletişim fakültelerine gelip iletişim yaşam biçimini benimseyen eğitimi muhakkak alsınlar. İletişimcilik gerçekten çok keyifli bir şey.

Röportaj: Cihat Alkış – Selim Türkan

Fotoğraf: Selim Türkan

Yorum Sahası

  • Murat diyor ki:

    Sayin hoca yedigi kaba pislememeyi iyi bilir gercekten. Onune surulen kaptan karnini doyurdukca ne kadar sadik bir canli turu oldugunu Bugun gazetesindeki yazilarindan takip edebilirsiniz…

Görüş Bildir

Login with Facebook: