Banu Güven’in Ekran Karizmasına Sahip Olmak İsterdim
NTV’nin dış haberler editörü… Birçok dergi ve gazetede muhabirlik ve yöneticilik yaptı. Uluslararası öneme sahip isimlerle yaptığı röportajlarla dikkat çekti. Etkileyici kariyeri, İngilizceye hakimiyeti, kendine özgü ekran tarzı, kısa ve sarı saçları ile meslektaşları arasında bir özgün bir yer edinen Işın Eliçin’le siz ONE okurları için söyleştik.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz Işın Hanım?
1968 İzmir doğumluyum. İzmir Bornova Anadolu Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. Boğaziçi Üniversitesi’nde yarım kalmış bir felsefe master’ım var. Üniversitenin son yıllarında yarı-zamanlı olarak İletişim yayınevinde çalıştım. Sonra sırasıyla Harper’s Bazaar dergisinde yazı işleri müdürlüğü, Aktüel’de editörlük, Esquire’da yayın yönetmenliği, Yeni Yüzyıl gazetesinde muhabirlik yaptım. 1997-99 yılları arasında Londra’da BBC Dünya Servisi Türkçe bölümünde prodüktör olarak çalıştıktan sonra, o dönemde henüz kurulma aşamasında olan Cnntürk’e katıldım. 2002’den beri NTV’deyim. Ayrıca 17 aydır anneyim.
Çekirdekten gelen bir gazetecisiniz. Meslek yaşamınızda bunun faydasını görüyor musunuz? Yani alaylı olanlara göre daha avantajlı olduğunuz söylenebilir mi?
Bu sektörün her alanında (aylık/haftalık dergi, gazete, radyo, tv) çalıştığım için çekirdekten geldiğim söylenebilir, ama doğrusu bu işin okulunu okumadım yani bu sektör açısından mektepli değil alaylıyım. Sorunuzu doğru anlıyorsam, soruda öngörülenin aksine, gazetecilik/iletişim/basın-yayın okuyanlara göre farklı bir disiplinde eğitim görmüş olmak (farklı bakış açıları, genel kültür zenginliği ve esneklik sağladığı için) ve de iyi bir yabancı dil bilmek bana büyük avantaj sağladı. Medyada çalışmak, gazeteci olmak isteyenlere de önerim, mutlaka yabancı bir dili iyi öğrensinler (türkçe’yi de asla ihmal etmesinler, çünkü artık iyi Türkçe bilen de azaldı).
NTV steril çizgisiyle, duruşuyla, yaptığı programlarla ve sosyal sorumluluk konularına verdiği önemle kendi kategorisinde açık ara önde. Böyle bir kanalda çalışmak, hep ön planda olmak yaşamınızı, mesleki algınızı nasıl etkiledi?
NTV Türkiye’deki en kurumsallaşmış medya kuruluşu gerçekten de. Habercilik anlayışı açısından da işimizi evrensel kıstaslarla yapmamız gerektiği gibi yapabiliyoruz büyük ölçüde. Ama sunuculuk boyutu biraz farklı: NTV’nin sizin tabirinizle ‘steril’ çizgisi, sunucuların ekranda ve ekran dışında varoluşlarını etkiliyor. Yani farklarımız olsa da hepimizi NTV sunucusu yapan, ortak bir noktada buluşturan adı konmamış kurallar var (NTV’yi NTV yapan şeylerden biri de bu durum aslında). İstisnalar olsa da, örneğin hepimiz ‘medyatik’ olmaktan kaçınırız, özel yaşamımızın da, ekran görüntümüzün de, yaptığımız işin yani ‘haberin’ önüne geçmesine izin vermemeye çalışırız. Haber sunduğumuz saatler dışında,, hatta haber sunarken bile ön planda olmamaya çalışırız…
Türkiye’nin en çok izlenen haber kanalının dış haberler müdürüsünüz. Haber programları hazırlayıp dünyaca ünlü isimlerle söyleşiler yapıyorsunuz. Meslek yaşamınızın ilk yıllarında böyle bir başarı öngörüyor muydunuz?
Doğrusu felsefe master’ına başlarken akademik kariyer yapmayı düşünüyordum. Ama koşullar gereği bir işe girmem gerekti ve Harper’s Bazaar dergisinde editörlük yapmaya başladım. İş beni sevdi, ben de işi. Üç ay sonra derginin yazı işleri müdürü oldum. Sonra yukarıda sıraladığım dergilerde, hep terfi ederek yeni pozisyonlarda yeni deneyimler edindim. Bir aşamada sıcak haberi de öğrenmek, iyi bir gazeteci olmak istediğimi fark ettiğimde, o dönemin en iyi gazetesi olan Yeni Yüzyıl’a gidip ‘beni muhabir alın’ dedim. Esquire’ın yayın yönetmeniyken bu talepte bulunduğum için biraz yadırgadılar, ama demin de söylediğim gibi iyi dil bilen, hevesli insanlara bu sektörde mutlaka yer vardır; işe alındım. Sonra BBC’de radyo deneyimi ve ardından TV… Uzun lafın kısası; hayır başlangıçta bu noktaya geleceğimi bilmiyordum, üstelik böyle bir hedefim de yoktu. Ama ne yaparsam yapayım, o işi iyi yapmaya çalışacağımı dolayısıyla başarılı olacağımı biliyorum.
Örnek aldığınız bir haberci…
Örnek aldığım biri yok ama ama çok beğendiğim, gıpta ettiğim meslektaşlarım var. Banu Güven’in ekran karizmasına sahip olmak isterdim doğrusu. Onun habercilik tutkusunu, titizliğini çok seviyorum. Mehmet Ali Birand’ın da tutkusuna ve enerjisine hayranım. Cnntürk’te birlikte çalıştığım Çiğdem Anad da hem yönetici, hem de sunucu olarak takdir ettiğim biridir. Uluslararası çapta hayran olduğum haberciler arasında Robert Fisk ve Amira Hass’ı sayabilirim. Tabi Gabriel Garcia Marquez gibi hem iyi bir yazar hem de iyi bir gazeteci olabilmeyi de isterdim.
Gazeteci olmasaydınız…
Felsefeyle uğraşmak isterdim.
Fırsat bulduğunuzda yapmak istediğiniz şeyler…
Osmanlıcamı ilerletmek ve Farsça öğrenmek..
Kısa saçlarınızdan olsa gerek sıkı bir rocker olabileceğiniz izlenimine kapıldık. Öyle misiniz?
Rock, punk, indie dinleyip dans etmeyi çok seviyorum. Ama bu beni rocker yapar mı, kuşkuluyum.
Bazen saatlerce süren canlı yayın programları yapıyorsunuz? Canlı yayın bu işin tiyatrosu bir bakıma. Hata yapma lüksünüz yok. Bizimle paylaşabileceğiniz ilginç bir canlı yayın anınız var mı?
Spesifik bir olay hatırlamıyorum ama zamanın ne kadar görece olduğunu anlamak için canlı yayın gibisi yoktur. Sunucunun üç saniyeyi algılayışıyla seyircinin üç saniye algısı arasında öyle büyük bir fark var ki. .
Yaptığınız röportajlar arasında sizi en çok heyecanlandıran…
İlk aklıma gelen 2003 Ocak ayında yaptığım Ken Nichols O’Keefe röportajı. Irak’ın işgali öncesinde, 1. Körfez savaşına katılmış ama Irak’a yeniden saldırı gündeme gelince savaş karşıtı olmuş eski bir deniz piyadesiydi. Benim yaptığım röportaj ile dünya çapında sesini duyurdu. Onu, kendi internet sitesi aracılığıyla bulmuştum ve gerçekten de onu canlı yayına çıkarmak ses getiren önemli bir iş olmuştu. Noam Chomsky, Tarık Ali ve Gilbert Ashcar’ı, üçünü biraraya getirip, yine Irak savaşı öncesinde yaptığım röportaj da başarılı, iyi bir işti. 2000 yılında Yaser Arafat’la yaptığım röportaj sırasında da çok heyecanlanmıştım, çünkü ilk büyük röportajımdı.
Paulo Coelho’nun George W. Bush’a yazdığı bir mektup sizin çevirinizle yayınlandı ve özellikle internette hızla yayıldı. Mektubun içeriğinden hareketle şu soruyu sormak istiyorum. Mesleki ilginiz dışında dünya sorunlarına karşı muhalif bir duruşunuz var mı? Elif Şafak’ın deyimiyle içinizde anarşist ruhlu bir parmak kadın taşıyor musunuz?
Gazetecilik anarşist bir ruh gerektirir. İsrailli gazeteci Amira Hass’ın tarifiyle, ‘gazetecilerin yegane değilse bile en önemli görevlerinin iktidarı denetlemek’ olduğuna inanıyorum.
ONE Dergisi olarak her yıl insanlığı ilgilendiren bir sorunu sosyal sorumluluk teması olarak belirleme kararı aldık. Bu yılki temamız çevre. NTV’nin bu konudaki duyarlılığını, yayın politikasını biliyoruz. Sizin kişisel olarak bugüne kadar bu alanda bir çalışmanız oldu mu, bundan sonra olacak mı?
Özellikle küresel ısınma konusunda yaptığım haber ve yayınların sayısını ne siz sorun ne ben söyleyeyim..
ONE’nin genç okurlarına çevre sorunlarına duyarlılık bağlamında neler söylemek istersiniz?
Çevre sorunları konusunda bilimin sesine kulak versinler… ‘Çevreye çok önem veriyoruz diyenler’e de şüpheyle yaklaşsınlar. Doğayla barışık yaşasınlar…
Teşekkür ederiz Işın Hanım.
Röportaj: Ömer Üner


























hayatta kendine bu kadar çok guvenen kadınlara artık çok az rastlıyoruz.iş ve aile hayatını her zaman en iyi şekilde yürüten BANU GÜVEN i yürekten kutluyorum ve başarılarının devamını diliyorum.
teşekkürler.
Dikkatiniz için teşekkür ederiz. Gerekli düzeltme yapılmıştır.
17 yıllık değil 17 aylık anne olduğunu söylüyor, bebeğinin resminden de bu anlaşılıyor. röportajı yayımlamadan bir okusaydınız, görseline baksaydınız!